BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anadolu lezzetlerini geleceğe taşıyalım

Bu coğrafyada hayat sürenlerin binlerce yıllık yemek ya da sofra kültürü belirli davranış kalıplarının oluşum ve gelişimini de doğurmuştur. Somut olmayan kültürel mirası korumak, saygı göstermek, duyarlılığı artırmak bireylerin olduğu kadar bazı kurumların da görevidir

1989 UNESCO Geleneksel Kültür ve Folklorun Korunması Tavsiye Kararı, 2001 UNESCO Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi ve Kültür Bakanları Üçüncü Yuvarlak Masa Toplantısında kabul olunan 2002 İstanbul Bildirgesinde vurgulanır.
“Somut olmayan kültürel mirasın, kültürel çeşitliliğin potası ve sürdürülebilir kalkınmanın güvencesi olarak önemi büyüktür.”
Somut kültürel ve doğal miras arasındaki köklü ve karşılıklı bağlılığı göz önünde bulundurarak, oldukça zengin bir kültürel miras ve genetik bio-çeşitliliğinin yanı sıra önemli yiyecek üretim-tüketim zincirlerine de sahip olan ANADOLU geçmişte olduğu gibi gelecekte de GASTRONOMİ konusundaki en önemli aktörlerden biri olabilir, olmalıdır. Geleneksel Anadolu lezzetlerinin tadıldığı mekânlar ülkemizde maalesef sınırlı sayıda. Elbette birçok sebebi var, oralara girersek işin içinden çıkmak zor olur. Ancak bilinmesinde çok fayda gördüğüm konular var.  
Anadolu tarımın yanı sıra, hayvancılık alanlarında da yeterince bilgi ve deneyime sahip. Bu yüzden, üretim süreçleri arayışlarında Anadolu’nun bilgi ve birikimi çok değerli. Özellikle, gelecek nesilleri etkileyen yiyecek darlığı tehdidiyle şiddetlenerek olumsuz etkiler doğuran günümüz gıda üretim süreçlerinden geri dönüş, geleneksel ve doğal pratiklerle desteklendiği zaman mümkün olabilir. Yiyecek üretiminde olduğu gibi, tüketim pratikleri konusunda da zengin bir geçmişe ve çeşitliliğe sahibiz.
Sosyal, millî ve dinî açıdan Anadolu’da sofralar; kaynaşma, birlik, dostluk ve barışın ifadesi olmuştur. Anadolu deyimi ile SOFRA AÇMAK; paylaşma kavramının bir başka adıdır. Bu coğrafyada hayat sürenlerin binlerce yıllık yemek ya da sofra kültürü belirli davranış kalıplarının oluşum ve gelişimini de doğurmuştur. Somut olmayan kültürel miras alanları içinde yer alan toplumsal uygulamalar, ritüeller ve şölenler (nişan, düğün, doğum vb. kutlamalar), doğa ve evrenle ilgili bilgi ve uygulamalar (geleneksel yemekler, halk hekimliği, halk takvimi, halk meteorolojisi vb.), ülkemizi kültür anlamında daha da öne çıkarabilir bir çeşitliliğe ve zenginliğe sahiptir. Bu tespitin sonucu olarak somut olmayan kültürel mirası korumak; bu mirasın taşıyıcısı konumundaki toplulukların, grupların ve bireylerin bu değerlerine saygı göstermek; somut olmayan kültürel mirasın önemi konusunda yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde duyarlılığı artırmak ve karşılıklı değerbilirliği sağlamak, bireylerin olduğu kadar kanunla verilen yetkiler çerçevesinde bazı kurumların da görevleridir.
“Koruma” terimi, Kültür ve Turizm Bakanlığının kendi yayınlarıyla ifade ettiği gibi somut olmayan kültürel mirasın yaşamasını güvence altına alma anlamına gelir.
“Koruma” kavramı;
¥ Kimlik Saptaması
¥ Belgeleme, Araştırma, Muhafaza
¥ Koruma, Geliştirme, Güçlendirme
¥ Örgün ve Yaygın Eğitim Yoluyla Kuşaktan Kuşağa Aktarma
¥ Kültürel Mirasın Değişik Yanlarının Canlandırılması gibi yöntemleri içerir.  
Sorum çok açık:
Yukarıda sıraladığım ve büyük çoğunluğu ilgili bakanlıkların kuruluş amaçları ve görevleri olarak bilinen ve maalesef sahipsiz kalan alanlarda Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerlerine düşen görevleri yerine getirmekte midir?
Sayın Cumhurbaşkanı’m birkaç defa buradaki yazılarımla size ulaşmaya, bu büyük problemi dile getirmeye çalıştım ve ısrarımı sürdüreceğim. Sayın Cumhurbaşkanı’m, Türkiye’de zatıalinizin bizzat ilgilenmediği hiçbir konu korkarım çözüme ulaşmıyor.
Lütfen kimliğimizin, geleceğimizin, değerlerimizin var oluşunu ilgilendiren bu konularda etkinizi daha çok hissedelim. Çok yoğun ve önemli bir gündeminiz olduğunun elbette çok farkındayım ama bu konular da hakikaten ülke olarak birlikteliğimizin temel taşları.

Yerel lezzetlerin buluşma noktası: ESKİ TOHUM

Genç, yaşlı, köylü, şehirli ya da kasabalı, Anadolu kadınının elleriyle başlar hikâye... Rengârenk taze sebzeleri, dalından yeni kopmuş meyveleri, kesen, doğrayan, ezen, çeşit çeşit undan yaptıkları hamurları yoğuran, açan, kaynatan, kazanları karıştıran, çalışan eller...
Bu hafta ESKİ TOHUM’da idim. ESKİ TOHUM, kaybolan ya da kaybolmaya yüz tutmuş on dört bin yıllık birikime sahip Türkiye coğrafyası üzerindeki bütün yeme ve içme kültürünü oluşturan malzemelerin ve lezzetlerin arşivlenmesini sağlarken, mutfağımızın gücüne inanmış insanların çoğalması ve Anadolu mutfağının özgün ürünleriyle hak ettiği şekliyle doğru tanıtılması yolunda bir amaç çerçevesinde hazırlanmış konsept bir çalışma.
Geleneksel mutfaklar adına bütün ilgili toplulukların, grupların ve bireylerin kültürel miraslarına saygı göstererek duyarlılık artırmak ve karşılıklı değerbilirlik sağlamak isteyen, doğal ürünlere meraklı ESKİ TOHUM, hem saklama kültürünün inceliklerini aramak hem de her gittiği yerde dostluklar geliştirip yerel insanlarla hazırlama safhasına eşlik ederek kendi perspektifiyle süreci zenginleştirmek üzere yola çıkmış.
ESKİ TOHUM lezzetleri katkısız; koruyucu ve renklendirici içermiyor. Yerel ve mevsimsel malzemelerle ve geleneksel doğal yöntemlerle hazırlanıyor. Gördüğüm o ki ESKİ TOHUM bu yolculuk sürecinde  insanlara  sağlıklı ürün ulaştırmanın huzurunu taşıyor. Anadolu insanını yakından tanıyarak yaşamına, karakterine ve saklama kültürüne olan bakışını misafirleri ile paylaşmaya çalışıyor.
Balikesir’den Gönen baldo pirinç, Çorum’dan kargı tulum peyniri, nohut, pirinç, Elâzığ’dan orcik, koruk sirke, tereyağı, bal, yumurta, kuru domates; Erzurum’dan Karnavas pekmezi, taş otu, İspir fasulyesi, Hınıs fasulyesi, kuru kaymak; Giresun’dan fakaz pekmez, fındık, fındık helvası, ceviz, mısır unu; Hatay’dan halhalı zeytin, nar ekşisi, çıtır kabak, ceviz, zahter, zeytinyağı; Kars’tan gravyer peyniri, kaşar peyniri, Malakan peynir, kavılca bulguru; Kastamonu’dan pastırma, elma eğşisi, siyez bulguru, sarımsak; Malatya’dan kayısı, yarmaca, kara nohut, kayısı çekirdeği; Rize’den çay, bal çeşitleri; Sinop’tan kestane balı, Boyabat pirinç; Tokat’tan çalma pekmez, bez sucuk, yaprak, ceviz, kuşburnu; Tunceli’den Munzur Tekgöz sarımsak; Şanlıurfa’dan sadeyağ, isot; Van’dan otlu peynir; Konya’dan mağara küflüsü, obruk peyniri; Erzincan’dan deri tulum peyniri; Çanakkale’den Ezine peyniri; Balıkesirden Edremit zeytini; Bursa’dan Gemlik zeytini ve daha nice Anadolu’nun özel ürünlerini bulmak mümkün.
Bütün bu lezzetleri tadacağınız enfes bir kahvaltı da sizleri bekliyor.

RESMİN BÜYÜK HALİ İÇİN GÖRSELE TIKLAYIN

 

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615384 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/615384.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT