BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

MÜSLÜMANLARIN İTTİFAKINI BOZAN MÜFSİT GİRİŞİMLER

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook

Modernistler, zamanın değişmesiyle ilgili Mecelle hükmünü, “İslam’ın esasları”na hamlederek kendileri için bir haklılık payı çıkarmak istemişlerdir. Ne gariptir ki, hadis ve fıkıh külliyatını bile şaibeli bulan ve ilan eden, hatta Kur’ân ayetlerini sorgulamaya kalkan Modernistler, bu konuda Mecelle’ye sığınmışlardır. Bu mantığın ne kadar tutarsız olduğu çok açıktır.

 

İslam; mutlak kudret ve irade sahibi, her şeyi bilen, gören ve işiten, bir tek olan, eşi ve benzeri olmayan, doğmamış ve doğurmamış olan, her varlığı hikmet üzere yaratan, hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu yüce Allah’ın, insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları için kulu Muhammed aleyhisselama vahyettiği son dindir.

Bu dinin; Eshab-ı kiram, mutlak müctehid dört Mezhep İmamı ve dirayetli âlimler tarafından asli hüviyeti korunarak ilim dalları itibarıyla esasları belirlenmiştir. Ecdadımız Selçuklu ve Osmanlılar, asırlar boyunca İslam’ın mukaddes kitabı Kur’ân-ı kerim başta olmak üzere, Hadis Külliyatını ve bu iki kaynağa dayanan Akaid, Fıkıh, Siyer, Ahlak ve Zühd’e ait doğru bilgileri bizlere ulaştırmışlardır. Bu bilgilere uymayan fikirler, yorumlar ve mezhepler, bid’at ve dalalet/sapkınlık olarak nitelendirilmiştir.
Hadis-i şerifte beyan edildiği şekilde sevâd-ı a’zam olan “Müslüman çoğunluğu”nun üzerinde olduğu, Hazret-i Peygamber ve Eshab-ı Kiram’ın temsil ettiği “Sırat-ı Müstakim”den ayrılarak bid’at ve dalalete düşenler, şu kavramlar çerçevesinde ele alınabilirler:
 
Mezheplerin Gereksizliği
 
Modernist İslamcıların hiçbiri mezheplerin gerekliliğine inanmazlar. Hedeflerinde Hazret-i Peygamber’in yolunu devam ettiren Sünni yapı olan “Ehl-i sünnet” vardır. İslam coğrafyasında “reform” değil, “ıslah” ismi altında İslam’ı değiştirmeye ve yabancılaştırmaya kalkmışlardır. Bu durumda onların yaptıkları aslında ıslah değil, bir ifsat hareketidir. İslam dünyasında bu konuda Cemaleddin Efgani, M. Abduh ve Reşid Rıza gibi kişiler, Mısır ekolü’nün önde gelen isimlerindendir.
 
Geleneksel İslam
 
Oryantalist Misyonerlerin eserlerinde, özellikle dört mezhebin temsil ettiği Sünni Müslümanlık, “Geleneksel İslam” olarak adlandırılmaktadır. Batı, “Geleneksel Din” tabirini, Hristiyanlıkta reform yaparken kullanmıştır. İncil, kendi din adamları eliyle değiştirilerek ilahî olmaktan çıkarılmıştır. Dinde her türlü otorite saf dışı bırakılmıştır. Akıl ve çıkar, ön plana alınarak, Kitab’ın kutsallığı zayi edilmiştir. Neticede seküler bir din anlayışı “dünya işlerine hiç karışmayan sadece kişinin gönül dünyasıyla ilgili olan bir yapı” ortaya çıkmıştır.
Modernist İslamcı ilahiyatçılar, Hristiyanlıkta uygulanan bu sürecin aynısını, İslam’da da tatbik edilmesini istemekte ve Kur’ân, Peygamber ve Vahiyle ilgili sapkınlığı, hatta küfre varan iddialarını, bu muharref/değiştirilen Hristiyanlık örneğine dayandırmaktadırlar.
Ülkemizde “Geleneksel İslam” kavramının (değerini yitirdiğine inanan) temsilcileri, Rektör, Dekan, Diyanet İşleri Başkanı olabilmişlerdir. Üniversitelerde akademik çalışmalardaki eğilimin de bu yönde olduğu görülmektedir.
Ancak Selçuklu ve Osmanlının Hadis, Akaid ve Fıkıh sistemine gönülden inanan ve bunu uygulayan değerli ilim adamları, şu anda hem Diyanet’te hem de ilahiyatlarda mevcuttur.
 
İslam’da Sekülerizm
 
Batı’da “Aydınlanma” akımı, Kilisenin din ismi altında her türlü zulüm, baskı ve yasaklarına karşı bir başkaldırı ve özgürlük hareketidir. Temel felsefesi, din ile dünyayı birbirinden ayırmak ve her konuda “akl”ı hâkim kılmaktır.
Aydınlanma” felsefesinin İslam ülkelerinde İslam’da da uygulanmasını savunan birçok ilahiyatçılarımız vardır. Protestan İslamcılık da denilen bu akım, bilhassa 29 Mayıs Üniversitesi KURAMER’de Ali Bardakoğlu ve dış ülkelerle yoğun bağlantısı bilinen (Abdullah Gül’ün eski danışmanı) Ahmet Ertürk yönetimindeki faaliyetlerde kendini göstermektedir.
 
Batı Fetişizmi
 
Tanzimat’ta ve özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında Batı ve süfli değerleri, âdeta bir totem ve fetiş kabul edilmiş, İslam ise, korkunç ve karanlık bir dehliz olarak tanıtılmış, hatta bazı yöneticiler, Behçet Kemal Çağlar’ın şiirlerinde ilâh derecesine çıkarılmıştır. Bu fâsit tutum ve anlayış, insan hakları başta olmak üzere, demokratik hak ve özgürlüklerin katledilmesine sebep olmuştur.
1923 tarihinde Millî Eğitim Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) ve  Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) tarafından “Anayasaya dinimiz Hıristiyanlıktır” ibaresinin yazılması, teklif edilmiştir.
1928’de camilere ayakkabı ile girilmesi, sıralar konulması, müzik eşliğinde ibadetin oturarak yapılmasıyla ilgili “Dini Islah Projesi” hazırlanmıştır.
Ezan, 18.7.1932’den 16 Haziran 1950'ye kadar 18 yıl aslına uygun okunamamıştır.
1924’ten itibaren kademeli olarak, ilkokullarda Din Dersi kaldırılmıştır.
Bütün orta dereceli okullarda Din Dersleri, 1 Mart 1926’da programdan çıkarılmıştır.
1935-1948 arasında 13 sene okullarda din eğitimi yapılmamıştır (S. Kalkanoğlu, “İsmet İnönü: Din ve Laiklik”, Tekin Yayınevi, İst.1991)
Sultanahmet Camii, 1939 ile 1945 tarihleri arasında, askerin sevkiyat yeri (yığınağı ve barınağı) olarak kullanılmıştır.
1940-1950 yıllarında çeşitli gerekçelerle 1000’e yakın cami ve mescid kapatılmıştır.
 
Dinî Feminizm
 
2005 yılında New York’ta tarihte ilk kez bir kadın, erkek ve kadınlara cuma namazı kıldırmıştır. Sonradan Müslümanlığı seçmiş olan bu kadın, Amerikalı feminist diyalogçu Amina Wadud’tur. Eylemine yıllarca devam etmiştir. Aynı eylemi, 2017’de Hollanda’ya taşıyarak Oryantalist Misyonerlerin emrinde olduğunu göstermiştir.
Başka bir feminist ve aktivist, Pakistan uyruklu diyalogçu Kanadalı yazar Raheel Raza’dır. Müslüman bir aileden gelip de Kanada’da (2005) ve İngiltere’de (2008) ilk cuma namazı kıldıran kadın olmuştur.
2017’de Almanya Berlin’de kadın imamlı liberal bir cami açılmıştır. İmamı 1970’li yılların sonunda Hristiyanlıktan Müslümanlığa geçen Rabeya Müller’dir. Bu projeyi hayata geçiren, Türkiye kökenli feminist avukat ve yazar Seyran Ateş’tir.
İstanbul Üsküdar’da Çamlıca'daki Subaşı Camii'ne her cuma bir grupla gelen isim, Başbakan'ın (2006) danışmanı Cüneyd Zapsu'nun eşi Beyza Zapsu’dur.
Beyza Zapsu, bir ara İmam Ahmet Yılmaz’a “Namazı cemaate ben kıldırayım, Türkiye'de bir ilki gerçekleştireyim” demiştir.
Bu konuyu (kadınların erkeklere imametini), meşhur feminist Prof. Dr. Beyza Bilgin, Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı ve Elif Şafak, olumlu karşılamışlardır.
   
İslamî Kavramları Değiştirme
 
Hüseyin Atay, “Dinde Reform” adındaki kitabında “İslam’da reform yapmaya ictihad denir. Bundan dolayı her müctehid, reformcudur.” iddiasında bulunmuştur. 
Hayrettin Karaman da, “Kaliteli birçok doktora çalışması, birer ictihaddır.” diyerek, “ictihad”ı terim olmaktan çıkararak sözlük anlamına indirgemiştir. Hâlbuki kadim Ehl-i sünnet kitaplarında, üç Müctehid tabakasından sonra Tahric Erbâbı, Tercih Erbâbı ve Eshâb-ı Temyiz bile müctehid addedilmemişlerdir.
Atay ve Karaman’ın reformcu ve doktoralı müctehidleri, olsa olsa sapkın zemane müctehidleri olabilirler. Hatta bunlar içinden Hadis Münkirleri ve zımnen Peygamberi inkar ederek “Kur’ân Bize Yeter” söyleminde bulunan küfürbaz Prof.lar çıkmıştır.
Karaman, aynı şekilde Ehl-i sünnet kavramını, İmam-ı Maturidî ve İmam-ı Eş’arî’nin Akaid esasları ölçülerini değiştirerek, bid’at ve dalalet fırkalarını da içine alacak şekilde genişletmiştir. Onun gözünde Kaderi inkar eden Mevdudî ve Mason olan C. Efganî bile Ehl-i sünnet’tir.
 
İslam’da Güncelleme
 
İslam, semavî bir dindir. Yüce Allah tarafından Hazret-i Peygamber’e indirilmiştir. Bu dinin emir ve yasakları vardır. Bunlara “hududullah” denir. Şari’/ kanun (hüküm) koyucu, Allahü teâlâ’dır. Peygamber aleyhisselam, bu hükümlerin tebliğ ve tefsirinde yetkili kılınmıştır. Ayet-i kerimelerde onun talimatlarına itaat, Allah’a itaat olarak açıklanmıştır. Bu hüviyetteki İslam’ı insanlara bildirmeyi kendileri için bir görev kabul eden Müctehid ve dirayetli âlimler, İslam’ın rukünları/temelleri niteliğinde olan “zaruriyyat-ı diniyye”yi tespit etmişler ve bununla ilgili kural ve usulleri/yöntemleri belirlemişlerdir.
Buna göre zaruriyyat-ı diniyye’de yapılacak bir değişiklik, İslam’ı değiştirme anlamına gelmektedir. Nitekim bu, Yahudilik ve Hristiyanlıkta uygulanmıştır. Tevrat-İncil değiştirilmiş ve yüce Allah’a oğul isnat edilmiştir.
Ancak İslam’ın esaslarına dokunmadan tali konu ve yönteme ait hükümlerde değişiklik, her zaman mümkündür ve bazı durumlarda zaruridir. Modernistler, zamanın değişmesiyle ilgili Mecelle hükmünü, “İslam’ın esasları”na hamlederek kendileri için bir haklılık payı çıkarmak istemişlerdir. Ne gariptir ki, Hadis ve Fıkıh Külliyatını bile şaibeli bulan ve ilan eden, hatta Kur’ân ayetlerini sorgulamaya kalkan Modernistler, bu konuda Mecelle’ye sığınmışlardır. Bu mantığın ne kadar tutarsız olduğu çok açıktır.
 
Kur’ân Müslümanlığı
 
Yurt içi ve yurt dışı Modernist İslamcıların çoğu, Kur’ân Müslümanıdırlar. Sanki mukaddes Kitap, kendilerine inmiş zehabına kapılmışlardır. Bu tam bir şizofrenik hâldir. Ülkemizde bu beyinsel rahatsızlığa tutulan ilk kişi, Yaşar Nuri Öztürk olmuştur. Senelerce bu konuda çelişkili söylemlerde bulunmuş ve İlahiyatçı, Felsefeci ve Edebiyatçılardan oluşan birçok taraftar kazanmıştır. Sonunda Deizm’de (“Dinde Yaratıcıdan başka bir otorite yoktur”da) istikrar kılarak son nefesini vermiştir.
Şu anda ülkemizde Kur’ân Müslümanlığı bağlıları; “Kur’ân Bize Yeter”,  “Kur’ân’daki Din ve Uydurulan Din” ve “İslam’ı Kur’ân’da Okumak” (M. Nur Doğan, Hilal TV) gibi sloganlar kullanmaktadırlar.
Özellikle Ankara Okulu Yayınevi, İstanbul Yayınevi ve Süleymaniye Vakfı gibi kuruluşlar, “Geleneksel İslam” dedikleri Selçuklu ve Osmanlının temsil ettiği Ehl-i Sünnet’e karşı âdeta savaş açmış durumdadırlar. Bu fasit eylemleri yürütenler arasında ilk sıralarda Mustafa Öztürk, Caner Taslaman, Emre Dorman, Bayraktar Bayraklı, Mustafa İslamoğlu, Abdülaziz Bayındır, İlhami Güler, Ömer Özsoy, Mehmet Okuyan ve yeni yetişmelerden, ayetleri dahi doğru dürüst okumaktan aciz, Kur’ân’daki kadınlarla ilgili miras ve şahitliği sorgulama sapkınlığına düşen, Oryantalist bağımlısı Hadiye Ünsal bulunmaktadır.
Elbette hiç şüphe yok ki, İslam’ı yanlış ve fasit yorumların temelinde Misyonerlik, Oryantalizm ve Dini Anarşizm vardır. Yakın tarihimizde T. Edward LawrenceHempher ve Gertrude Bell gibi yüzlerce, binlerce casus, Osmanlı ve Sünnî İslam’a karşı senelerce çalışmışlardır. FETÖ ve Adnan Oktar yapılanmaları bunun en canlı örnekleridir.
 
Sonuç
 
Pavlov’un deney köpeğinin şartlanmasında görüldüğü gibi Oryantalizm, Reform, Aydınlanma ve Misyonerlik gıdaları ile beslenen ve 1400 yıllık Sünni İslam birikimini bir tarafa bırakıp İslam’ı vahyî olmaktan çıkaran, Sekülerizm’i/Laikliği esas alan ve bu şekilde Batı’nın Şeytanî/Tâgutî tuzağına düşenler, hiç şüphe yok ki, beyinlerini devre dışı bırakmaktadırlar. Bunlar, Batı Oryantalizm’in hedefleri doğrultusunda İslam’ın rukünları olan Kur’ân, Peygamber ve vahyi, aynı Hristiyanlıkta olduğu gibi beşerileştirmeye çalışmaktadırlar. Böylece Hazret-i Peygamber’e münzel/indirmiş olan İslam’ı değiştirip yapay/uydurulan bir “din” hâline getirmek isteyenler, adları, meşrepleri ve unvanları ne olursa olsun, Hak yol olan Sırat-ı Müstakim’den ayrılmakta, Müslümanların birlik ve beraberliğini bozmakta ve yüce İslam’a ihanet etmektedirler.
 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
608355 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/608355.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT