BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ahlak mı yaşatır para mı?

Fatih Selek
Facebook
 
 
Deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan İzmir'deki felâketin ardından "Depremde yoksullar ölür, zenginler ölmez. Hiçbir ünlünün, zenginin enkaz altından çıkarıldığını duymadınız, duymayacaksınız. Ana sorun yoksulluktur" dedi.
Bu sözleri muhalif kesimden bol alkış aldı.
Öyleyse sormak lazım:
Marmara depreminde yaptığı bütün binaları yıkılan müteahhit Veli Göçer yoksul muydu?
Üç gün önce İzmir'de çöken binalar fakir semtlerde mi yer alıyordu? Hayır!
Yedi asırlık Osmanlı binaları sapasağlam dururken yedi yıllık binalar niye dökülüyor?
Türkiye'de eksik olan şey para değil, ahlak!
Bu yüzden kentsel dönüşüm, ne İstanbul'da yapılabildi ne İzmir'de ne başka bir yerde.
Eski Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki iki yıl önce gazetemizin yazı işleri toplantısına katılmış, burada acı bir itirafta bulunmuştu.
Demişti ki: "Kentsel dönüşüm başladığında vatandaş 'Devlet geldi bir evimi aldı iki tane versin' diye düşündü. Belediye 'Planlama yapayım, vatandaşın gönlünü edeyim ama ben de bir şey alayım' diye hesap yaptı. Müteahhit daha çok kazanmanın derdine düştü. Bu kadar açgözlülük ve hırs arasında makul bir şey çıkmadı..."
Eğer esaslı bir tedbir alınmazsa ve İstanbul'da beklenen deprem gerçekleşirse bir senaryoya göre 48 bin bina yıkılacak.
Allah muhafaza bu; İstanbul'da yaşayanların bağıra bağıra bir başına kalması ve ülke ekonomisinin çökmesi demektir.
Peki sebep ne? Yoksulluk mu? Hiç sanmıyorum!
 
 
Kanunî Tepesi
 
Avrupa ülkelerinde faşizm aldı başını gidiyor... Müslümanlar yine hedefte. Fransa ve Avusturya liderleri nefreti körüklüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tepki olarak Fransız ürünlerinin tüketilmemesi çağrısında bulundu.
Biz de yeri gelmişken İstanbul'un manevi kalbi Eyüpsultan'daki tepeye adı verilen Fransız yazar Pierre Loti'nin isminin değiştirilmesi gerektiği yönünde bir haber yaptık.
Eyüpsultan mezarlığında o kadar devlet adamı, ilim ve kalem erbabı dururken Loti gibi birinin isminin bir zül olduğunu ifade ettik.
Sosyal medya yıkıldı. Haykırışımıza destek verenler de "Aklınızı mı yitirdiniz. O tam bir Türk dostuydu" diyenler de oldu.
Pierre Loti (bu gerçek ismi değildir) Fransız bir albaydı. İstanbul'a yedi defa gelmişti. Balkan Harbi sırasında Osmanlı karalanırken Batı basınında savunacak kimsesi yoktu. Pierre Loti 'bir tanıdık' olarak Osmanlı'nın hakkını teslim etti. Bizimkiler de bu sebepten kendisine iltifat gösterdi, İstanbul'a davet etti ve fahri hemşehrilik unvana layık gördü. Loti, imparatorluk coğrafyasından 15 kitap çıkardı. Neredeyse bütün edebî kariyerini bu topraklarda yaptı. Bu topraklardan şöhret ve servet kazandı.
'Tamamen duygusal' sebepler bir yana Loti, evvela Fransa'nın çıkarını düşünüyordu. Mesela Osmanlı'nın Almanya ile Birinci Dünya Harbi'ne girmesini "macera" diye nitelendirdi.
Osmanlı'nın çekildiği bütün yerlerden Fransa'nın ve Fransızcanın nüfuzunun silinmesinden dert yandı. Nitekim onu bu ülkeye pazarlayanlar da içimizdeki Frankofonlardı. Yazar çizer takımının kahir ekseriyeti Fransız gibi yazıyor ve düşünüyordu. Ona hayranlık duymaları ve memleketin en meşhur ecnebisi yapıp baş tacı etmeleri doğaldı. Düşünün 'Pierre Loti Günü' ilan edip "Pierre Loti Dostları Cemiyeti" kuracak kadar ona âşıklardı.
Pierre Loti'nin ismi neden İstanbul'a geldiğinde kaldığı Hasköy, Kandilli, Fındıklı, Çarşamba, Pera, Ortaköy, Divanyolu gibi semtlerde bir yere değil de ara ara uğraşıp çay içtiği Eyüpsultan'daki tepeye verildi?
Hiç şüphe yok, bu hareket bir kompleksin mahsulüydü.
Kanuni Sultan Süleyman, Loti'nin atalarına büyük ticari imtiyazlar tanımış, Fransızlar beş asır boyunca kapitülasyonların ekmeğini yemişti.
Pekiyi hiç duydunuz mu Fransızların herhangi bir tepeye, caddeye, sokağa Kanuni'nin ismini verdiğini? Duyamazsınız!
Onun için bırakın bu kompleksi.
 
 
Burhan Hoca
 
Prof. Dr. Burhan Kuzu vefat etti. Çok renkli bir siyasetçi, çalışkan bir hukukçuydu.
Tartışma programlarının aranan ismiydi. Sol medyanın "Bir hata yapsa da bir pot kırsa da afişe etsek, dalga geçsek" diye teyakkuzda beklediği, reytingi bol bir adamdı.
Anadolu'nun bağrından çıkıp İstanbul'a gelmiş, zorluklar altında okuyup Sorbonne Üniversitesine gitmiş, İstanbul Üniversitesinde sırf dünya görüşünden dolayı yıllarca profesörlük kadrosu verilmemiş bir hocaydı.
İsmi "Uğruna 40 yılımı verdim" dediği "Başkanlık Sistemi"yle özdeşleşmişti. Allah rahmet eylesin. Sevenlerinin başı sağ olsun.
 
 
Melisa çocuk değil mi?
 
Dün Posta gazetesi röportaj yapınca haberim oldu.
Melisa İmrak diye bir kızcağız varmış. Henüz 15 yaşındaymış.
İki gün önce "Best Model of Turkey"de birinci olmuş.
Gazete haberi, kızın bikinili fotoğrafı eşliğinde okurlarına duyurdu.
Kimse bu yarışmaya ve yayınlara tek kelime etmedi. Aksine beğeni topladı. Hürriyet'te bir psikolog "İmrak’ın yaşından dolayı tartışma konusu olmaması gerektiğini düşünüyorum" diye yazdı.
15 yaşında evlenip (kesinlikle bu yaşta evliliği tasvip etmiyorum) çoluk çocuğa karışmış kadınların kocalarına "tecavüzcü" diyenler, Melisaları 'Kraliçe' ilan edip ayakta alkışladı.
İnsan bu çifte standarttan nefret ediyor...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616023 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/616023.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT