BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İbret alınabilse... -1-

Cihan Devleti'mizin en büyük padişahlarından olan Sultan 2. Abdülhamid Han da, yaşadığı devirde kıymeti bilinmeyen ve tıpkı günümüzde olduğu gibi; 'diktatör' ilan edilmiş idi. Ona, 'Kızıl Sultan' iftirasını, devlet ve milletimizin ebedi düşmanları atmış; içimizdeki beyinsizler de, bu aşağılık yaftaya koro halinde iştirak etmişlerdi.
Bu meş'um (uğursuz) koroya, en gür sedaları ile iştirak eden ve Halife-i Müslimin'e düşmanlıkları ile övünen; yalnızca şu iki ismin bilinmesi bile, fitnenin büyüklüğünü anlatmaya kafidir: Said-i Nursi ve Mehmet Akif Ersoy!.. Halkın, dinî ve millî öncülüğüne soyunan bu iki şahsiyetin tavrından sonra; varın, gerisinin halini siz tasavvur edin!
Sultan Abdülhamid'in suçu; şehid kanıyla yoğrulmuş vatan topraklarını, para karşılığında Yahudilere satmamış olması idi! Dış düşman, içimizdeki işbirlikçileri ile el ele vererek, Sultan'ı tahtından indirdiler. İktidarı ele geçiren, İttihat Terakki denilen maceraperest-zorba şürekası; on sene içerisinde koca bir imparatorluğun yerine yeller estirdiler.
Birinci Cihan Savaşı'nın bitimi ile birlikte, Cihan Devleti'miz de bitmiş; bu hazin tabloya, gözaltında tutulan Sultan'ın yorgun ve yaşlı bedeni daha fazla dayanamamış, emanetini Hakk'a teslim etmişti.
Sultan'ın naaşı, İstanbul sokaklarından kabristana taşınırken, halk, apartmanların pencerelerine doluşmuş ve; '... bizi bırakıp nereye gidiyorsun; ey koca Sultan?!' diyerek, peşinden gözyaşı dökmüşlerdi. Nasıl ağlamasınlar ki; zira, o tabutun içinde yalnızca Sultan'ın cenazesinin değil; koca bir İslam Ümmeti'nin umutlarının yattığını görüyorlardı!
Tarihin garip cilvesine bakın ki; aradan tam bir asır geçiyor; bu kez hedef tahtasında, milletin bizzat seçip başına geçirdiği Tayyip Erdoğan var. O da; devlet ve milletimizin ebedi düşmanları tarafından 'diktatör' ilan edildi. Onun da suçu çok büyüktü! Zira o, bütün dünyanın gözleri önünde, İsrail'in Cumhurbaşkanı'na çocuk katili olduğunu ve İsrail devletinin terörist devlet olduğunu haykırmıştı.
Tayyip Erdoğan'ı da; içimizden birileri anlayamayacak veya bilerek-bilmeyerek yanlış anlayacak ve aynı yafta ile (diktatör) suçlayacaktı. Bunların başında da; yine, Said-i Nursi'nin devamı olduğunu iddia eden bir cemaatin lideri ve avaneleri bulunmaktaydı!
Bu durum, asla bir tesadüf değildi ve bütün bunlar bir 'üst akıl' tarafından; üstelik Türkiye'nin dışından idare edilmekteydi. Nasıl idare edilmesin ki; aynı 'üst akıl' demokrasi tarihimiz boyunca bu ülkeyi askerî vesayet marifetiyle yönetti. Yine aynı 'üst akıl'; yükselen değer olarak İslamiyet'i görmüş; onu da sulandırıp adına 'ılımlı İslam' deyip, 'paralel yapı' şeklinde; askerî vesayete alternatif olarak, çoktan yürürlüğe sokmuştu!
Takvimler 1999'u gösterdiğinde ise; tesadüf mü yoksa tevafuk mu olduğu erbabınca bilinen bir dizi gelişme peş peşe olmaktaydı. Abdullah Öcalan, şartlı olarak Türkiye'ye teslim ediliyor. Fethullah Gülen ABD'ye gidip yerleşiyor. Tayyip Erdoğan ise, İstanbul Belediye Başkanlığı makamından alınarak hapse konuluyor.
Ortada büyük bir savaş vardı ve bu savaş, milletle millete rağmen iş görenler arasında cereyan etmekteydi. Dün, milletin safında Sultan Abdülhamid, Adnan Menderes ve Turgut Özal vardı; bugün ise Tayyip Erdoğan bulunuyor. Onları bir şekilde hallettiler ve şimdi sıra Tayyip Erdoğan'da! (Yarın devam F. B.)
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
583927 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-bol/583927.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT