BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Başkanlık sisteminin tartışılamaz üstünlüğü

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
Prof. Dr. H. Fehim Üçışık
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi
Öğretim Üyesi
 
 
“Dengeler sistemi” olarak da bilinen başkanlık sistemi, modern çağın gerektirdiği dinamik yürütme anlayışına uygun düşmektedir. Başkanlık sisteminde hükûmet bunalımları olmaz. Parlamenter sistemde ise; siyaset, Cumhurbaşkanı-Hükûmet polemiğinden etkilenmiş, kimi zaman darbeciler parlamentonun tıkanıklığını darbelerine gerekçe yapmışlardır.
 
Türkiye’de 1935’ten sonra parti ile devlet iç içe girmiş, içişleri bakanları parti genel sekreterliği, valiler il başkanlığı görevlerini üstlenmişlerdi.
 
Parlamenter sistem, günümüz uygulamasında aslında bir kuvvetler birliği rejimidir.
 
 
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki 1876 Anayasasına göre, vekillerin (bakanların) atanması ve azli padişahın yetkisindeydi. 1909 yılında, yalnızca sadrazam ile şeyhülislamın padişah tarafından doğrudan atanması, vekillerin ise sadrazamın uygun görüp padişaha arz etmesi üzerine görevlendirilmesi, vekillerin Meclis-i Mebusan’a karşı sorumlu olmaları ve Vekiller Heyeti Reisi hakkında güvensizlik oyu verildiğinde, heyetin düşmesi öngörüldü. Böylece parlamenter sistemin kabulünden 10 yıl sonra İmparatorluk paramparça oldu.
1924 Anayasasına göre, yasama ve yürütme yetkileri Meclis’te toplanmıştı. Meclis, yürütme yetkisini seçtiği cumhurbaşkanı ve onun atadığı bakanlar kurulu eliyle kullanır ve hükûmeti her zaman denetleyebilir ve düşürebilirdi. Başbakan, cumhurbaşkanınca milletvekilleri arasından tayin edilir; bakanlar, başbakan tarafından milletvekilleri arasından seçilir ve tamamı cumhurbaşkanı tarafından onaylandıktan sonra meclise sunulur, hükûmet programını bildirip güvenoyu isterdi. 1924-1945 yıllarında tek partili otoriter rejimlere ilişkin tüm özellikler bulunmaktaydı. (Ömer Anayurt, Anayasa Hukuku, Ankara 2018, s. 119; Fevzi Demir, Anayasa Hukuku, İzmir 2017, s.380)
1935 yılından sonra parti ile devlet iç içe girmiş, içişleri bakanları parti genel sekreterliği, valiler il başkanlığı görevlerini üstlenmişlerdi. (A. Şeref Gözübüyük, Anayasa Hukuku, 19. baskı, Ankara 2013, s.133.)
1961 Anayasasına göre, cumhurbaşkanı, meclis tarafından 40 yaşını doldurmuş ve yüksek tahsilli üyeleri arasından seçilirdi. Cumhurbaşkanı, başbakanı meclis üyeleri arasından atar, bakanlar meclis üyesi veya milletvekili seçilme yeterliği olanlar arasından başbakan tarafından seçilir, cumhurbaşkanı tarafından atanırdı.
1982 Anayasası ilk şeklinde, uluslararası standartlara, Avrupa Konseyi verilerine ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine uygun değildi. (Bülent Taner/ Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 16. basım, İstanbul 2016, s.66.) Anayasa, sivil siyasetin alanını olabildiğince daraltmış, cumhurbaşkanlığını gerçek bir vesayet makamı hâline getirmiştir. Siyasi partilerin kapatılmasını kolaylaştırmak ve kapatma hâlinde üyelere siyasi faaliyet yasağı gibi müeyyideler koymakla seçilmiş iktidarların hareket serbestliğini alabildiğince kısıtlamıştı. (Ergün Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, 16. baskı, İstanbul 2016,s.69-70)
1961 ile 2002 yılları arasındaki 41 yılda 32 hükûmet kurulmuştu. Koalisyon hükûmetleri dönemlerinde, hükûmetin bütünlüğü gerçekleşmemiş, sadece rutin işler yapılmış, bakanlıklar gereksiz olarak bölünmüş, bakanlıkların sayısı bazen 36’ya yükselmiş, seçime gidildiğinde koalisyon partileri ya koalisyon ortaklarını ya da kararnameleri imzalamayan cumhurbaşkanını suçlamışlardı. (Hasan Tahsin Fendoğlu, Anayasa Hukuku, 2. baskı, Ankara 2017, s.492.)
2007 yılında Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi öngörüldü. 2017’deki halkoylamasıyla Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçildi. Bu oylamada kabul edilen, yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olmasını öngören hükmün gerekçesinde, parlamenter sistemin istikrarsızlık getirmiş olduğu, merkezî hükûmetin en az yerel iktidarlar kadar istikrarlı olabilmesi gerektiği belirtilmiştir.
 
HÜKÛMET SİSTEMLERİYLE
İLGİLİ ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER
 
Şeref İba’ya göre, 20. yüzyılın başından itibaren dünya parlamentoları, iyi örgütlenmiş siyasi parti aygıtlarının ve bunların meclisteki liderlerinin kontrolü altına girmiş, güçlü parti disiplini meclisin kurumsal gücünü azaltmış, partilerin obstrüksiyon ve giyotin olarak algılanan uygulamalarının derinlik ve yaygınlık kazanması parlamentoları iş göremez, hantal kuruluşlar konumuna sürüklemiştir. (Şeref İba, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), 3. baskı, Ankara 2017, s.207.)
Parlamenter sistemlerde yasama ve yürütme ayrılığı, yasama ve yürütme fiilî birlikteliğine dönüşmektedir. Günümüzde esnek, hızlı ve dinamik yapılı sistemlere duyulan ihtiyaç, yürütme erkini giderek daha ön plana taşımakta, sistemin motoru konumuna yerleştirmektedir. (Şeref İba, s.154.)
Erdoğan Teziç’e göre, günümüzde hükûmet faaliyetleri büyük ölçüde artmış, buna karşılık parlamentonun yüklendiği geleneksel görevler giderek azalmıştır. (Erdoğan Teziç, Anayasa Hukuku, Tıpkı 21. baskı, İstanbul 2017, s.465.)
Yürütmenin günümüzde yüklendiği işlevler onu yalnızca kanunları uygulayan bir organ olmaktan çıkarmış, yürütme, aynı zamanda bir atılım, karar ve öngörü niteliklerine sahip olmuştur. (Erdoğan Teziç, s. 439.)
Teknolojinin hızla gelişmesi, buna bağlı olarak ekonomik sorunların karmaşık özelliği, büyük siyasi kararların Meclis dışında alınmasına yol açmaktadır. (Erdoğan Teziç, s.525)
Kemal Gözler’e göre, devlet yönetimi gittikçe teknik hâle gelmekte, özellikle ekonomik ve mali konularda çok kısa sürede ayrıntılı ve teknik düzenlemeler yapmak gerekmekte ve yasama organının bunu yapmaya zamanı ve bilgisi yetmemekte. Bu nedenle dünyanın her yerinde yasama organı zayıflamakta, yürütme organı güçlenmektedir. (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 20. baskı, Bursa 2016, s. 304)
Fendoğlu’na göre, parlamenter sistemlerde, yasama ve yürütme organları, iktidar partisine tabi olarak çalışmakta, parlamento hükûmeti yeteri kadar denetleyememektedirler. (Hasan Tahsin Fendoğlu, s.488-489.)
Mustafa Erdoğan’a göre, parlamenter sistem, her ne kadar kuvvetler ayrılığına dayanan bir hükûmet sistemi olarak tanıtılmaktaysa da günümüz uygulamasında aslında bir kuvvetler birliği rejimidir. (Mustafa Erdoğan, Anayasa Hukuku, 7. baskı, Ankara 2011, s.17.) 
A. Şeref Gözübüyük’e göre ise, başkanlık sisteminde yasama ve yürütme, birbirine eşit ve birbirinden bağımsızdır. Parlamenter sistemde yasama ve yürütme arasında sıkı bir iş birliği ve birbirlerini etkileme imkânı vardır. Yasama ve yürütme güçleri arasında eskiden yapılan ayırım, partilerin siyasi hayata egemen olmalarıyla büyük ölçüde önemini yitirmiş ve biçimsel olarak ayrılığını koruyan yasama ve yürütme güçleri gerçekte parti mekanizması içinde birleşmişlerdir. Yasamanın yürütmeyi frenlemekte olduğu ilkesi, genellikle gerçeği yansıtmamaktadır. (A. Şeref Gözübüyük, s. 79.)
Fevzi Demir’e göre, parlamenter rejimlerin en zayıf tarafı, yürütmenin istikrarsızlığı sorunudur; parlamentolarda sağlam bir çoğunluğa dayanmayan hükûmetler sık sık düşürülmektedir. (Fevzi Demir, s.146.) Koalisyon hükûmetlerinde partiler arasında görüş ayrılığı olduğu için hükûmetler kısa ömürlüdür; sık sık hükûmet buhranı yaşanır. (Fevzi Demir, s. 227.)
Yavuz Atar’a göre, dengeler sistemi olarak bilinen başkanlık sistemi, modern çağın gerektirdiği dinamik yürütme anlayışına uygun düşmektedir. Başkanlık sisteminde hükûmet bunalımları olmaz. (Yavuz Atar, Türk Anayasa Hukuku, 11. baskı, Ankara 2017)
Hasan Tahsin Fendoğlu’na göre de, parlamenter sistemde siyaset, Cumhurbaşkanı-Hükûmet polemiğinden etkilenmiş, kimi zaman darbeciler parlamentonun tıkanıklığını darbelerine gerekçe yapmışlardır. Cumhurbaşkanlığı oyunları için geçmişte tanklar Meclis’i kuşatmış, 27 Nisan 2007 tarihli post-modern darbeden sonra 367 tartışması yaşanmıştır. (Hasan Tahsin Fendoğlu, s. 5 ve s. 494. )
2017 tarihli Anayasa Değişikliği Kanununun çerçeve 6. maddesinin gerekçesine göre, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminde yasama ve yürütme doğrudan halk tarafından seçilmekte, her iki kuvvet de meşruiyetini halktan almakta ve yürütme de yasama da halka karşı sorumlu olmaktadır. (Bakınız: Şeref İba, s. 248-249; Hasan Fehim Üçışık, Anayasa Hukuku, İstanbul 2019, s. 259. )
Ahmet Davutoğlu’na göre, “İnsan haklarına inanan, evrensel temel ilkelerden hareket eden bir siyasi kültürün ve zihniyetin olduğu yerde başkanlık sistemi de hürriyetçi, özgürlükçü olur, parlamenter sistem de olur. Eğer böyle bir zihniyet, böyle bir kültür gelişmemişse her ikisinde de otoriter yapılara gidiş olur. Yani normatif olarak başkanlık sistemi otoriterdir, parlamenter sistem demokratiktir diye bir ayrım yapmak siyaset bilimi açısından cehalettir.” (Ahmet Davutoğlu’nun bu beyanı için bakınız: H. Fehim Üçışık, Anayasa Hukukunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri, 2. baskı, İstanbul 2017, s. 24.)
 
DEĞERLENDİRME
 
Bizce, başkanlık sistemi, ülkemiz şartlarına ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde öngörülen demokrasi esaslarına tamamen uygundur.
Başlangıçta belirttiğimiz üzere, 1876 Anayasası döneminde, Padişahın yetkilerinin kısıtlanıp parlamenter sisteme geçilmesini öngören 1909 değişikliğinden sonra 10 yıl içinde İmparatorluk parçalanma sürecine girmiştir.
Parlamenter sistem yerine başkanlık sistemi olabilseydi, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı seçimleri olaylı geçmez, Cumhurbaşkanlığı makamı vesayet makamına dönüşmez, koalisyon pazarlıkları, azınlık hükûmetleri, kısa ömürlü hükûmetler olmaz, ülke kalkınması sık sık ve uzun süre sekteye uğramazdı.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine göre, halkın iradesi hükûmet otoritesinin esasıdır; bu irade, gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak muadil bir usul ile cereyan edecek genel eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst seçimlerle ifade edilir.
Teknolojinin bu kadar gelişmediği dönemlerdeki ulaşım ve haberleşme güçlükleri dolayısıyla Cumhurbaşkanı seçiminin parlamento veya seçiciler kurulu ya da ikinci seçmenler tarafından yapılması zorunlu idi. Bu güçlük veya imkânsızlıklar ortadan kalktığına göre dolaylı veya dolambaçlı değil, doğrudan seçim usulü uygulanmalıdır.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu görüşünün kaçınılmaz ve kaçınılamaz sonucu Cumhurbaşkanlığı seçim sandığının milletin önüne konmasıdır. Halkın iradesi, yasama organı için genel seçimle belirlendiği gibi, yürütme organı da seçilmişlerin seçmesi ve hatta seçilmişlerin seçtiğinin seçmesi şeklinde değil, doğrudan vatandaşlar tarafından belirlenmelidir. Böylece, parlamenter sisteme göre halkın milletvekillerini, milletvekillerinin Cumhurbaşkanını ve onun da Başbakanı belirlemesini değil, başkanlık sistemine göre yürütme organı olan Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesinin tercih edilmesi gerektiğini, bu usulün kuvvetler ayrılığı yönünden de isabetli olduğunu düşünmekteyiz. (H. Fehim Üçışık, Anayasa Hukukunda Sorunlar ve Çözüm Önerileri, s. 18-19.) 
Bizce, hiçbir parti, kendisine oy veren vatandaşlarımıza, “Muhtar seçebilirsiniz, belediye başkanı seçebilirsiniz, büyükşehir belediye başkanı seçebilirsiniz ve nihayet milletvekili seçebilirsiniz ama cumhurbaşkanı seçemezsiniz” diyemez. Cumhurbaşkanlığı seçim sandığının milletin önüne konulması dışındaki bir istek veya öneri, bizce, halkı cumhurbaşkanı seçmede yetersiz ya da yeteneksiz görmek veya cumhurbaşkanını kapalı kapılar arasında yürütülecek birtakım pazarlıklarla belirlemeyi tercih etmekten kaynaklanabilir. (Fehim Üçışık, “Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Birlik ve Bütünlüğe Katkısı”, Bizim Gazete, 16. 06. 2007.) 
Başkanlık sisteminde hem milletvekili hem bakan olunamaz; bakanlar, meclis grubundaki dengeler, bölgelere göre dağılım gözetilmeden liyakat esas alınarak belirlenir; koalisyon pazarlıkları, ikili, üçlü, hatta dörtlü koalisyonlar, azınlık hükûmetleri, güvenoyu alabilmek için milletvekili transferleri olmaz, olamaz.
1995 yılında belirttiğimiz üzere, cumhurbaşkanı ile milletvekillerinin görev sürelerinin aynı olması ve seçimlerinin birlikte yapılması fevkalade isabetlidir. (Fehim Üçışık, “1995 Yılındaki Anayasa Değişikliği”, Türkiye Gazetesi, 24-26. 07. 1995.) Meclisin seçime karar vermesi hâlinde cumhurbaşkanı seçiminin de süre dolmadan yapılması ve cumhurbaşkanı seçime karar verdiğinde milletvekili seçimlerinin de süresinden önce yapılması, her iki seçimin birlikte aynı günde olması ilkesinin sonucudur. Cumhurbaşkanının erken seçim kararı alması, bize göre meclisi fesih yetkisi olarak nitelendirilmemelidir; çünkü cumhurbaşkanı mesela sağlık sebebiyle istifa ettiği takdirde de her iki seçim aynı tarihte yapılacaktır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616847 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/616847.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT