BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hangi Noel Baba?

İrfan Özfatura
Facebook
Masal kahramanı mı yoksa reklam yıldızı mı? Noel Baba karakterini ilk defa 1863 yılında Thomas Nast adlı bir çizer tasarlar, Haddon Sundblum ise Coca Cola reklamlarında kullanıp dünyaya yayar BİR RESSAM Eskiden nerde böyle filmler, bilgisayarlar? Çocuk dediğin dünyaya çizgi roman kahramanlarının gözüyle bakar. (Tex, Teksas, Tommix, Tom Braks, Karaoğlan...) O yıllarda roman çizerliği geçer akçedir vesselam. İşte Harper Weekly çizerlerinden Thomas Nast da hayali kahramanlar tasarlar. Noel Baba fikri ilk defa onun kafasında şekillenir (1863) ama tutup tutmayacağından emin değildir. Kırmızı yanaklı, balkon göbekli bir ihtiyar miniklere sevimli gelecektir ihtimal. Nast, Norveçlilerin beyaz atlı mitolojik tanrısı Vodan'dan da hayli detay toplar, "8 geyikli uçan kızak" dümenini de William Gilley'in yazdığı bir çocuk şiirinden araklar. Kıyafet konusunda rahattır, o günlerde kabul gören bir tarz vardır zaten. Kürklü kaftanlar, kukuletalar... (Yedi Cücelerden hatırlarsınız mutlaka) Nast'ın hayal gücü sınır tanımaz, miniklerin aklına "uslularla yaramazların fişleneceği ve sabıka kayıtlarının Noel Baba'nın önüne konacağı" gibi bir vesvese sokar. Şömine önünde oyuncak bulmak isteyen "iyi çocuk" olmalıdır! O kadar! Nast'ın insanları bir şeye inandırmak gibi bir iddiası yoktur, adam nafakasının derdindedir, çorbasını kaynatmaya bakar. Lakin uydurduğu masallar, dal budak salar. İnanmayanlar yaftalanır, enim konum itham altında kalırlar. Noel Baba imajı kanlı Haçlı seferleri ve engizisyonlar yüzünden söyleyecek sözü kalmayan kiliseye uyar. Ruhaniler kampanyaya katılır ve propaganda başlar. Bakın şu işe ki her yıl yarım milyon çocuk Kuzey Kutbuna mektup yollar... BİR ŞERBETÇİ Eski eczacılar güneş kremi, plaj terliği, bıttım sabunu satarlar mıydı bilmiyoruz, lâkin formülü kendilerince malum ve kendilerinde mahfuz macunlar, allı morlu şuruplar yaparlar... Her derde deva, başağrısına, mide bulantısına! İşte Georgia mukimlerinden John S. Pemberton da kafasını 'ferahlatıcı şerbetlere' takar. O devirde eczacıyım diyen eczacıdır, diplomayı kim kaybetmiş ki o bula. John üç ayaklı pirinç çaydanlığında ağdalı mayiler kaynatır, bunları soğuk su ile karıştırıp müşterilerine sunar. Hergün yeni bir şeyler dener, nitekim limon, tarçın, ıhlamur özü, Hindistan cevizi yağı, vanilya, koka yaprağı ve kola tohumunda karar kılar. Bu formül pek beğenilir ve talipler bir bardak içebilmek için 5 cent vermeyi göze alırlar (1886). Bilhassa asabilere ve başı ağrıyanlara tavsiye eder, sanırım teskin edici hususiyeti de vardır o zamanlar. Günlerden birinde eczanenin tembel kalfası (Willys Venable) iksir hazırlarken üşenir, sürahiye uzanacak yerde, elinin altındaki sodayı devirir mi bardağa? Bakın şu işe ki yeni karışımın beğenileceği tutar, bi daha ver, bi daa, bi da derken "köpüren Cola" yok satmaya başlar. BİR PATRON Muhasebeci Frank Roobinson ise dile damağa olduğu kadar göze kulağa da hitap etmeliyiz der ve iki afilli 'C' arasına 'Coca Cola' yazar. Ürünü bilumum eczane ve dondurmacılara dağıtır, patentini alıp 'marka' olurlar. Pemperton ölünce (1888) Coca Cola sahipsiz kalır, Asa Candler adlı bir müteşebbis 2300 dolar verip (bu gün sadece adı 70 milyar dolar) haklarını satın alır. Hem ülke çapında yayılır, hem de fıçı yerine şişelemeye geçer ve bir ilke imza atar. Ona göre Cola ambalajıyla da göz okşamalı, kırılsa bile tanınmalıdır. Nitekim kakao tanesine benzetilerek hazırlanan şişeler çok tutar. Ünlü cam firması Root Glass üç vardiya mesai yapar. Asa Chandler gelirinin dörtte birini reklâma ayırır, Cola'yı süpermarket, benzinci ve spor salonlarında pazarlamaya başlar. Ücreti mukabilinde bayilik dağıtınca dolum tesisleri mantar gibi patlar, Meksika ve Küba'ya ne zaman açılırlar anlayamaz. Reklam için her yolu dener, ABD'de Beyzbol yıldızlarına, Kanada'da köpek yarışlarına, İspanya'da boğa güreşlerine omuz çıkar (1905). BİR REKLAMCI Candler ölünce, Coca-Cola Company'yi 25 milyon dolara Atlantalı bir konsorsiyuma satılır. Şirketin başına geçen Robert Woodruff yelkeni uzak limanlara açar. 2. Cihan Harbine katılan Yankiler yanlarında milyonlarca kutu Cola taşırlar. General Eisenhower vazifeli gibi çalışır, Coca Cola'ya adeta "kutsal su" muamelesi yapar. Başkan seçilince kara gazozu beyaz saraya sokar. Haddon Sundblum dahi Thomas Nast gibi bir ressamdır ancak o "duvarda resmin olcaana, alemde ismin olsun" der, reklam sektörüne oynar. Noel Baba'nın eline Cola şişesini tutuşturuverir ve kasası dolarla dolar. (1931) Hatta Baba'yı külahından çizmesine kadar kola renklerine (kırmızı beyaz) boyar. İlerleyen yıllarda Noel Baba sadece kapitalist çarkları yağlamaya yarar. Yok oyuncak şirketleri, yok çikolatacılar... Alışveriş merkezleri, hediyelik eşyacılar... Hele yılbaşı yaklaşmaya görsün, elini sallasan al urbalıya çarpar. Sağın solun takma sakal... BİR BESTEKÂR Gelelim "Cingıl beng... Cingıl beng" diye kulaklarımızda çıngıldayan Noel şarkısına... Bu parça Amerikalı bestekâr Lord James Pierpont tarafından bestelendiğinde (1857) ortada Noel Baba gibi bir mefhum yoktur daha. Zaten adam atlardan kızaklardan filan bahs açar. Jingle bells, jingle bells (Zilleri şıngırdat, zilleri şıngırdat) Jingle all the way (Yol boyunca hep şıngırdat) Oh what a fun it is to ride (Sürmesi ne de hoştur) In one horse open sleigh (Tek atlı açık kızak) Melodi yıllar sonra Noel Baba'ya monte edilir ve Hıristiyan dünyasının resmi şarkısı haline geliverir bir anda. BİR YÖNETMEN 2004 yılında gösterime giren Kutup Expresi bir Robert Zemeckis filmidir. Her dakikası 1 milyon dolara mal olan filmde Tom Hanks çizgi film karakteri şeklinde karşımıza çıkar, yetmez 6 ayrı karaktere de modellik yapar. Filmin oyuncusu, yardımcı oyuncusu yoktur ama seslendirmede Hollywood'un ünlü isimleri rol alırlar. İnsanın az biraz kamera tutmuşluğu montaja girmişliği olunca tekniğini de merak ediyor. Efendim burada "performans yakalama" adlı bir usül deneniyor. Tom Hanks var yok arası bir kıyafetle rolünü oynuyor. Üstündeki alıcılar vasıtasıyla hareketleri üç boyutlu olarak kaydediliyor. Sonra bunlar filmi sürükleyen karakterlerin orasına burasına yapıştırılıyor. Lakin el kadar tıfılın yüzüne koca adamın mimikleri yakışmıyor. Dudaklar gülse de gözler donuk donuk bakıyor. Sanki sıfatına suçunu saklayan katil ifadesi oturuyor. Sana bana "bitse de gitsek" dedirtse de çocukları peşine takıp götürüyor, o başka... BİR HİKÂYECİ Chris Van Allsburg'un 1986 yılında yazdığı hikâyeden beyaz perdeye uyarlanan filmde şüpheci veled gece yarısı yatağından fırlar. Evlerinin önünde koca bir tren durmuş islim toplamaktadır soluk soluğa... Kuzey Kutbundaki kahkaha vadisine giden şirin şimendifere binebilmenin tek şartı vardır: "İnanmak!" Seyahat hayli neşeli geçer, kurabiyeler, sıcak çukulatalar... Noel Baba'ya mesafeli duranlara "bak neler kaçırıyorsunuz" mesajı verilir, bir "taş olun e mi" denmediği kalır, yani o kadar! Sahneler ne hayattandır, ne rüya... İkisi arası bir yerlerde dolandırılır, ritm, renk, ışık, macera... Deyin ki lunapark! Ve Tom Hanks kıvama gelen seyirciye ana fikri açıklar (biz salağız ya). "Sometimes the most real things in this world are the things we can't see" buyurur üstüne basa basa... BİR KAÇ HURAFE Fidan süslemek karanlık çağlardan kalma bir putperest âdetidir. Batıda paganlar, doğuda şamanlar ağaçlara tapınırlar. Av dönüşlerinde, vurdukları hayvanları dallara asarlar. Görkemli ağaçlar sunak olur âdeta... Bu iş dilekçi teyzeleri pek sarar. Avrupalı kadınlar incik boncuk takar, Asyalı bacılar bez çaput bağlar... Kimin aklına geldi ve nereden çıktıysa 19 yüzyıl Almanya'sında ağaç süsleme geleneği yeniden yayılır. Hastalık önce Fransa ve Hollanda'ya sıçrar, sonra bütün Hıristiyan dünyasına... Gelelim "neden Hindi" sorusuna... Efendim o yıl bol mahsul alınmış, ambarlar dolup taşmıştır. Plymouth'un ünlü Valisi William Bradford "bunu kutlamalıyız" der ve bir şölen hazırlatır. Yarışlar, cambazlar, sazlar, kızlar... Hepsi unutulur gider, sadece sofraya konan hindiler kalır akılda... Şimdi bazıları "Noel Baba, Antalyalı Nikolas'tır" diyebilir ki asıl vahamet de orada... Eğer bir din adamı böyle kılıktan kılığa sokuluyor, ticarete alet ediliyorsa... BİR DE FIKRA... Kasabanın postacısı üzerinde "Noel Baba'ya" yazan karta merakla bakar. Fakir bir çocuğun yazdığı bellidir, garibim potin, palto ve uçurtma arzulamaktadır yana yakıla... Postacı yufka yürekli bir adamdır, tutar masraf eder, potin, palto alır. Bir torbaya koyup gizlice bırakır kapısına. Lakin uçurtma talebini umursamaz "amaaan kış günü n'apcak" deyip elini sallar. Üç beş gün geçer. Çocuktan bir kart daha: "Noel Baba sağ ol, yolladığın potin ve palto geldi. Yalnız haberin olsun, postacı şerefsizi uçurtmaları çalıyo!"
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
428595 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/428595.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT