BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Gözlerinden iki damla, inci tanesi yere yuvarlanıverdi...

Hanımının müşfik ses tonundan; aslında mesut olduğunu anlamak zor olmadı.
 
Misafir odası tamamen yenilenmişti. Hasır, halı, kilim, keçeler tek tek silinmiş, minder ve yastık yüzleri değiştirilmiş ve kabartılmıştı. Bunların mümkün olduğunu düşündü ama koca koca sandıkları odanın bir köşesinden diğer köşesine taşımasına bir mana verememişti.
“Mutlaka çocuklardan yardım almıştır” diyerek, misafirlerine nasıl hizmet edeceğini tasarladı Koyunlucalı Ahmed Efendi. Etrafa göz gezdirirken aklına neler gelmiyordu ki: Uzun kış gecelerinde; soğuk olduğu için pek kullanmadıkları misafir odası gitmiş, başka bir oda gelmişti sanki. Bu kadar fedakârlık ancak Fatıma Hatunda olurdu. Seneler sonra geç de olsa çok iyi anlamıştı onun farklılık ve ferahlık aradığını. Temizlik, tertip ve düzene çok ehemmiyet verirdi. Bu yüzden olsa gerek çocuklar; “evini bizden çok seviyorsun” diye laf atar, şakalaşırlardı anneleriyle.
Çok çalışmak, büyük işler başarmak, yük almak, insanlara yardım etmek; haramlardan kaçıp farz ibadetleri yapmaktan sonra en mühim işlerdendi mutlaka… İnsan yan gelip yatmak, gezmek, tozmak, seyahat etmek istemez miydi? Elbette... Kim istemezdi ki? Ama şartlara göre en mühim olanı yapmak lazımdı. Konu komşularda yapılan ziyafetler, mahalle, eş, dost hâl hatır sormaları, bayram, mübarek gün ve gecelerdeki akraba ziyaretlerini saymazsak Fatıma Hatunun hayatı pek değişmezdi. O, bu hâlinden hiç rahatsız da değildi. Kendi değişikliğini kendi yaparak işlerini oldukça kolaylaştırır, çevresini sevimli hâle getirmesini bilirdi.
“Maşuk olmadan âşık olunmuyor ki” sözleri dökülüverdi dudaklarından Ahmed Efendinin. Nefis bir kavurma kokusu geliyordu burnuna. Aklından geçenleri sessiz düşünürken defalarca söylendi kendi kendine... “Anladım ki, seneler bir gün bizi yenecek, sadece icraatlar; iyi veya kötü hatıralar olarak kalacak” dedi ve pek hüzünlendi. Misafirleri kusursuz ağırlayabilmenin telaşıyla muhterem hayat arkadaşı Fatıma Hatununun yanına vardı. “Haydi” dedi, söze başladı:
- Bu sefer havadan sudan konuşalım hatun!
- Aman Bey! Vaktim mi var?
- Doğru ya! Vakit kıymetli…
- Her şey kıymetli bey!
- Kıymetli olana her şey kıymetli!
- Başta siz, canım evlatlarım, evim-barkım… Tabii ki misafirlerimiz de…
- !!!
Hanımının müşfik ses tonundan; aslında mesut olduğunu anlamak zor olmadı. Kafasını duvarlara vurma endişelerinin zamanla değişerek kocası, evlatları hakkında çok iyi düşüncelere büründüğünü hissetti, memnun oldu. Yürüdü… Bir köşede mışıl mışıl uyuyan çocuklarını görünce şefkatle baktı. Yüzünü daha fazla görmek istediği Numan’ı kuzularla, köyün ipe sapa gelmez haşarı tıfıllarıyla baş başa bıraktığını düşünerek çok hislendi, elinde olmadan; “o daha çok küçük” dedi; gözlerinden iki damla inci tanesi yere yuvarlanıverdi peş peşe...
              ***
Fazla hissî; “sulugöz” karaktere sahip olmanın sebebini; yetiştirilme tarzına yorumlayarak, suçu biraz da eskilerde aradı… Elbette suç da suçlu da bulamadı. Sonra bunları niçin düşündüğünü, buralara nereden geldiğini hatırlamaya çalıştı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610977 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610977.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT