BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Adımlarını sağlam atmakla meşguldü küçük Numan...

Misafirleri merak ediyordu: “Acaba gelebildiler mi? Belki de vazgeçmişlerdir!..”
 
 
Aşağısı sarı çiçeklerin bezediği çayır, onun gerisinde Çubuk Çayı ve sazlıklar uzanıyor göz alabildiğine. Akan boz bulanık sular; belli ki küçük sel artıkları... Başağa henüz durmuş tarlalar; hafif bir rüzgârla deniz dalgası gibi bir o yana, bir bu yana dalgalanıp parıldıyor... Tarlaları bostanlar, onları da kavaklıklar takip ediyor... Harmanlara giden patika boyunca uzun urgan gibi koyun, keçi sürüleri sıralanmış. Boş arazilerin ilerisinde küçüklü büyüklü tepeler. Beri taraftaki mütevazı evde ise onu hasretle bekleyenler…
Evdeki telaşı, misafirleri oldukça merak ediyordu. “Acaba gelebildiler mi? Belki de vazgeçmişlerdir!” dedi, ıslak çimenleri incitmeden yürüdü. Onların da canlı olduğunu biliyordu. Koşmadı da, sadece adımlarını sağlam atmakla meşguldü küçük Numan.
Misafirlerle neler konuşulacağından maada da bir şey düşünemedi. Allahü tealanın kudretiyle tabiat öyle güçlü görünüyordu ki, onun küçük telaşlarını aldı süpürdü. Bütün dikkatini; otlatmak için getirdiği hayvanlarını sağ salim, fire vermeden geri götürmek üzerine toplamıştı. Nereden aklına geldiyse babasının sık sık söylediği; “kurt dumanlı havayı sever” sözleri kuzucuklarını saymasına sebep oldu. Bir, iki, üç,…. Otuzüç… “Tam da tesbih adedince” dedi, kuzucuklarını önüne kattı, yürüdü. Onun için mühim olan muhterem babacığının, anacığının memnuniyetiydi. O sadece üşenmemeye ve düşmemeye çalışıyordu.
Böyle fırtınalı günlerde sığınabileceği sımsıcak bir evi, onu sevip okşayan ebeveynleri, kardeşleri olduğu için Allahü teâlâya hamd etti. Çocuklar için keçeden yapılmış kepeneğine bürünüp yürüyebildiği için daha fazla şükretti. Yolun kenarındaki taşların üzerine; yensin diye dağarcığındaki bütün ekmekleri boşalttı. Bu kırıntıların, bir kuşun kursağına veya bir karıncanın, ismini bilemediği bir başka böceğin midesine girdiğinde ne kadar huzurlu olabilecekti? “Çok  çook!” dedi,  yürüdü… Önüne katıp güttüğü kuzuları, oğlakları istediği tarafa çevirebildiğini düşündü, muhabbetle tebessüm etti küçük Numan…
Boşa koyarsın pek dolmaz,
Doluya koyarsın almaz,
Hikmetinden sual olmaz,
Tedbir alan; yolda kalmaz.
“Peki, bu kuzucuklar çok küçükler, ya koca koca atlar, öküzler, mandalar benim gibi bir çocuğun laflarını niçin dinliyorlar? ‘Git’ diyorum gidiyorlar, ‘dur’ diyorum duruyorlar. Oysa bana bir kafa vursalar pestil yaparlar. Ayrıca sözümüzü dinlemekle kalmıyor, ağır işlerimizi de yapıyorlar; sırtlarına biniyoruz, fazla itiraz etmeden ne yüklesek taşıyorlar… İstediğimiz gibi kullanıyoruz! Allahü teâlâ bunları bizimle birlikte yaşamak için yaratmış… Köpekler, tavuklar yüklerimizi taşımıyorlar ama bizle birlikte olmaktan memnunlar. Kurtlar, çakallar, ayılar ne yükümüzü taşıyor, ne de yanımıza yaklaşıyorlar. Biz onlardan hoşlanmıyoruz, onlar da bizden… Demek, bazı hayvanlar bizsiz yapamıyor, biz de onlarsız… Rabbim ne güzel yaratmış. Hiçbir şey boş ve lüzumsuz değil. Hepsinin ayrı bir faydası var…” diye tefekkür eden küçük Numan; keyifle bir şeyler mırıldanıyordu.
Kâinat; ulu kitapmış meğer.
Oku; okuyabilirsen eğer. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611114 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611114.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT