BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakarmış mollam!"

"Demek istediğimiz üzüntünün, kederin belli şartlara bağlılığı yok! Her an, her şey olabiliyor."
 
Numan'ın talebe arkadaşı sual üstüne sual soruyordu:
- Ne çakılıp kaldın? Cevap versene! “Yanlış şeyler söylüyorsun” desene!
- Haklısın arkadaşım! İnsanları, hayatı, çalışmayı sevmek tuhaf şeymiş meğer…
- Ha şöyle doğruları haykır!
- Kitap okumayı, ilim edinmeyi sevmek; uzun zamandır beklediğim bir kervanı, beklediğim süreye artık kıyamayıp beklemeye devam etmek gibiydi benim için… “O kadar bekledim, az kaldı dur, şimdi sonu gelir nasılsa” diye sabırla üzerinde durduğum hadise… Lakin bir tarafım boş arkadaşım! Dolmuyor, dolduramıyorum!
- Amma da açgözlüymüşsün be Molla Numan! “Dur çok emek verdim! Dur eşe dosta ilan ettim! Dur üzerine çok hayal kurdum! Dur ya! O kadar da yanılmış olamam!” de kendine kuvvet topla!
- !!!
- Olur ya dayak yersin! “Bir seferliktir, o öyle biri değil” dersin. Zalim; zulmün en dibini yapar, “dur o kadar emeğim var burada, hele bir icazetimi alayım da öyle itiraz ederim” dersin. Yol da, sabır da çok işe yarar bu hâllerde!
- Evet, deyip de yanıldıklarım olmuştur mutlaka. Ayak diremediğim için pişman olduklarım da vardır mutlaka…
- Bak benim gibi düşünmeye başladın Molla Numan!
- Belki de sen haklısın arkadaşım! Ben beni tanıyamadım ki başkasını tanıyayım! Çok hatalarım var çok! Para kesesini göstere göstere yol verdiklerim ve eşkıyalar etrafımı sarınca, sonrasında nereye saklayacağımı bilemediğim hâllere düşmüşümdür! Bu sefer “her şeyimi yırtıyorum” deyip olur olmaz gülünç durumlarda üzerine en soğuğundan içtiğim sular da çok olmuştur!
- Feci yanılmışsın hayatta! Kendi kendinle konuşmalarından belli!
- Yapamadıklarımdan, hissettiklerimden pişmanım! “Lâ râhate fid dünya.” Hayat rahatlığı olamayacak! Onun peşinde değilim!
- Ya neyin peşindesin Numan Efendi? Göğsünü gere gere mahallede, çevrende duyuramadığın şeyler… mesela ne olabilir?
- Nasıl anlatılır bilmem ki? Hani insanlar evlenince kendi evlerine çıkıp yeni eşyalarla yuva kuruyorlar ya. Bir nevi yeni hayata başlıyorlar… Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacakmış, hiçbir kimse seni üzmeyecekmiş gibi bir hayata... Hani iki kişi oldun diye hiçbir fırtınaya tek başına boyun eğmeyecekmiş, evindeki o kap-kacak ve buna benzer diğer eşyalar gibi sen de eşe, dosta, zamana, hayat arkadaşınla dimdik, yekpare duracakmışsın gibi olur ya!.
- Eee! Anlayamadım!
- Dikkat ederseniz anlarsınız! Hani fırtınalar sadece yalnızlar için sanırsın ya!
- İnsan yanılabilir, üzülebilir… tek ya da çift ne fark eder ki?
- İşte demek istediğimiz üzüntünün, kederin belli şartlara bağlılığı yok! Her an, her şey olabiliyor.
- !!!
- Zengin olabilir veya olmayabilirsin.
- !!!
- Umumi gidişata göre huzursuz olabilirsin, pişman da…
- Bazen olur öyle…
- Bu hakikati kabul edip yaşamak da bir hürriyet sayılmaz mı?
- Sen de “büyük adam” olamayanlardan olursun! Belki de öyle pişman olursun, yüz ifaden de o kadar berbat gözükür ki… Parmak ısırtırsın…
- İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakarmış mollam! Herkeste kusur görür, kendine nişan takarsan, kime nasıl, hangi gözle bakarsan, unutma ki o da sana öyle bakar… Vesselâm… DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611650 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611650.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT