BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Listeyi gönül rahatlığıyla Saray'a gönderebilecekti

"İşte böyle Kösem! Böylece kaç sadık talebemiz varmış, gözlerimizle gördük."
 
 
Aslında bu bir mizansendi;  Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, daha önce çadıra getirttiği bir koyunu kesmiş, insanların tavır ve tutumlarının nasıl olabileceğini ölçmüştü. Böylece kaç sadık talebesi olduğu ortaya çıktı. Bunlar maalesef bir kadın ve bir erkekten ibaretti. Listeyi gönül rahatlığıyla Saray'a gönderebilecekti.
En sevdiği talebesi Akşemseddin Hazretlerini yanına alarak:
- İşte böyle Kösem! Hakikat buymuş! Gözlerimizle gördük.
- Evet efendim! Acı! Çok acı hakikat!
- Her neyse, biz işimize dönelim! Akşemseddin, evladım!
- Buyur hocam!
- Maşallah, nefsine muhalefet ederek kısa zamanda olgunlaştın. Derim ki; artık talebe yetiştirme vaktin geldi.
- Talebe yetiştirmek de çok mühim efendim lakin...
- Lakini de nedir Kösem?
- Efendim, sizden ayrılmak bana çok zor gelir. Dayanamam diye korkarım! Gitmesem olmaz mı?
- Artık burada durman ziyan olman demektir! Bize vebaldir, insanlara hizmet etmekten kaçmak, vazifemizi yapmamak manasına da gelir Allah muhafaza. Muhabbet mühimdir Kösem, ondan daha mühimiyse talebe yetiştirmek, insanların küfür pisliklerinden temizlenmesine yardımcı olmaktır! Bu işin başka yolu yoktur.
- Elbette öyledir de...
- Ben de hocamdan ayrılmak istememiştim lakin vazifen büyük, mesuliyetimiz çok. Yeni vazifen başlamıştır. Hükümdarımız Murat Hanımıza söz verdik bir kere. Şehzade Mehmet’i yetiştireceksin. Bu hepsinden de mühimdir! Her şeyden evvel bu hizmeti noksansız yerine getirmek gerek! Bu boynumuzun borcudur. Bundan daha mühim bir vazifemiz de yoktur! Olamaz da... Hadi vakit kaybetmeden yola düş! Sultanımız sizi beklemekte. Selâmımızı söyle kâfi! Her şey Rabbimizden...
- Bizi himmetinizden mahrum bırakmayınız efendim.
- “Peki” diyen mahrum kalmaz Kösem! Kalbimizdesin daim!
- Muhterem Hocam! Canım efendim! Her şeyim!
- Güneşim!
- Efendim!
- !!!
Utancından mı yoksa Murat Han’ın ismini duymasından dolayı mı ne, burnu cübbesinin yakaları içinde, kirpi gibi büzülmüş; Hacı Bayram-ı Veli mübareklerin ayaküstü söylediklerine dalmak üzereyken;
“Bir şeyler kıpırdıyor yürekciğimde, birtakım kuşlar uçuşuyor etrafımda, bir ılık su damlıyor kalbime, içimi yıkayan bir çeşme fokur fokur kaynıyor” diye söylenerek, hocasının elini öptü, kokladı, başının üstüne koydu…
Ankara’ya ilk gelişlerini ve ilk karşılaşmasını hatırladı, zaten hiç unutmuyordu ki. Hacı Bayram hocasıyla her yüz yüze geldiklerinde ince bir fasıl o güne atıfta bulunulur; “Zincirle çekip getirilenin… gülsuyu serpilerek uğurlanışı olur…” diye latife eder şakalaşırdı bu kabiliyetli talebesiyle. Ne büyük muhabbetin katmerleşmesine sebep olmuştu. İşte şimdi peşi sıra gül kokuları, misk-i amberlerle payitahta uğurlanmasının heyecanı içinde sevinç gözyaşları döküyordu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612261 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/612261.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT