BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Her şey gözümün önünde cereyan ediyordu anacığım!"

"Bizler de aynı duruma düştük! Allahü teâlâ yardımcımız olsun! Canım Hasan’ım."
 
Hasan:
-Bereket versin Allahü teâlâ; güç, kuvvet, sabır, tahammül veriyor. Yoksa bu zalimlerin önünden kaçmak, her dakika şuradan buradan çıkabilecek tam teçhizatlı Ermeni çetelerinden tedirgin olmamak kolay değil.
- Biz farklı mıyız ki a evladım?
- Öyle deme ana! Bizim bir devletimiz var, şükür! Devamlı mücadele etmek kolay değil! Hem zalim düşmanla, hem zor tabiat şartlarıyla uğraşmak... Bir yandan Urusların, diğer yandan Ermenilerin insafsızlıklarından kurtulmak, korunmak çekilir gibi değil...
- Bizler de aynı duruma düştük! Allahü teâlâ yardımcımız olsun! Canım Hasan’ım; o bağlı adamlar kimlerdi, ne oldular?
- He anacığım! Her şey gözümün önünde cereyan ediyordu.
- Siz neden müdahale etmediniz?
- O gün vazifemiz icabı arkadaşlarımdan ayrılmıştım, yalnızdım. Sade vatandaş gibi dolaşıyordum. Hem keşif, hem malumat topluyordum.
- Bir nevi istihbarat!
- Ee ne sayarsanız sayın! Bağlandıkları yerden kurtulmak istedikçe, elleri birbirine karışan adamların çaresizliklerini görüyor, üzülüyordum. Ter, kan içinde dalgın dalgın düşünürken, arkadan biri yetişti. Sanki bu zavallılar isterlerse kaçabileceklermiş gibi, onlara yanaştı. O zamana kadar şuursuzca bağıran, yalvaran köylüler bu sefer buna döndüler, hem çalışıyorlar, hem “sokulma, rahatsız etme” diye ikaz ediyorlardı; fakat o hiç aldırmayarak esirlerden birini çözmeğe başladı. Onu gören başkaları da yardıma koştu. Tam bu esnada bir gürültü koptu ki sormayın! Sandım zelzele oldu. Meğer; çatırdayarak kopup düşen çürük bir ağaçmış. Dallardan biri az kaldı elleri, ayakları bağlı olanların başına iniyordu. “Hey! Kafanı kolla…” diye bağırdım. Sesimi duyan adamlar başını çevirdi, bana baktılar. Birinin gözleri ağlamaktan kızarmıştı. O dikkatimi çekti. Bu ihtiyar bir adam hem bağırıyor ve hem de çocuklar gibi ağlıyordu.
Çok şaşırmıştım! “Acaba nesi olur” diye düşünüyordum? Hiç böyle kalpten ağlayan birini görmemiştim. Gözleri bir yerlerde bilemediğimiz şeyler arıyor gibiydi. Mereğin açık mağara ağzı gibi duran karanlık kapısına baktı.
İçimden “Ne olabilir, bu ihtiyarı kederlendiren? Niçin böyle iki gözü iki çeşme acı çekerek ağlar ki?” diye düşünüyordum. Kafam ağlayan ihtiyarda, gözlerim kurtarmaya çalışanlarda. Bağrışa, çağrışa binbir meşakkatle çözdükleri insanları köy odasına götürdüler. Sonra halk da dağıldı.
Benden başka hiç kimse, o zavallının ağladığının farkına varmamıştı. Gözyaşlarını elinin tersiyle silerek o da çekilip gidecekti; ancak daha fazla dayanamadım, yanına yaklaştım. “Dede, niçin böyle acıklı, iç çekerek ağladın?” diye sordum. Safça bana baktı, sonra tekrar gözlerini silerek cevap verdi;
- Bir oğlum vardı; aklıma geldi de, ona ağladım.
- Ne oldu evladınıza dede?
- Tam burada kurban verdim!
- Kime?
- !!!
- Oğlun öldürüldü mü?
- Hayır kurtuldu, ama elinden bir kaza çıktı. Gençlik işte, şeytana uydu, bir hata etti.
- Çok meraklandım dede! Ne hatası?
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617661 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617661.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT