BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Kapı komşumuz Züleyhalar vardı, onlar nerede bacım?"

Elinde olmadan, ani bir refleksle yatağından doğrulmak istedi asker Hasan, beceremedi.
 
Sobanın çıtırtısını saymazsak son derece sakin, sinek uçsa duyulacak kadar sessizdi oda.
Asker Hasan’ın gözünün önünde uzayıp giden uçsuz bucaksız hatıraları, dışarıda ise; kışı, karı, soğuğu getiren rüzgâr; insanda korku karışımı bir ürperti uyandırıyordu.
“Erzurum’un soğuğu bile bir başka! Hasretim ona! Hele bir ayağa kalkayım gör beni o zaman! Dadaşlarım kadar havamız, suyumuz da sağlamdır. Evvel Allah, hasta etmez... Lakin sıcak bir yere girince çabuk geçer ama doğru ısınmak lazım, hızlı olursa elde ve ayaklarda garip bir uyuşukluk, kaşıntı yapar. Belki hasta bile...” dedi asker Hasan...
Gelirken hayal meyal gördüklerine göre Erzurum'da beklenmeyen bir şekilde nüfus artmıştı. Göç; çadır ve barakaların çoğalmasına sebep olmuş, su, yol gibi mühim meselelerin çözülmesini zorlaştırmıştı. Şehrin havası ile birlikte o tarihî dokusu, estetik güzelliği de mühim ölçüde kaybolmuştu. Çocukken gelip gittiği mahalleleri hatırlamaya çalıştı. Lala Paşa, Ağ Mescit, Kâbe Mescidi, Kuloğlu, İbrahim Paşa, Cafer Efendi, Hanım Hamamı Mescidi, Câmi-i Kebir aklına ilk gelenlerdi. Biraz daha kafa yordu. Birçok isim net değil, sisler altındaydı. Sobaya tezek atmaya çalışan bacısına döndü:
- Kız Nene! Şu dayımgilin mahallenin adı neydi?
- Boyahane...
- Hay Allah iyiliğini versin! Ne kadar da sık sık giderdik. Hastalık, demek birçok şeyi kafamdan silmiş, unutmuşum!
- Hele abime bak! Sende ne var ki? Yarın, öbür gün, turp gibi ayağa kalkar, tüfeğini aldığın gibi doğru cepheye... Bağlasak da tutamayız. Dadaşımı bilmem mi?
- İçimi okuyorsun!
- Kimin bacısıyım? Biz de seni yeniden askere uğurlarız.
- İnşallah! Acaba o günleri görür müyüm?
- Görürsün görür! Anam kavurmayı da açtı senin için. Akşam sabah tirit...
- Besleneceğim demek.
- Biraz zayıf kalmışsın! Tabii harp hâli.
- Rabbim hepinizden de razı olsun! Bizim bu kaldığımız mahalle?
- Eminkurbu...
- Hele diğerlerini say bakayım...
- Hepsini ben de bilemem. Zeynep ezemgil Bakırcı’da, Nuriye bibimgil Çortan mahallesinde, Saime ezemgil Çukur mahallede, Zeynel Abidin, Caferzade Mescidi, Mirza Mehmed mahallelerinde bizim köylülerin uşakları oturuyor.
- Başka...
- Başka; Feyzi’ye, Ayas Paşa, Gez, Aşağı Mumcu, Yukarı Mumcu, Murad Paşa, Dere, Vani Efendi, Şeyhler mahalleleri de var.
- Bacım; şu bizim köyden kapı komşularımız vardı ya, onlar neredeler? Hangi mahalledeler?
- O mu?
- Züleyhalar!
- Şey!
- Ney bacım?
- Onlar hicret etmediler!
Elinde olmadan, ani bir refleksle yatağından doğrulmak istedi asker Hasan, beceremedi. Tekrar başını yastığa koydu.
- Bacım sana zahmet, hele gel şu yastığı arkama koy da biraz konuşalım. Soracaklarım çok!
- Peki abi...
Nene, el çabukluğuyla yumuşak yastıklardan birini sırtına ikisini de yanlarına koyarak rahat bir şekilde yatağın içinde oturmasına yardımcı oldu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617782 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617782.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT