BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

YIKIM

 
Varılan günde şayet, bu memleketin bir kısım serbest aile çocukları arasında deizm rağbet görüyor, muhafazakâr aile çocukları da bu milletin maneviyatını bin yıldır yoğuran ehlisünnet akide ve yolundan sapıp İbni Teymiyye, Cemaleddini Efgani, Abduh, Reşid Rıza, Seyid Kutup, Hamidullah gibi reformistlerin, Selefilerin, Vehhabilerin, mezhebsizlerin, cemaat-ı tebliğcilerin, Şia’nın, kendini peygamber tanıtan şarlatanların, ardına takılıyorsa istikbalimiz, yarınlarımız çok ciddi şekilde tehlike altındadır demektir.
FETÖ ve Oktar “mehdi’’liklerinin nice bin genci nasıl zehirlediği çok geç ve çok acı biçimde fark edilebildi. Bedeli pahalı oldu. Tehlike, bugün de geçmiş değil. Fakat tehlike, bu ikisinden de ibaret değildir. Günümüzde vaziyet şundan farksızdır. Bazı babalar, evlatlarının dünyalığını temin için geceli-gündüzlü yüksek bir gayretle çalışırlar. Bu çalışma, senelerce devam eder. Bir gün başlarını kaldırıp etraflarına baktıklarında ise kendi çocuklarını tanıyamazlar. Onlar, sanki başka birileridir. Birbirlerine yabancılaşmışlardır.
Bugün de köprü kanal, meydan, tren.. derken milletçe aynı hazin sona çıkmayalım. Maddi kalkınmalar yapılırken, refah artarken mezheplerin hafife alındığı intibaı veren sözler etmek, başkalaşmayı, yabancılaşmayı ve yoldan çıkmayı hızlandırır. Yukarıda saydığımız ve benzeri isimlerin arkasında ya masonlar, ya İngilizler, ya siyonistler, ya evanjelistler veya papalık vardır. Bazılarında birkaçı birden vardır. Onların bu vatandaki sinsi çalışmaları, bugün veya dün başlamamıştır. Dini, imanı, örfü âdeti, aileyi, gençliği hedef almış yıkıcı, bozucu faaliyetleri asırlar ötesine dayanır.
Hâlbuki bizim, Müslüman olduktan bu yana sürüp gelen ve Selçuklu ve Osmanlı ile en olgun anlamıyla yerine oturmuş bir İslamiyet üslubumuz, inanışımız, dünya ve ahiret anlayışımız, yaşama tarzımız vardır. Osmanlının seçkin ve yetkin bilginleri olan ulema, Sevgili Peygamberimizle -aleyhisselam- O’nun asil eshabının yolunda olmaktan asla ve kat’a taviz vermemişlerdir. Oğuz nesli böylece ömrü altı buçuk asır süren büyük bir devleti ayakta tutma şerefine mâlik olmuştur. Böylece âlem, ulvî bir adaletin himâyesinde nizâm bulmuştur. Bu bir gerçektir. Diğer gerçekse şudur. Bu dini, son bin yıldır, Türk sultanlarının kılıcı ve dergâh mürşîdlerinin sohbeti muhafaza ve müdafaa etmiştir. Selçuklu ve Osmanlı medeniyet iklimimizde devlet-medrese-dergâh üçlemesi, emsalsiz bir ahenkle çalışmıştır.
Serbest veya muhafazakâr aile çocukları, bu milletin yarınlarıdır. Teleskop çapında büyüteçlerle bakmaya değer ki işte o çocukların, serbest olanları başka türlü, muhafazakâr olanları bir başka türlü kaybedilmektedir. Tamamı üzerinde sinsi ve derin çalışmalara yapılmakta.
Çağı yakalama, zamandan haberdar olma, teknolojiye hâkimiyet başka, kalbin ve kafanın yabancılaşması başkadır. Seslere kulak kabartmalı, yerin altında faaliyetler var. Bu ülkenin temelleriyle oynanıyor. Hafazanallah; eğer, beşinci kol faaliyeti gösterenler, başarırlarsa 2023 ve 2071 tarihleri, Kızılelma hedeflerimiz olmaktan çıkıp ruhsuz takvim yapraklarına dönüşür. Nasıl bir yüksek irfana sahip olduğunu anlamak için Kurtuba Câmiî Şerifi ile El Hamra Sarayı’na bakmanın yeteceği Endülüs, böyle çökmüştü.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611550 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/611550.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT