BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ADINI KOYALIM

 
Covid-19 virüs salgını, dünyayı kasıp-kavurmaya devam etmekte. Ne kadar süreceği, devletlerin ağırlaşan şartlara ne kadar dayanabileceği, evdeki insanların ne kadar tahammül edebileceği bilinmezler cümlesindendir…
G-20’lerin yani dünyanın en gelişmiş ekonomi, teknoloji ve silah gücüne sahip devletlerinden ilk 15’inde yer alanlar, salgının baş hedefi. Aynı zamanda BMGK üyesi bu refah ötesi toplumlardan bazılarında ölümler artık on binli rakamlarla ifade edilmekte. 
Olay Çin’de başladı. İlk olarak da Çin’de durdu. Vak’aların Çin’de durması kalıcı mıdır, yoksa bir zaman sonra yeniden başlar mı? Bilmek imkânsız. Bu salgın hastalığın biyolojik bir savaşın mahsulü olup olmadığı; Çin tarafından üretilip rakip devletlere yayıldığı veya aynı şekilde ABD’nin üretip Çin’e bulaştırıp-bulaştırmadığı da meçhuldür. Evet; “biyolojik savaş”, harb unsurlarından biridir. Fakat bu vak’aya dair böylesi iddialara ihtiyatla yaklaşıyoruz. Elde delil olması gerekir.
Bize göre bu bir biyolojik savaş değil, cezâdır… Gerçi biyolojik olsa da bu hüküm değişmez. “Kalkınmış”, “gelişmiş”, “zengin”, “süper güç” devletlerin, her biri, “geri kalmış”, “kalkınmakta olan” veya “üçüncü dünya devletleri”ne o ülkelerdeki yer altı ve yer üstü zenginlikleri için zulmettiler, katlettiler, insanca yaşama hakkını onlara çok gördüler. Yapılan mezâlim, bâzen haçlı seferi, bâzen Avrupa sömürgeciliği, bâzen kara kapitalizm, bâzen kızıl ideoloji, bâzen sarı vahşet oldu. Dünya, bu cümleden olarak en son ‘Arap Baharı’yla tanıştı.
Zalim devletler bellidir…
Mazlum topraklar da bellidir…
Son dram, Yunan sahnesinde yaşandı. Yunan palikaryaları, yüzünü ümide dönmüş yoksul mültecilere kurşun sıktılar, kış günü üstlerinde sadece iç çamaşırları kalacak şekilde onları soyup yeniden Türkiye tarafına kovdular. Batması için botlarında delikler açtılar. Bu vicdansızlıklarında bebek, çocuk, kadın diye hiçbir fark gözetmediler. Her zaman ve daima Avrupa’nın taşeron devleti Yunanistan, efendilerinden para yardımı almak için bu zalimlikleri yapıyordu. Avrupa, burada aslî mânevî fail yani suçu işlemeye azmettirendi. Bu failler, o gelenleri ülkelerinde görmek istemiyorlardı. Türkiye’yi de artık ikna edecek “sende kalmaya devam etsinler” diyecek yüzleri kalmamıştı. Zira, hiçbir yardım vaadini yerine getirmemişlerdi. Bu yüzden elinde çok Müslüman Osmanlının, Mehmetçiğin kanı olan Yunanlılara kasanın kapağını açarak “aman ne yap, yap gelenleri AB hudutlarından içeri alma!!” talimatını verdiler.
Zulüm yapılınca mazlûmla Allahü teâlâ arasında perdeler kalkar. Kara, Kızıl ve Sarı Emperyalizmin, önceki asırlardan devraldığı alışkanlıkla 21. asır başlangıcında yaptığı bu tahammül ötesi zulümler, mültecilerin Yunan hududunda yaşadıklarıyla varabileceği son noktaya vardı. Böylece gayretullaha dokundu.
Her kalkınmış devlet veya her gelişmiş devlet mi zulmetti?
BMGK-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi devletler yani BM’yi vesâyetine almış devleteler zulmetti, diğer hatırı sayılır devletler yani BM, diğer bir söyleyişle bütün dünya da seyretti. Birileri zulmedip, birileri seyredince intikam-ı ilâhî tecelli etti, ceza umumî geldi.
İlâhî takdir, İsrail’in Filistin’de, Çin’in Şarkî Türkistan ve Myanmar’da, Hindistan’ın Keşmir’de, Amerika’nın Afganistan, Irak ve Suriye’de, Rusya’nın Kırım, Ahıska ve Orta Asya’da, Büyük Britanya’nın bütün İslam topraklarında ve hemen bütün Avrupa devletlerinin Afrika, Orta Doğu ve İslâm coğrafyasında yaptıkları kötülüklerden sonra bir de bu mülteci kıyımı yaşanıp bebek cesetleri sahile vurunca, gözyaşları sel olunca, mağdurlar hudutlarda kurşunlanınca ilâhî irâde devreye girdi.
Bu salgın için yazı, haber ve yorumlarda “âfet”, “musibet”, “belâ”… gibi kelimeler kullanılmakta. Bize göre adı, ne o, ne de odur. “Covid-19” ‘Ebabil Kuşları’ misali çağın Ebrehe’lerine gönderilmiş şiddetli bir ilâhî cezasıdır. Onun için daha evvel bu sabıkalı devletlere seslenerek demiştik ki: “Gelin suçunuzu kabul ederek, zulmettiğiniz bu millet ve ülkelerden özür dileyin, onlara tazminatlar ödeyin!..”
Yaparlar mı?
Yapmazlar.
Bunu yapacak, insaf ve vicdana sahip değiller. Sahip olsalardı zaten o merhametsiz talanlar, çalıp-çırpmalar, aparıp-götürmeler görülmezdi. Onların yürekleri mühürlü. İyilikle aralarında uçurumlar var.
Bize düşense ümidimizi sapasağlam tutarak Kur’ân-ı kerîmin öğretmesiyle “içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk eyleme Allâh’ım” diye duâ etmektir. Müslüman, âmentüsü icâbı kesin olarak inanır ki “şer” de “hayr” da Allah’tandır. Zâlimlerin bir hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı var. Unutulmasın ki gecede karanlığın en koyu olduğu vakit, şafağın sökmesine en yakın olan vakittir. Gözlerimiz, 2023 Büyük Türkiye ve 2071 Cihan Devleti Türkiye’nin şafağındadır.
Bir kısım Avrupa devletlerinden sonra Osmanlı Mülklerine de uçaklar dolusu yardım malzemeleri göndermemiz, herkese bir şey söylüyor olmalı… Yarın o adaletsiz süper güçler de kapımızı çalabilirler.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613084 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/613084.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT