GİZEM DUMAN- TÜRKİYE GAZETESİ

ULUSLARARASI GEMOLOJİ DERNEĞİ BAŞKANI FAZIL ÖZEN’DEN ÖNEMLİ İPUÇLARI

 

Sokaklarda satılan veya mağazalarda renk renk gördüğümüz taşların aslında öyle özellikleri var ki. Gerçek mi, imitasyon mu emin olmadan aldığımız değerli taşları bir de şifalı olduğuna inanıyoruz. İşin doğrusunu öğrenmek için Cüneyt Ekmen’in desteğiyle Uluslararası Gemoloji Derneği Başkanı Fazıl Özen’e gittim. Şaşkınlıkla dinlediğim bilgilere ulaştım. Gelin birlikte öğrenelim... 
 Bilmeyenler için genel bir tanım yapalım isterseniz. Doğal taş nedir? Nasıl bulunur?
 Adı üzerinde doğadan çıkan, oluşumunda bir insan elinin katkısı olmayan taşlara diyoruz. Doğal taşlarla mücevher taşlarını birbirinden ayıran ise; mücevher taşlarının diğerleri gibi çokça doğada bulunmaması. Bunun dışında parlak olması. Nadir ve yeterli miktarda da büyük olması. Belirli bir sertlikte, dayanıklıkta olmaları gerekiyor. Ayrıca dünyada da tanınması lazım. Doğal mücevher taşlarını inceleyen ve onları laboratuvarlarda ayırt eden bilim dalına gemoloji diyoruz. Gemoloji, maalesef Türkiye’de çok eski bir konu değil. Pek çok kişi kartlarına gemolog diye yazıyor ama ben onu çok doğru bulmuyorum. Çünkü Türkiye’de gerçek gemolog sayısı 15-20 kişiden fazla değil. A’dan Z’ye kadar bütün taşları biliyor fakat sadece mercan taşını tanımıyorsanız siz gemolog değilsinizdir. Yeryüzündeki bütün mücevher taşlarını tanımanız şart. Sentetiklerinden ve taktiklerinden ayırt edebiliyor olmalısınız. Yurt dışında okullar, kurslar var. Bunlardan da mezun olmanız gerekiyor ki, gerçekten diplomalı bir gemolog olabilesiniz. Aslında bu aylar süren bir eğitim. Mesela ben Amerika’da 6 ay, sabahtan akşama kadar çok ağır ve ciddi bir eğitimden geçtim. Bunun dışında tabii ki kısa kurslar da var. Türkiye’de de 8 yıl önce biz başlattık bu kursları. Bunun büyük bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. 
 Siz nasıl merak sardınız bu taşlara?
Dört nesildir bu işin içindeyim. Dedemin babası Kafkaslar’da kuyumculuk imalatı ve satışıyla ilgileniyormuş. 1860’lı yıllarda. Çocukluktan bu yana babama yardıma gittiğim için altını eritmekten tutun, silindirde çekmeye, onları kesip kaynak yapmaya kadar işin mutfağında yetiştim. 20 yıl önce altın ve mücevher için yurt dışına çıktığımızda taşları gördük. Taşlar çok ayrı bir dünya. Altının ham hâlini görün, inanın bakmazsınız. Altının şu an vitrinlerdeki hâli, makyajlı bir bayan gibi. Çünkü gerçek rengi ne o beyaz gibidir ne de sarı. Üzerine kaplama yapılarak daha cazip hâle getiriliyor. Eğer üzerine mücevher koymazsanız, altın mücevher değildir. Daha sonra Amerika, Hindistan ve Tayland’da gemoloji eğitimlerini aldım. 

Gerçeğiyle taklidini nasıl ayırabiliriz?

Bir taşın değeri nasıl anlaşılır?  

 Öncelikle laboratuvarınız olacak. Ancak bütün taşlar için gerekli değil. Eğitim verdiğimiz kurslarımızda, 3 binden fazla mezun verdik. İnsanlar bu konuyu ne kadar iyi bilirse o kadar rahat alışveriş yapabilir. Çünkü hata şansları düşüyor. Dünyada yaklaşık 150 civarında mücevher taşı var. Eğitimde en çok yaygın olan 80-90 tanesini anlatıyoruz. Bir taşa dokunmak hastayla muhatap olmak gibi. 70 yaşında uzman bir doktor, yüzünüze bakar bakmaz hâlinizden anlar. 
‘Laboratuvar olmazsa olmaz’ demiyorum. Gerekli fakat olmadan da pek çok mücevher taşını hakiki mi değil mi anlamak mümkün. Biz şunun da eğitimini veriyoruz; kapalı gözle taş testi. Eğitim sonunda kapalı gözle elinize iki taş verdiğimizde, hangisinin gerçek olduğunu anlayabiliyorsunuz. Görme engelli birisi dahi ayırt edebilir. Diğer bir eğitim ise, birkaç metre uzaklıktan taş testi. Hangisi imitasyon hangisi değil 3 metre uzaklıktan anlaşılabiliyor. Cevaplar, 100’de yüz doğru çıkıyor. Taşların da kendine özgü ağırlığı, parlaklığı var. Bunlar ayırt etmede büyük etken. Bir hafta eğitim sonunda pırlanta konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişi, ayrıt edebilecek düzeye geliyor. 
 Biraz yapılan hatalardan bahsedelim...
 Kök yakutu duymuşsunuzdur mesela. Kökü olan bir şeyin dalı da olur. Dalı nerede, yaprağı nerede? Bunu anlatan kişiler zaten konuyu bilmiyor. Yakut veya zümrüt bir ağaç değil ki kökü olsun. Hiç mineralin kökünü duydunuz mu? Böyle bir şey kesinlikle yok. Şimdi biri yakuta “sahte” dese sahtekâr olacaksınız. Ama “Bu kök yakut” dediği zaman, “Ben yakut demedim ki” diyecek. Bu ciddi bir çıkış noktası. İnsanları aldatma açısından, kişilerin de kolay satış yapma açısından. Böyle bir şey görüyorsanız hakiki değildir. Materyalinde mutlaka kusur vardır. ‘Kuvars’ın boyamasıdır kök dedikleri. Eğer taşın çatlağı varsa ve çatlağın içi koyu renkse sahte demektir. 
 En değerli taş hangisi?
Yakut. Hiçbir iyileştirme işlemi olmayan, yani makyaj yapılmamış. Bir programda birisi yeşil, kocaman, sabun gibi bir şey koymuş. Mesafem en az 3-4 metre. Dedim ki, “Aman Allahım. Böyle bir formda yakut yok. Bir de öyle bir görünümde yakut yok.” “Çok güzel bir yakut getirdim size” diyor. Tabii sunucu da anlamıyor, orayı zoomlatıyor falan. Ama yakutla hiçbir alakası yok. Türkiye’de bu işi yapanların hiçbiri gemoloji eğitimi almamış. Bu eğitimi almamış biri de hiçbir şekilde faydalı olamaz. Şu anda bu konuda sahtekârlık diz boyu. 
 Bu işin kitabını yazanlar var...
 Bir gün bu taşların şifalarından bahseden bir kişiye gittim. Gemoloji’den bahsettim “O ne?” dedi. Bir kitap yazmış. Önünde bir sürü diploma falan var. İnsanları aldatmışlar. Kendisi de söylüyor. Zümrüt diye almış, başka bir şey çıkmış. “Bakın” dedim, bunun etiketi yanlış. “A öyle mi” diyor. Gemoloji diye bilimin varlığından haberi yok. Bugün ben de tıp öğrencilerine 1000’er lira veririm, bir şeyler yazdırırım, altına da imzamı atarım. Desem ki, “Yakut kalp hastalıklarına çok iyi geliyor” kesin yarın burada kuyruk oluşur. Ama bu yanlış. Dolandırıcılık ve ahlaksızlık. Hastaların binlerce lirasını alıyorlar. O taşların değeri 3-5 liradan fazla değil. Bir de neden o uyduruk sağlık sitelerinde pırlantanın adı yok.? Onun hiç mi gücü yok? Çünkü pırlantayı almak zor.  

Taşların tedavi edici özelliği var mıdır? Bu konuda düşünceniz nedir?          

Bu konu bütün dünyada istismar ediliyor. Şöyle bir örnek veriyorum. Nasreddin Hoca’ya sormuşlar; “Koyununun kıllarının adeti ne kadar?..” “Gökteki yıldızlar kadar, inanmazsan gel de say” cevabını vermiş. Birisi bir taş alıyor eline. Kuvars ya da ametis ya da herhangi bir taş. Diyor ki “Bu böbreğinize iyi gelir. İşte bunu başınızın altına koyun iyi uyutur. Şunu alın kısmetiniz açılır vs...” Böyle bir şey gerçek olsaydı o zaman benim dünyanın en sağlıklı, hiçbir maddi manevi problemi olmayan, güçlü, her işi yolunda giden biri olmam gerekirdi. “Taşların enerjisi yok” diyemem, var. Fakat Türkiye’de taşlar konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişiler, taşları bir yerlerden alıyor. Sonra “Bu sizin böbreğinize iyi gelir” diyor. İnsanlar hasta, ne yapsın umut arıyor. Bu “Akciğerime, uykusuzluğuma iyi gelir” deyip alıyor. Bir de fahiş fiyatlara satıyorlar. O kişilerin yerlerine de gittim. İnanın, etiketleri karıştırmışlar. Yakutun üzerinde safir etiketi, bir başka taşın üzerinde farklı taşın etiketi var. Yani konudan bu kadar uzak kişiler... Ne yazık ki sektör haline gelmiş durumda. Taşların pozitif ve negatif enerjileri var. Testle size olan uyumları da ölçülebiliyor. Hatta yurt dışında bu konularla ilgili klinikler var. Falcı falan değil. Resmî, faturalı, ciddi bir yer. Taşların içerisinde minareller var. Tuz minareli de var, kalsiyum da... Yaptığımız testle o minarelin sizin vücunuza ihtiyacı var mı yok mu anlıyorsunuz. Ona göre size mineral hapları da veriyorlar. Ama malesef Türkiye’de bu yok. 

HANGİ TAŞ KİME UYGUN TESTİ

Fazıl Özen, yurt dışında yapılan bu testi bana da uyguladı. Test şöyle: Elimin üzerinde tuttuğu yakut kolye, eğer benim taşımsa, yani benim tenimle uyumluysa, saat yönünde dönüyor. Eğer taş bana uygun değilse aksi yönde hareket ediyor.  Birkaç taşla denediğimiz uygulama bir hayli ilginçti. Sonunda ise yakutun benim taşım olduğunu öğrendim.