Yolu Frankfurt taraflarına düşenler bilir, Alman otobanlarında hız limitlerini test ederken havada asılı gibi duran uçaklar çekiverir dikkatinizi... Hiiiç düşünmeyin basın frene, kırın sağa. 
Kendinizi bir anda antika otomobiller, kamyonlar, motorlar arasında bulacaksınız... Helikopterden, denizaltılara, Boeing 747 jumbo jetlerden yatlara, botlara... 
Apollo 13 Uzay mekiği hatta.
Bilirsiniz müzelerde eserler camekânlar içinde sergilenir. Dokunmak ne kelime resmini bile çekemezsiniz. Etiketler envanter numaraları ve parlayan cam kadrajınızı berbat eder, canınızı sıkar.  
Bahsettiğim müze ise adeta yaşıyor. Rüyalarınızı süsleyen efsane araçlara binebiliyor hatta bir zamanların süpersonic jeti Concorde’un kokpitine kurulabiliyorsunuz.
Kule, kalkışa hazırım tamam... Breh breh breh... Bakın hele havama! 
Tayyareler destek payandaları ile zeminden yaklaşık 70-80 metre yukarıda duruyor, merdiven çıkmak yorucu ama içeri girince iyi ki de çıkmışım dedirtiyor. 
Siz hiç, bir Alman U-botunun torpido dairesine indiniz mi ya da B-747’nin üst katında gezindiniz mi? 
Klasik otolar arasında dolanmak, Formula 1 araçlarına dokunmak serbest. Kapanış saatine kadar ilişen yok ama aklınızda olsun süre çabuk geçiyor. 

Ülkemize de kurulsa keşke...

Bu müzenin en ilgi çeken parçalarından biri de Amerikalıların bağışladığı Apollo uzay mekiği ve kapsülü. Almanlar bu alanı çok iyi dekore etmişler, sizi sanki aya ayak basmışsınız gibi heyecanlandırıyorlar. “Evet arkadaşlar bu benim için küçük ama insanlık için büyük bir adım!” Bu cümle söylenmişti di mi. N’aparsınız orijinal astronot kıyafetleri insanı havaya sokuyor. 
Dikkat ediyorum da toplanan parçaların çoğu hibe. Ruslar bile Mig 19 ve Antonov yollamışlar. Türkiye’de böyle bir müze kurulsa. Tank, top, tayyare bağışlayan çıkacaktır mutlaka.
Giriş ücreti 15-20 euro civarında, basın kartlıya bilabedel, paso da geçiyor ayrıca. Mekan bilhassa hafta içi sakin, gidin görün, pişman olmayacaksınız asla. Tekrar hatırlatayım sabahtan girin, zira insan saatleri unutuyor burada.