ÇAĞLA TÜRK

Duyup da inanmadıklarımızdan olsa gerek bu hikaye… “Gördüğü rüya ile hayatı değişti”…  İlk kalemi eline alması da böyle başladı. Rüyalarını bir bir topladı deftere. Bir gün o eşsiz beyaz kapak üzerine, altın varakla ve kırmızı harflerle yazılmış kitabı gördü… Ve o an karar verdi kitabı çıkartmaya… Çocukluktan bu yana içinde yazma aşkı bulunan genç yazar Gizem Serra Sözen sizi de merak ettirdi değil mi… Buyurun hikayesini birlikte dinleyelim…
 
Gizem Serra Sözen’i tanıyalım biraz?
 
Bu soru sorulması kolay ama cevaplanması zor bir soru. İnsan bir derya… Birkaç kısa cümleyle tanımlanamayacak bir dünya... Ama yine de biyografik cümlelerle anlatmam gerekirse; 26 Ocak 1988 yılında Antalya’da dünyaya geldim. Güzel bir çocukluk geçirdiğimi söyleyebilirim. Mutlu ve birbirini seven bir anne, babayla büyüdüm. Çocukluğum özellikle maddi manevi zenginlik içinde geçti. Seneler sonra baktığımda 0-8 yaş aralığının hayatımda çok önemli bir yeri olduğunu görüyorum. Prenses gibi büyütüldüm, o doygunluklarım daha sonraki yaşadığım duygusal açlıklarımda doygun bir duruş sergilememi sağladı… Benim için kendi yolculuğuna çıkmaya cesaret eden, kendi devriminde, tanımlara ve sıfatlara uymayan bir hikaye toplayıcısı da diyebiliriz. Kendimden daha çok başkalarını düşünürken güzel hikayeler topladım çünkü…
 
Günlük rutiniz nasıl geçiyor?
 
Belli bir rutinim yok aslında bu aralar, sabah dokuz ya da en geç on gibi kalkıyorum. Köpeğimi hemen gezdiririm, bir kahvaltı yaparım, haber okurum, biraz kitap okurum, bir şeyler yazarım. Arkadaşlarımla buluşur bir kahve içerim, akşamüstleri spora giderim. Spordan sonra belki bir tiyatro, konser ya da başka bir etkinlik varsa oraya giderim, elimden geldiğince gitmeye çalışıyorum. Gün içinde hep bir telefon, hep bir görüşme, hep bir trafik hali var. Fakat bu ara sadece kitabımın pr çalışmalarına odaklanmış durumdayım, bir de sevdiklerimden çaldığım vakitleri şimdi onlara geri ödeme vakti, bol bol birlikte vakit geçiriyoruz.
 
"KİTAP YAZMAK EN BÜYÜK HAYALİMDİ"
Çocukken hedefiniz yazar olmak mıydı? Kitap yazmak gibi bir idealiniz var mıydı?
 
Yedi yaşında günlük tutmaya başladım. Ajandalara aynı zamanda piyesler yazıp hazırlamışım, hala duruyor. O piyeslerde arkadaşlarımı oynatmışım, onlara roller dağıtmışım, piyeslerimize gelecek davetli listelerini çıkarmışım, masalarda konuklara ikram edilecek yiyecek içeceklere kadar not almışım. Daha on yaşındayım. Aslında o yaşlarda belliymiş hem kitap yazıp hem de halkla ilişkiler okuyacağım. Fakat kitap yazmak her zaman en büyük hayalimdi. Özellikle de yazdığım bir senaryonun ete kemiğe bürünmüş hayalini hep gözümün önünde canlandırır, bir gün senarist olmayı hayal eder, en sevdiğim sahneleri birleştirir imajine ederdim. Kitap yazmaya da belki beni yönlendiren ve yazdıran bu histir, bir gün film olabilir düşüncesi. Halkla ilişkilere gelirsek; bu alanı okumak pek hayalim olmadı hiçbir zaman, sadece yeteneğim varmış galiba, hayat da doğru yönlendirmiş sonra. Tesadüf eseri ikinci üniversitem olarak okuduğumda anladım. Ama mutluyum iyi ki okumuşum. Çünkü günümüzde artık her şey pr üzerine.
 
Elinize ilk kalemi aldıran sebep ne oldu? Büyük bir aşk acısı mı, hayat mı…?
 
Elime ilk kalemi aldıran seneler önce gördüğüm bir rüya oldu. O rüyadan sonra gördüğüm, yazılmaya değer rüyalarımı bir defter altında topladım ve yazma sürecim rüyalarla başladı. Ama asıl beni kitaba götüren süreç ve yol beş yıl önce paylaştığım düşüncelerimin beğenilip sen bunları bu kadar konuşuyorsun, yazsana uçmasın, hem başkalarına hem de sana yazılı bir hediye olarak kalsın ileriki zamanlara, diye çok söylendi. Ben de kendim için yazacağım nasılsa, beğenilmeyebilir diyerek bir cesaret sitede yazmaya başladım ve devamı geldi, sonra tüm yazdıklarım bir kitap haline dönüştü. Tabiki çok acı çektiğim bir süreçti, hayatı, aşkı, insanları sorguladığım; kendime bir çıkış kapısı aradığım zamanlardı. Yazarken kurtuldum…
 
Kitabın adını nasıl buldunuz?
 
Bir sitede yeni yazmaya başladığım zamanlardı; ama daha iki yazım falan yayınlanmış ve hiç ileride kitap çıkarma gibi bir düşüncem yok. Rüyamda bir kitabevine gidiyorum, raflarda beyaz kapak üzerine, altın varakla ve kırmızı harflerle yazılmış Hikayemin adı Kırmızı ve hemen üstünde Gizem Serra Sözen yazıyor. Çok güzeldi.. Uyandığımda bir kitap çıkartırsam eğer bu şekilde, bu fonla ve bu isimle olacak dedim, bir kenara not aldım. Dört yıl sonra, o zaman rüyamda görmüş olduğum bu isim ve şekille basıldı.
 
Sizce kırmızının anlamı nedir?
 
Kırmızı, kanımızın renginden bayrağımızın rengine kadar her anlamda özel bir renk... Her şeyden önce rengini hiç saklamıyor, tutkusunu, heyecanını hiç arka plana atmıyor, gören gözleri de harekete geçiren, cesaretlendiren bir renk kırmızı. Hep derler ya “Ya siyahsın ya beyaz”, bence “Ya kırmızısın ya beyaz olmalı”o. Ya hayatı kendi tutkunda yaşıyorsun bir kırmızı renk kadar ilham verici, ya da beyaza saklı bir renksizliktesin…
 
ENGELLİ KARDEŞLERİMİZİN OKUYABİKMESİ BENİM İÇİN BÜYÜK MUTLULUK
Sesli kitap haline getirilmesi size ne hissettirdi?
 
Görme Engelli kardeşlerimizin kitabı dinleyerek okuyabilecek olması benim için çok büyük mutluluk… En çok okumasını istediğim kesimlerden biri görme engelli kardeşlerimizdi. Bu anlamda benim için bu çalışmanın değeri çok büyük… Bu kitap umudun kitabı olduğu için olaylara farklı açıdan akıyor ve okuyucuya yaşamın bir sekizinci rengi daha var, yeter ki bakmayı bil diyor. Yaşamında gerçekten büyük zorluklarla uğraşan insanlara ulaşması ayrıca kıymetli… Sağolsun bu projenin fikir lideri, hayata geçiren ve bana sürpriz yapan sevgili arkadaşım, radyo programcısı, aynı zamanda değerli oyuncu Erhan Gökay Aksoy’dur. Gönüllü verdiği bu destekten dolayı kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.
 
Kitabın devamı gelecek mi?
 
Tabiki gelecek, bir sonraki kitabımda bu konularla paralel kurguladığım bir hikayeyi anlatmayı planlıyorum roman olarak.
 
Okuyucuya söylemek istedikleriniz?
 
Yaşam bir an… O yüzden her an çok kıymetli, bunu bilerek yaşasınlar. Çok üzülmesinler her şeye, herkese hak ettiği kadar değer versinler. Lokman Hekim’in de dediği gibi “Ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut düşünme derin”. Gerisi teferruat…