İrfan Özfatura irfan.ozfatura@tg.com.tr
 
Ne hikmettir bilinmez antikacılar horoz sesiyle koşarlar pazara, müzezzinler minareden inmeden daha.  Çünkü topladığı mallar, takip ettiği seriler vardır, erkenden dolanmalı, başkaları kapmadan kapatmalıdır uygun fiyata.   
Pazar günleri tatil malum, millet kalkacak da, kahvaltısını yapacak da, kahvesini yudumlayacak da, nedeen sonra keyfi olursa... Bu yüzden öğleden evvel “al gülüm, ver gülüm” işleri olur, esnaf ağzıyla “trampa!” 
Umumiyetle veresiye açılır, yaz tahtaya. 
Öğleden sonra meraklılar dökülmeye başlar ama az ama çok bi’ çorba parası çıkar sonunda. 

ASIRLIK OLACAK
Bakın bir malın antika olabilmesi için en az dört nesli devirmesi lazım. Misal, ninenizin ninesinden, dedenizin dedesinden kalma... 
Kullanıldığı yıllarda da göz kamaştırıyor olmalı, sıradan eşya kimin umurunda?
Peki neler bulabiliriz bu pazarda? 
Ahşap kasalı radyolardan başlayalım, Philips, Grundig, Nordmende, Scahup Lorenz, Blapunkt, Saba…
Öyle aç dinle yok, lambanın ısınmasını bekleyeceksin sabırla. Tabii çamaşır teli gibi anten gerdikten sonra. 
Fotoğraf makinesi ve dürbünler dikkatimi çekegelmiştir daima. Körüklü Kodak’lar, üstten bakmalı Rolleiflex’ler, Yashika’lar... Canon AE-1 ve Nikon F 2’ler de efsaneydi zamanında. Lupitel ve Mamiya’nın da hastası çok ama Leica’nın yeri başka. 
Dijital çıkınca şavkları sönse de kullanan var hâlâ. Makara saracaksın, banyo hazırlayacaksın, filmi yıkayacak, karta basacaksın... Yok abi, bizi gerer bu saatten sonra…  
Bir gazeteci neye bakar başka. Elbette daktilolara. Yazı ve dikiş makinelerinin mekanik altyapıları güçlüdür, mühendisliklerine vurulursunuz âdeta. 

TİK TAK TİK TAK
Ve saatler tabii. Zili tepesinde Peter’ler, sallangaçlılar, guguklular. 
Köstekliler ise pazarın en gözde malları arasında. Siliniyor parlatılıyor camekân arkasına alınıyorlar itinayla. Bilhassa Longines, Tissot, Oris, Zenith, Omega… 
Bir de şimendiferliler tabii, Cortebert, Serkisof, battal zincir, bakla halka. 
Dayıyorsunuz kulağınıza çıt çıt çıt... Saat gibi çalışıyorlar maşallah.
Levhalar da çok itibar görüyor, hele üzerinde tanınan bir hattatın imzası varsa…
Tespihlerde çeşit çok, fiyatlar tabandan tavana. Camlar tahtalar her keseye uyar, Oltu ve kukalar orta karar. Ateş kehribarlar el yaksa da, sıkmalarını buluyorsun üç otuza.    

AFFAN DEDE’YE PARA 
Aaa o da ne, çocukluğunuzda sahibi olduğunuz bir araba... Sizi alıp götürüyor, mahalle arasına. Velev ki tahta, teneke, naylon da olsa. 
Bez bebekler, mantar tabancaları, misketler, top, topaç, kumbara... Topacın sivrisi makbuldü malum, hele kaytanı kınnap olursa... Fıydırırsın alı karışır moruna. 
Onur kardeşimiz sadece minyatür otobüsler satıyor. Gerçi bunlar pek çocuk işi değil, bizim gibi 60’lık bebelere hitap ediyor. Hatırlar mısınız, otobüs ne önemli şeydi hayatımızda? Sırf seyretmek için giderdik garajlara. 
Eski bisikletler ve çocuk arabaları daha mı sevimli ne? Teknoloji ilerledikçe estetik ölüyor mu yoksa?

MERHUMU MEZARA MEKTUBU MEZATA 
Hatıra defterleri, mektuplar, fotoğraflar... Bir insan ölünce evrak-ı metrukesi niye düşer tezgâha. “Ulen mirasyediler” diyeceksin “İnsan anasının, atasının resmini yayar mı pazara?”
Kitaplar da öyle. Kim bilir nasıl titizlikle saklanmışlardı zamanında. Rahmetli hayatta olsa, dayanabilir miydi bunlara? 
Sararmış gazeteler mecmualar da talep görüyor. Eskiden kese kâğıdı olurlardı, şimdi bi’ dünya para.
Yazma eserler pahalı ama değiyor. Düşünün hattat satır satır yazmış, müzehhip ince ince işlemiş, ne emek var ama? 

 
ESKİ AYRI ŞEY, ESKİTME BAŞKA 
Taş plakların da meraklısı çok. Bunun için bir de pikap edinmeniz gerekiyor ayrıca. Yedek iğneleriniz de olacak, eğer takılmaya başladıysa iş aldınız başınıza. Hadi kaset kolay, sardı mı sokarsın kalemi, çevirirsin sağa. 
Gramafonların hepsi asırlık değil, eski ayrı, eskitme ayrı. Aman dikkat edin bunlara. “Yok dekor için bakmıştım” diyorsanız o başka...
Fincanlar, cezveler…  Çakı çakmak, çatal, bıçak, porselen tabak. 
 
 AYILANA BAYILANA… 
Ahizeli telefonlar, oyalı tülbentler, bindallılar, kömürlü ütüler, Beykoz billurları, koşum takımları, sokak tabelaları, aplikler, abajurlar, biblolar. 
Gemici fenerleri, konak kilitleri, kahve değirmenleri, havanlar… 
Ceviz sandık, tahta bavul, halı, kilim, seccade, bin türlü dantela...  
Kurabiye ve bisküvi tenekeleri, enfiye kutusu, pipo, küllük, tabaka... 
Kuş kafesleri, bastonlar, sedefli takunyalar, sandaletler, sandalyeler, sehpalar. 
İbrikler, güğümler, hamsi tavaları, yumurta sahanları, dibi kara kazanlar.  
Dolma kalemler, rozetler, nişanlar, madalyalar. Miğferler, süngüler, kasaturalar...  
Berber malzemeleri, ustura, kayış, ispirto ocağı, kolonya, Job, Nacet, Zaza… 
Kılıç, kalkan, börk, sadak, sancak, tolga... Ecdadı hatırlatan ne varsa. 
Tekne dümeni, at arabası tekeri, sobaya mermer, aynalı kemer. 
Çinko kâse, gazlı lamba, pul defteri, mühür, damga... Sanırım tek para etmeyen şey elektronik eşya. 
-Abi temiz bi’ çağrı cihazım vardı, dur bi’ de tetris vereyim yanına. 
“De get” diyorlar, gülüp geçiyorlar sana.  
 
Gelin “maziniz” olsun

Son yıllarda yeni yeni antika pazarlarımız oldu. İstanbul Feriköy, Ankara Ayrancı ve Çay Yolu’nun ardından Bursa da eklendi onlara. Bursa Antikacılar Derneği Başkanı Erdal Sadıç “Pazarımız umduğumuzdan da büyük ilgi gördü” diyor, “Çanakkale, Balıkesir, Manisa, Eskişehir, Kütahya, İzmit, Sakarya ve Yalova’dan iki yüzü aşkın esnaf geliyor. Antika deyince gözünüz korkmasın, beş, on liraya da bir şeyler alabilir, koleksiyonculuğa adım atabilirsiniz pekâlâ. Geçmişi özleyenleri her ayın üçüncü pazarı (17 Aralık) bekliyoruz. Yerimiz kolay, Nilüfer İhsaniye Kapalı Pazarında. Çaycımız çorbacımız da var, otoparkımız bedava.”