Beşiktaş'ın eski teknik direktörü Slaven Bilic, Londra'da Socrates dergisinin sorularını yanıtladı. Hırvat teknik adam, Sine Büyüka'ya yaptığı açıklamalarda Türkiye günlerinden de bahsetti. 


Bir bölümü aşağıda yer alan röportajın tamamı, Socrates'in Ekim ayı sayısında.
 
"DERBİ KAZANAMAMAM KONUSUNDA KENDİMLE ÇOK KONUŞTUM"

Türkiye'de 'derbi maçlarını kazanamama' ile çok eleştirildiniz, İngiltere'de ise sezona çok önemli takımları yenerek başladınız. Tabii farklı durumlar ama yine de bir kıyaslama yapmanız mümkün mü?

Türkiye'de bunun neden olmadığını bilmiyorum, kaybetmekten elbette ki mutlu değildim. Her maç önemlidir ama tüm dünyada derbi maçlar, bir maçtan fazlası oluyor. Gerçekten kazanmak istemiştim ve Beşiktaş'ta geçen iki sezonumda tek bir derbi bile kazanamamış olmak hoşuma gitmiyor. Fenerbahçe ve Galatasaray'a karşı kazanamadığım maçlardan sonra kendimle çok konuştum; “Bu durum sadece şanssızlıkla açıklanamaz, 2-3 değil tam 8 maç” diyordum. Aynı zamanda, tek tek baktığımda rakiplerimizin bu maçların herhangi birinde bizden çok da iyi olmadığını görüyordum. O maçlardan bazılarını kazanmayı hak etmiştik. Galatasaray'a karşı ilk maç, 3-3'lük Fenerbahçe maçı ve yine son dakikada gol yiyip kaybettiğimiz diğer bir Fenerbahçe maçı... Uzun dönemli bir şanssızlıktı belki, belki de fazla gergindik. 3-4 derbi maçında, neredeyse daha ilk yarıda kırmızı kart gördük ve 35. dakikadan sonra 10 kişi oynayarak Fenerbahçe ve Galatasaray'ı yenmek kolay değil.
 
(Gökhan Töre'den mesaj geliyor) 
 
Bak, Gökhan Töre! 'Goki' efsanedir. İyi bir adam, iyi bir oyuncu.
 
"GÖKHAN TÖRE'Yİ WEST HAM'A İSTEDİM"

Onu takımında ister miydin?

Elbette, denedim de zaten. Bu sene uygun değildi.
  
Peki Beşiktaş'tan başka bir oyuncuyu takımında görmek ister misin?

Tabii, birçoğunu görmek isterim. Beşiktaş büyük bir kulüp ve hâliyle kuvvetli bir kadroya sahip. Birçok oyuncusu da West Ham'da oynayabilecek kadar iyi. Ama bazılarının pozisyonlarında çok iyi oyucularımız var, bazılarını maliyetlerinden dolayı transfer etmemiz mümkün değil, bazıları ise İngiltere'nin kuralları sebebiyle burada çalışma izni alamıyor. Fakat hepsinin çok iyi oyuncular olduklarını söylemeliyim.
 
"BEŞİKTAŞ'I ÇALIŞTIRIRKEN KİMSEYLE GÖRÜŞMEDİM"

West Ham ile ilk ne zaman iletişime geçtin? Şubat ayında olduğuna dair haberler vardı.

Bunlar sadece dedikodu. Yaklaşık sekiz yıldır West Ham ne zaman menajer değiştirse adım bu dedikodulara karışıyor. Hırvatistan Milli Takımı'nı çalıştırdıktan sonra ismim onlarla geçmeye başladı. Geçen sene Avrupa Ligi'nde Tottenham'la deplasmanda 1-1 berabere kalmış, Olimpiyat Stadı'nda onları 1-0 yenmiştik. Hâl böyle olunca tabii ki isminiz Premier Lig takımlarıyla anılıyor. Zaten daha önce burada oynamışım, Hırvatistan Milli Takımı ile İngiltere'ye karşı iyi işler yapmışım... Sonrasında da Liverpool'a karşı büyük bir sürprize imza atan bir takımın başındaydım. Elbette dedikodular olacak ama Beşiktaş'ı çalıştırmaya devam ederken West Ham veya herhangi başka bir kulüple görüşmedim. Özellikle de ortada şampiyonluk için savaşan bir takımım varken. Bazı teklifler oldu fakat bunları önemsemedim. Bazıları inanmayacaktır ama arkadaşlarım, ekibim ve gerçekten değer verdiğim insanlar sözlerimin doğru olduğunu biliyor.
  
Takımdan ayrılırken de zaten, “Hepsi bu mu?” diye düşündüm. Gerçekten çok yorulmuştum. Türkiye'de iki, Rusya'da bir yıl... Hepsi de Hırvatistan'la Avrupa Şampiyonası oynadıktan birkaç yıl sonra olmuştu. Artık dinlenmek istiyordum; Eylül'e kadar dinlenip pillerimi şarj edecektim, ailemle vakit geçirmeyi planlıyordum. Tüm bunları gerçekleştirmeden yeni bir takım çalıştırmayacaktım. Sonra kendime “Şimdi 'Hayır' diyemeyeceğin bir teklif gelirse ne yapacaksın?” diye sordum. Elbette değerlendirecektim. Sonra da zaten West Ham'ın teklifi geldi. “Ben size Eylül'de dahil olayım” diyemezdim, böyle bir ihtimal yoktu. Elinize böyle bir fırsat geçtiğinde değerlendirmek zorundasınız.
 
West Ham United'ın işçi sınıfına uzanan kökleri var. Bu sizin politik görüşünüze ne kadar uygun?

Açıkçası politika konuşmak istemiyorum ve bu cevaplamak istediğim bir soru değil. 47 yaşında bir aile babasıyım, siyaset beni çok da fazla ilgilendirmiyor. Herkes politikayı takip eder çünkü dünyayı ve gündelik yaşamlarımızı etkiliyor ancak ben bir politikacı değilim.
 
Bunu sordum çünkü geçmişte “Takımımızda sosyalist bir sistem var” açıklamanız olmuştu...

Bunu soracağınızı biliyordum ancak bu tamamen uydurma. Politika konusu, sanırım Türkiye'de oluşan bir yanılgı. Ben herkes gibi sosyal bir insan olmaya çalışıyorum. İnsanları iyi yaşamaları, çalışmaları veya mutlu olmaları için örgütlemek sizi politik bir insan veya sıkı bir sosyalist yapmaz. Ben de öyle değilim. Çarşı'nın üyeleri de sadece iyi insanlar olmaya çalışıyorlar çünkü ülkede ve dünyada olup bitene karşı oldukça duyarlılar.
 
"ÇOCUK DEĞİLİM, STADIN 1 YILDA BİTMEYECEĞİNİ BİLİYORDUM"

En büyük mücadeleniz neydi Beşiktaş'ta?


Lig tabii... Birçok kişi, “Rakiplerinin daha iyi maddi kaynakları ve daha iyi statları var ama senin yok” diyordu. Fakat günün sonunda, kimle konuşsam Beşiktaş'ın şampiyon olacağını söylüyordu. Olmam gerekenden biraz fazla optimisttim galiba, bazen realist olmak lazım. Beşiktaşlı yetkililer Split'e görüşmeye geldiğinde stadyumun bir yıla biteceğini söylediler. Ama çocuk değilim, bunun olmayacağını biliyordum. Kim stat inşaatını bir yılda bitirebilmiş ki? Çocuk değildim ama dedim ya; optimisttim, ne olursa olsun kazanacağımı düşünüyordum. Sonuç olarak fantastik değildik ama gayet iyiydik. Stadyum da yokken işler daha kötü olabilirdi.
 
"BEŞİKTAŞ'A RAKİP OLMAK ÇOK GÜZEL OLUR"

Vodafone Arena açılıyor, oraya rakip veya seyirci olarak dönmek neler hissettirir?


Elbette çok iyi hissederim. Rakip olarak oraya dönmek çok güzel olur. Bu zaten Avrupa Ligi veya Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmemiz demek. Tabii ki dönmeyi isterim. Beşiktaş'ı çok seviyorum. Kulüp her zaman kalbimde olacak ama oraya West Ham'la gittiğimde kazanmak istemeyeceğimi söylesem, bu yalan olur. Bazıları, bu tavrımın başkalarının gözünde 'puan kazanmak' olduğunu söylüyor ama West Ham ile Beşiktaş'ın karşısına çıksam en az rakip teknik direktör kadar motive olurum. Yine de bu Beşiktaş taraftarı olmadığım anlamına gelmiyor. Elbette öyleyim. West Ham'ın yeri de ayrı. Çok özel bağlarım olan iki kulüpten bahsediyoruz. 
 
"ÖNDER ÖZEN'İ ÇOK SEVİYORUM"

Kulüpteki herkesle çok iyi ilişkilerin olduğunu söylüyorsun ama basına yansıdığı kadarıyla Önder Özen'le aranda bir sorun yaşanmıştı. Doğru mu?


Önder Özen'i çok sevdiğimi söylemeliyim. Beni Beşiktaş'a getiren adam... Daha önce bahsetmiştim ya; dinlenecektim hani. Aslında Lokomotiv Moskova'dan sonra da dinlenmeyi planlıyordum. Tam Split'e gittim, yerleştim, Beşiktaş'ın teklifi geldi. 2008'de Beşiktaş'ı reddetmiştim ve bunu bir kez daha yapmayı düşünüyordum. Sonrasında Önder ve yanında Semih Usta Split'e geldi. Başkan Fikret Orman ve yardımcıları Ahmet Nur Çebi ile Ahmet Kavalcı da onların ardından... Önder Özen orada beni isteyen adamdı. Beşiktaş büyük bir kulüp. Önder'e beni istediği için minnettarım. Ama iş sadece bundan ibaret de değil, imzayı attıktan sonra da çok iyi bir ilişkimiz oldu. Önder'le aynı jenerasyondanız. Futbolu iyi biliyor, futbolun tam içinde ve eğlenceli bir adam. Nefis esprileri vardır. Harika da bir yorumcu.


İlk sezon sürekli konuşurduk. Taktik konuşmak için açık bir insanım, sonuçta bu fikir alışverişleri benim için faydalı oluyor. Beni ikna edebilirsin; sonuçta Tesla ya da Einstein değilim, sadece bildiğim bazı şeyler var. Futbol, aile ya da müzik hakkında fikir alışverişi yapabilirim ama ekibim pazarlık konusu olamaz. Önder'le yaşadığımız şeye de tartışma diyemem, farklı görüşlerimiz vardı. Sonrasında aramız yine iyi kaldı. Zaten takımdan da benim yüzümden ayrılmadı.