BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Önce Diyarbakır vardı

Dicle Nehri kıyısında, yaklaşık 10 bin dönümlük alana yayılan Hevsel bahçeleri’nde antik dönemlerden beri meyve ve sebze yetiştiriliyor. Burası, surlar daha yokken bu toprağı yurt tutmuş nice kavmin ekmek kapısıydı.

Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi
düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı...

DİYARBEKİR YA DA DİYARBAKIR... Ahmed Arif’in dizelerinde de sevgisini dile getirdiği şehir. Bereketini Dicle Nehri’nin sularından alan verimli toprakları, derin tarihi geçmişiyle Diyarbakır, keşfetmesi sürprizli ve her köşesinde farklı güzellikleri saklayan özel şehirlerden biri. Bu kadim şehir, pek çok kültürün beşiği olmuş, pek çok medeniyet büyütmüştür. Olağanüstü görkemiyle yakınından geçenlere tarihin sırlarını fısıldayan, UNESCO Dünya Kültür Mirası’na giren Diyarbakır surları, Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alan verimli arazi Hevsel bahçeleri, şehrin gizli şahitleri müzeler, mabetler, hanlar ve kervansaraylar... Diyarbakır surlarıyla Dicle Nehri arasında göz alabildiğine uzanır Hevsel bahçeleri. Efsanelere, türkülere konu olmuştur. Tarımın anavatanı Mezopotamya’nın belki de en eski tahıl ambarı olduğu söylenir. Diyarbakır’ı çevreleyen surların doğu kısmında, Diyarbakır Kalesi’nin yüksek surları, doğuda Mardin Kapısı’ndan şehre giriş; Hevsel’e de çıkış verir. Buna tahıl kapısı, sebze kapısı, meyve kapısı, belki hepsini birden kapsayarak ekmek kapısı dense yeridir. Dicle Nehri kıyısında, yaklaşık 10 bin dönümlük alana yayılan Hevsel bahçelerinde Antik dönemlerden beri meyve ve sebze yetiştiriliyor. Değil kapıları, Diyarbakır surları daha ortada yokken Dicle Nehri’nin taşkın alanındaki verimli toprak, bu toprağı yurt tutmuş nice kavmin ekmek kapısıydı. Hazreti Muhammed’in Miraç’a çıkarken sık ağaçlıklı bir yer gördüğü, “Cennet burası olmalı” dediği rivayet edilir. Orası Hevsel bahçeleridir...
Cartlak kebabı, Diyarbakır karpuzu, örgü peyniri, burma kadayıfı, kaburga dolmasıyla bilinse de meftune dendi mi akla gelen ilk şehirdir Diyarbakır. En sevilen çeşidi yerel patlıcanlardan yapılan meftune, bol sumaklı ve yanında ezilmiş sarımsakla servis edilir. Öncelikle etin sonra da tatlının rağbet gördüğü mutfakta, kenger mevsimi geldiğinde ise etten daha lezzetli olduğu iddia edilen kengerli yemekler yapılmaktadır. Diyarbakır denince akla gelen şeylerin başında Karacadağ pirincini de unutmamak gerekir. Diyarbakırlılar pirinç kullanılan bütün yemeklerinde öncelikli olarak Karacadağ pirincini tercih ederler. Duvaklı pilav, bayram çöreği, zingil, nardan aşı, habenisk, bostana, meyir, ayvalı kavurma, kibe mımbar, bulgur ekmeği, mercimekli ekmek, sütlü Nuriye, lebzuniye ve sayamadığım nice lezzetler.
Güneydoğu’nun sırlarla dolu surlar şehri Diyarbakır; kadim kültürü, Hevsel Bahçelerinin zenginliği, farklı kültürlerden süzülerek gelen özgün lezzetleriyle kapılarını bize her zamanki hoşgörü ve mütevazılığı ile açıyor. Geçmişin ve geleceğin bir arada yaşadığı şehrin bize anlattığı ve en çok da anlatacağı pek çok hikâye var. Söz konusu olan mutfaksa; Diyarbakır’da gezilecek çok yer ve tadılacak çok lezzet var. Şimdi farklı medeniyetlerin varlık sahası Diyarbakır’ı mutfak zenginliği açısından da tanımak ve yeniden anlamak zamanı.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
612681 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/612681.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT