BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ehl-i Sünnet ile Modernist İslamcılarda İman ve Tekfir Konusu

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook

Tekfir, kavram olarak bir kimseye küfür isnat etme, “kâfirdir” deme anlamında kullanılır. Diğer bir ifadeyle, yüce Allah’tan vahiy yoluyla gelip Peygamber aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği kesinlikle bilinen dinî bir esası inkâr eden kimsenin kâfirliğine hükmetmektir. Çok mes’ûliyetli, sorumluluğu ağır bir ifade ve davranıştır.

 

İnsanın dünya hayatında kazanacağı en kıymetli değer, “iman”dır. İmanın esası; Yüce Allah’ın varlığına, birliğine, ortağı olmadığına, mutlak kudret sahibi olduğuna, her şeyi gördüğü, bildiği ve yarattığına, insanı iman ve ibadetle mükellef kıldığına, Ahiret hayatında hesap, mizan, cennet ve cehennemin hak olduğuna, insanın iman, ibadet ve ahlâkî konularda sorumluluğunu doğru ve rızasına uygun yapılabilmesi için Peygamberleri vasıtasıyla bildirdiği farzlara, haramlara ve Kitaplarında vahyettiklerinin hepsine tereddütsüz inanmaktır.
İslam Akâidi’nde inanılması şart olan hususlar, “zarûriyyat-ı diniyye” ve “mü’menün bih” kavramlarıyla ifade edilir. Bu konuların birinde inançsızlık, tereddüt veya red, asla olmaz. Olursa, o iman, yok hükmündedir. Akâid âlimlerine göre, bu konuların birinde bir şüphe olursa, en kısa zamanda bir âlime sorup şüphesini gidermelidir. O âlimi buluncaya kadar da “Ya Rabbi, senin katında doğru ne ise, ben ona inandımdemelidir” esası getirilmiştir. İmanda pazarlık söz konusu değildir. Peygamberlerin bildirdiği hiçbir şey, sorgulanamaz. İslam’da peygamberlere tam bağlılık ve itaat şarttır. Çünkü onlar, Allah’ın vahyi ile tebliğde bulunurlar. Onun için insanlarda peygamberlere karşı güvenin tam ve eksiksiz olması için hikmet gereği, onlar, mu’cizelerle desteklenmişlerdir.
Ahiret hayatında sonsuz saadet veya felâket, imanlı olup olmamaya bağlıdır. Mü’minler, iman etmenin, ibadet ve tâatta bulunmanın karşılığı olarak Ahirette yüce Allah’ın rahmet ve mağfiretine kavuşacak, cennette, sayısız nimetler içinde ve köşklerde yaşayacaklardır. Allah’a iman etmeyen, Peygamberine tabi olmayan ve bu dünyadan kâfir olarak ayrılanlar ise, çeşitli azaplar içinde cehennemde ceza göreceklerdir.
 
Dünya bir okul
 
Bu durumda dünya hayatı, bir imtihan yeri olmaktadır. Bir çeşit okuldur. Bu okulun "müdür"ü, (her ümmet için gönderilen) Peygamber’dir. Müdür, her okulda aynı zamanda bir öğretmen/muallimdir. Programı, yüce Allah tarafındandır. Öğretmen kadrosu, o peygamberin arkadaşları, âlimler ve ilim sahibi kişilerdir. Öğrenciler, ümmettir, halktır. Her dersin ve konunun soruları belirlenmiş ve öğrencilere dağıtılmıştır. Bilinen okul ve sınav sisteminden farklı olarak, öğrencilere soruların cevapları da verilmiştir. Verilen “Cevap Anahtarları”na göre, soruların cevaplandırılması istenmiştir. Soruların bazıları laboratuvar dersleri gibi uygulamalıdır. Bunlar, ödev niteliğindedir. Namaz ve oruç gibi. Bazı dersler ise, sadece bilgi düzeyindedir. Ancak bir şartla, bu bilginin doğru olduğuna kesin olarak inanılacaktır. İman edilecek konular, böyledir.
 
İslam okulu
 
Şimdi dünya üzerinde dinî hüviyette birçok okul bulunmaktadır. Ancak bunlar içinde hakiki ve geçerli olanı, İslam Okulu’dur. Bu Okulun Programı’nı beğenen ve kabul edenlerin, otomatik olarak manevî online sistemiyle kayıtları yapılmakta ve onlara Müslüman kimliği verilmektedir. İslam Okulu dünyada tektir, fakat öğrenci durumuna göre yeryüzünün her yerinde sınıfları ve öğretmenleri vardır. İslam Okulu, Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî gibi dört şubeden oluşmaktadır. Öğrenciler, istedikleri şubeye kayıtlarını yaptırabilmektedirler. Okul, hayat boyu devam ettiğinden serbest, sınırsız bir öğretim ve sınav sistemi uygulanmaktadır. Öğrenciler, karnelerini, ancak gerçek hayat olan Ahirette alacaklardır. Karneler, herkesin eline verilecektir. İşte o an, kişi, sınıfı geçip geçmediğini bizzat ayan beyan görecektir. Bazıları çok sevinecek, fakat çoğu, feryat ve çığlıklar atarak dünya hayatına dönmek ve tekrar sınava girmek isteyecekler, ama iş işten geçmiş olacaktır.
İslam Okulu, Ahiretle bağlantılı olarak kişinin mutluluk ve felaketiyle ilgili olduğundan müstesna bir değere sahiptir. Böyle olmasına, Programının açıklanmasına ve kişiye kazandıracağı değeri bilinmesine rağmen, çoğu insanların bu okula kayıtlarını yaptırmadıkları görülmektedir. Kaydını yaptıranlardan bazıları, belki de çoğu, namaz, oruç ve zekât gibi ödevlerini yapmakta tembellik gösterdikleri görülür. Dünyadaki diğer sınavlar gibi “arayan yok, soran yok, niçin yapmadın diyen yok” düşüncesiyle hareket ederler.
İşte bu ortamda okula kayıtlı öğrencilerin (Müslümanların), özellikle imanını korumak, bu okulun Muallimleri durumunda olan âlimlerin birinci vazifesi olmaktadır. Gece gündüz çalışarak iman esaslarını ve bu esasları zedeleyen veya ortadan kaldıran söz ve davranışları tespit etmiş ve açıklamışlardır. Çünkü İslam binasının temelini “iman esasları” teşkil etmektedir. İbadetlerin sahih ve makbul olması, imanın mevcut olmasına bağlıdır. Onun için imana zarar veren, hatta onu ortadan kaldıran elfâz-ı küfür ve tekfir konusunun bilinmesi önemlidir.
 
İman ve küfür
 
“İman” ya da “küfür”, kalpte olan bir inançtır. İnsan bu inancını konuşmak suretiyle kelimelerle ifade eder. Toplum hayatında insanlar, ifadelerine ve davranışlarına göre işlem görürler. Onun için “iman, kalp ile tasdik, dil ile ikrardır” denilmiştir. İmanın zıddı “küfür”dür. Bir kalpte ya iman vardır veya küfür. İkisi ortası, yoktur. Aynı anda ikisi birlikte olmaz. Kalpte biri olunca, diğeri mutlaka çıkar. Bundan dolayı İslam dininde iman, sonsuz saadeti, küfür de sonsuz felâketi temsil etmektedir. Bütün peygamberler, “iman”ı tebliğ etmek, “küfür”den sakındırmak için gönderilmişlerdir. Elbette imanın temelinde yüce Allah’ın varlığına, birliğine, her şeyin  yaratıcısı ve hâkimi olduğuna inanmak vardır.
Kur’an-ı kerim’de kelime-i küfür veya elfâz-ı küfür’le ilgili bazı âyet-i kerimeler şöyledir:
Allah, o Meryem’in oğlu Mesih’tir (Mâide,17); Allah üçün üçüncüsüdür (Mâide,73); bu peygamber yalancı bir sihirbazdır (Sâd,4); hayat, ancak bu dünya hayatıdır, ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman helâk eder (Câsiye,24); bu çürümüş kemikleri kim diriltir (Yâsîn,78); Kıyamet’in kopacağını sanmıyorum (Kehf,36) diyenler, şüphesiz kâfir olmuştur.
Yine Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanmayanlar (Nisâ,136); Allah’ın gönderdiği hükümleri uygulamayanlar (Mâide,44); Allah’ın âyetlerini inkâr edenler (Ankebût,47) kâfir olarak açıklanmıştır.
 
Müslüman görünen kâfirler
 
Müslüman olduğunu söyleyen herkes, acaba Müslüman mıdır? Hayır, Kur’an-ı kerim, Münafıklar’ın inanmadıkları hâlde Müslüman göründüklerini ve yalan söylediklerini (Münafikûn,1) haber vermektedir. Bugün de İslam toplumunda Münafıklar bulunmaktadır. Hazret-i Peygamber döneminde Münafıklar, vahiy ve ilham ile bilindiği, hatta Resûlüllah Huzeyfe b. Yemân’e isimlerini açıkladığı halde hikmet ve İslam siyaseti gereği onlar, Müslüman muamelesi görmüşlerdir. Ancak bazı istisnalar olmuştur. Peygamber aleyhisselâm’ın Münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy’in cenaze namazını kıldırması, âyetle yasaklanmıştır (Tevbe, 84). Bundan sonraki İslam toplumlarında da “açık itiraf olmadıkça” Münafıklar, hep Müslüman kabul edilmişlerdir. Ancak bu kabul, onların küfrünü hiçbir zaman ortadan kaldırmamıştır.
Bu konuda bazı âyet-i kerimeler, şöyledir:
Münâfıklar, kalplerinde olan küfrü yüzlerine vuracak bir Sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler (Tevbe,64).  
(Ey Resûlüm, Tebük seferine giderken seninle alay eden münâfıkların) eğer kendilerine, “hakkımda niçin böyle dediniz?” diye sorarsan; “Biz, ancak lâfa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah ile, âyetleriyle ve O’nun Peygamberi ile mi eğleniyordunuz? (Tevbe,65).  ”
Boşuna özür dilemeyin. Siz îman ettiğinizi söyledikten sonra, içinizdeki küfrü açığa vurdunuz (Tevbe,66).    
(İçlerindeki küfrü gizleyip mü’min görünerek akıllarınca güya) Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Hâlbuki bilmezler ki, onlar ancak kendilerini aldatırlar (Bakara,9).
(O Münâfıklar) îman edenlerle karşılaştıkları zaman: “Biz de (sizin gibi) îman ettik.” derler. Hâlbuki (küfür topluluğunun reisleri olan) şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise: “Biz (dinde ve yardımlaşma konularında) sizinle beraberiz; ancak biz onlarla (mü’minlerle) alay ediyoruz.” derler (Bakara,14).
 
Tekfir konusu
 
Tekfir, kavram olarak bir kimseye küfür isnat etme, “kâfirdir” deme anlamında kullanılır. Diğer bir ifadeyle, yüce Allah’tan vahiy yoluyla gelip Peygamber aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği kesinlikle bilinen dinî bir esası inkâr eden kimsenin kâfirliğine hükmetmektir. Çok mes’ûliyetli, sorumluluğu ağır bir ifade ve davranıştır. Çünkü bu isnadın birçok İslâmî hukukî sonuçları vardır. Eğer o kişi, Müslüman ise, Mürted işlemlerinin başlaması gerekir. Evli ise karısının nikâhı düşer, mirastan mahrum kalır, cenaze namazı kılınmaz ve Müslüman mezarlığına gömülmez.
İslâm âlimleri, yapılan davetin ardından İslâm’ın hak din olduğuna inanmayan dehrî (ateist), müşrik, Yahudi, Hıristiyan, mürted, münafık gibi değişik inanç ve telakkileri benimseyen bütün grupların kâfir olduklarını söyler. (DİA: Kâdî Abdülcebbâr, Şerḥu’l-uṣûli’l-ḫamse, s. 624-625).
 
Kimler tekfir edilir
  • Allah’ın varlığını ve birliğini, peygamberlerden herhangi birini,  ilâhî kitapları veya Kur’an’ın bazı hükümlerini, ölümden sonra dirilmeyi ve âhiret âlemini inkâr edenler;
  • Allah’a ortak koşanlar, O’nun “üçün üçüncüsü” olduğunu söyleyenler;
  • Allah’ın âyetlerine karşı mücadele başlatıp Kur’an’ın Allah’tan geldiğine inanmayanlar;
  • Yüce Allah’a ve Muhammed aleyhisselâm’a karşı muhalefette bulunanlar;
  • Allah’ın haram kıldığını haram saymayanlar;
  • Allah ile, peygamberleriyle, âyetleri ve emirleriyle alay edenler;
  • Dilleriyle inandıklarını söyledikleri halde kalpleriyle inkâr edenler (Münafıklar),
hakkında Kur’an’da kâfir hükmü verilmiştir (DİA, Tekfir maddesi).
İslâm’ın ana esaslarına aykırı inançları benimseyen ve Gâliyye içinde zikredilen Bâbekiyye, Bâtıniyye, Beyâniyye, Hâbıtıyye, Hulûliyye, İbâhiyye, Karmatîler, Meymûniyye, Mukannaiyye, Sebeiyye, Seb‘iyye, Tenâsühiyye, Yezîdîler gibi aşırı fırkaların tekfir edilmesi hususunda da âlimler ittifak etmiştir (DİA: Ebü’l-Kâsım el-Büstî, s. 163-165; Bağdâdî, s. 222-223, 253-281).
Nusayrîlik, 3/9. Yüzyılda ortaya çıkan İslam’la birlikte çeşitli din ve inanç gruplarından beslenmiş bâtınî bir inanç sistemidir. Kur’an dâhil bütün semâvî kitapların tahrif edildiğine inanılır. Kitapları, Kitabu’l-Mecmû’dur. Bu kitapta Kur’an’dan bazı alıntılar da vardır. Hazret-i Ali, ilâh kabul edilir. Tenâsüh’e inanılır. Namaz, oruç, hac ve zekât, hatta şehâdet te’vil edilerek hiç birine İslam’da bildirildiği gibi inanılmaz ve hiç biri  yapılmaz (Bk. DİA, Nusayrilik mad.).
Nusayriler, Yahûdilerden ve Hıristiyanlardan daha imansızdırlar. İslam toplumuna çok zarar vermişlerdir (İbn Teymiyye, Nusayriyye, Dâru’l-İmâre, 2019). Bu eser, Türkçe’ye çevrilmiştir.
Suriye devlet başkanı Beşşar Esad’ın kimliğinde dini: Nusayrîlik yazmaktadır (tr.wikipedia.org/wiki/Beşşar_Esad).  
 
Modernizm ve değerlendirme
 
Bugün ülkemizde İslamî konulardaki çalışmalarda Müsteşrikliğin etkisi ve tahribatı görülmektedir. Batı standartlarına uygun, sekülerizm çerçevesinde bir İslam öngörülmekte ve işlenmektedir. Bütün İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerinde genel algı ve uygulama, bu yöndedir. İslam’da Modernizm ya da Islahat adı altında Reform Hareketi, 19. Yüzyılın sonlarında Mısır’da Afganî, Abdüh ve R. Rıza; Rusya’da M. Carullah; Pakistan’da Mevdudî; Paris’te M. Hamidullah ve Fas’ta M. Tancî ile başlamıştır.
İslam’da Reform’un temelinde dört Mezhep imamını saf dışı bırakma, kaderi inkâr eden bütün fırkaları öne çıkarma, Ehl-i sünnet kavramını değiştirme, İbn Hazm ve İbn Rüşd gibi vahiy ve nübüvvet konusunda nakli değil, aklı esas alan felsefecileri Ehl-i Sünnet imamlarına tercih etme, Mevsuk hadisleri inkâr etme, Oryantalistlerle hedef birliği içinde Kur’an Araştırmaları ismi altında Kur’an-ı Kerim’de şüpheler uyandırma, Ehl-i Salib’e cennette yer ayırma, Allah’ın rahmeti geniştir diyerek Ehl-i Kitab’a rahmet dileme, Bakara 62’ye ideolojik mana verme gibi açıklamalar bulunmaktadır. Son yıllarda bunlara cihad, kıssalar, miras, kadının şahitliği ve Kehf suresindeki bazı ayetlerin de akla mantığa ve bu günkü medeniyet anlayışına uymadığı şeklinde açıkça itiraz ve tenkitleri eklemek gerekir.
Sonuç: Ehl-i Sünnet’in, “kelime-i küfür” ve “tekfir” kavramlarını, Müslümanların imanını korumak maksadıyla kullanmalarına karşı; Modernistler, âyetlerle küfrü sabit olsa bile “tekfir” isnadını hoş karşılamazlar. İslâm esaslarını inkâr ve ihlâl edenleri de Müslüman addeden Batı patentli bir İslam anlayışına sahiptirler.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
613868 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/613868.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT