BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“KURAMER”DE İSLAM’I SUÇLAMA ve “İRTİDAT” RÜZGÂRLARI

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook

Son zamanlarda İslam ülkelerinde misyonerlerin etkisiyle Kur’ân’ı tahrif, tezyif ve beşerîleştirme çalışmaları yapılmaya başlamıştır. Kur’ân’ın bir “kitap” değil, “hitap” olduğu fikri işlenmektedir. Bu “hitap” kavramı, gelişigüzel belirlenmiş değildir. Kur’ân’ı Allah kelâmı olmaktan çıkarıp onu bugün ellerde olan beşer ürünü Tevrat ve İncil seviyesine düşürmek için Oryantalistlerce seçilmiştir.

 

Kur’ân Araştırmaları Merkezi (KURAMER), 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren bir birimdir. Merkezin müdürü, DİB eski başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’dur. Merkez, Sempozyum, Konferans, Çalıştay ve çeşitli etkinlikler düzenler. Ayrıca kitap yayınlarında bulunur. Son yıllarda bazı yayınlarıyla sık sık gündeme gelmekte ve eleştirilere konu olmaktadır. Bu yayınlardan öne çıkanlar arasında, “İslam Işığında Müslümanlığımızla Yüzleşme” (A. Bardakoğlu), “İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz?” (A. Bardakoğlu), “Cihad” (Mustafa Öztürk), “Kur’ân ile ilgili Tebliğler” (Ömer Özsoy) bulunmaktadır.
İslâm dininin temel kaynaklarından ilk ikisi Kur’ân-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber’in Sünnet’idir.
Önce, Muhammed aleyhisselâm’ın tebliğ ettiği, Eshâb-ı Kiram’ın naklettiği ve dört Mezhep imamı başta olmak üzere bütün Mutlak Müctehid imamların temsil ettiği Ehl-i Sünnet’e göre Kur’ân-ı Kerim’in mahiyet ve özelliği, kısaca beyan edilecek, sonra bu iki temel kaynağa muhalif olan bazı fikir ve iddialar, tartışmaya açılacaktır.
Ehl-i Sünnet’e göre “doğru” ve “yanlışlar” şu başlıklar altında ele alınabilir:
 
Kur’ân-ı Kerim
 
Ehl-i Sünnet’e göre Kur’ân-ı Kerim: Lâfız ve mana olarak Allah kelâmıdır. Muhammed aleyhisselâm’a Cibrîl-i Emîn vasıtasıyla 23 sene gibi bir zaman diliminde Arabî lisanla şu anda Mushaflarda mevcut lâfızlarla indirilmiş, vahiy kâtiplerince kaydedilmiş ve hafızlarca ezberlenmiş Mukaddes bir “Kitap”tır. Tahrife ve bir değişikliğe uğramadan bugüne kadar “Mütevâtir” metin olarak gelmiştir. İçinde sonradan ilâve edilen insan sözü, hatta Hazret-i Peygamber’in hadisi dahi yoktur. Hepsi Allah’ın vahyidir. Muhtevasında (içinde): Emir, nehiy, helâl, haram gibi ahkâm; insan ve kâinatın/evrenin yaratılış bilgileri; fert ve toplum olarak insanın ahlâkî, sosyal ve ekonomik davranış ölçüleri; kıssalar; dünya ve âhiret saadetinin anahtarlarıyla ilgili kurallar bulunmaktadır. Hükümleri, bir zaman, dönem ve Coğrafî bir bölgeyle sınırlı olmayıp Kıyamet’e kadar bakidir, geçerlidir.
 
Mustafa Öztürk Hezeyanı
 
Son zamanlarda İslam ülkelerinde Misyonerlerin etkisiyle Kur’ân’ı tahrif, tezyif ve beşerîleştirme çalışmaları yapılmaya başlamıştır. Ülkemizde birçok akademisyen, imanlarını feda pahasına olsa da kendilerini böyle bir çalışmaya adamışlardır. Bunlardan biri de Öztürk’tür, bu konuda şöyle diyor:
 “Tam bu noktada Kur’an vahyinin mahiyeti ve Hz. Peygamber’e hem lâfız, hem mana mı, yoksa salt mana ve mefhum tarzında mı, indirildiği meselesi de tartışmaya değer niteliktedir. Zira Kur’an’ın hem lâfız, hem mana itibariyle inzal edildiğini kabul etmek, cihad ve kıtal meselesinde kullanılan politik dilin bizzat Allah’a ait olduğunu söylemeyi gerektirir. Vahyin salt mana ve mefhum olarak inzal edildiğini kabul etmek ise, söz konusu dilin Hz. Peygamber tarafından formüle edildiğini, dolayısıyla Allah katından genel muhteva ve perspektif olarak aldığı vahyin ışığında konjonktürel gelişmelerle ilgili yol haritasını kendisinin belirlediğini söylemek gerekir ki, bize göre bu ikinci ihtimal daha makul görünmektedir. Aksi takdirde ‘Allah’ın ahlâkîliği’ meselesi gündeme gelir.” (M. Öztürk, Cihad, Kuramer, 2016, s.155).
Bu uslûp ve ifadelere bakıldığında ilimle ilgisi olmayan, tamamen ideolojik ve İslam’ın temelini hedef alan bir tutum görülmektedir. Elbette bunu ancak kripto fikrî bir etki ajanı yapabilir. Nitekim İslam düşmanı Oryantalistler, Mısırlı Halefullah ve “Ankara Okulu”nca kitapları yayınlanan Fazlurrahman da aynı iddialarla Misyoner Oryantalistlere hizmet vermektedirler.
DİB bir yazı ile bu hezeyanlara, “Kur’an, lâfız ve mana olarak Allah kelâmıdırHazret-i Peygamber’in ifadesi değildir” diyerek cevap vermiştir (DİB, 2018).
M. Öztürk ve benzerlerinin iddiaları, A. Bardakoğlu’nda da görülmektedir.
 
Ali Bardakoğlu Hezeyanı
 
“Burada şunu da belirteyim ki, Kur’an’ı Kerim bir metin değil, hitaptır; hitab-ı ilahidir. Mesela beklentilerimiz Kur’an-ı Kerim’in diğer insan ürünü metinlere en kapsamlı bir metin, diğer düşünce manifestolarına ve kanunlarına karşı en ikna edici inanç ve kanunlar kitabı olması yönünde olabilir; ama öyle değildir (Kur’an, diğer düşünce ürünü inanç ve kanunlara karşı ikna edici özellikte olan bir Kitap değildir). (A. Bardakoğlu, M. Yüzleşme, Kuramer, 2016, s.61)
“İslam Dini hakkında bilgimizin birinci kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in bir metin değil, hitap olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. (Aynı eser, s.62)
“Kur’an-ı Kerim, dinimizin, dini bilgimizin ana kaynağıdır. Ama onu bir metin gibi göremeyiz. Süreç olarak görmemiz, diyalektik bir hitap olarak görmemiz gerekiyor. Bunu önemsediğim için üzerinde ısrarla durmak istedim.” (Aynı eser, s.63)
Ali Bardakoğlu, niçin bu metin ve hitap üzerinde ısrar ediyor. Çünkü Kur’an’ın lâfız olarak değil de salt mana olarak indirilmiş olduğunu söylemek, onun gerçekte bir metninin bulunmadığını iddia etmektir. Bu sebepledir ki, Kur’an’ın bir “kitap” değil, “hitap” olduğu işlenmektedir.  
 
Fazlurrahman ve Ömer Özsoy
 
A. Bardakoğlu’nun en yakın mesai arkadaşı Ömer Özsoy, ömrünü Fazlurrahman’ın tezi olan “Kurân’da Tarihsellik” iddiasını ispatlamaya adamıştır. Doktorası da bu konudadır. Söz konusu Tarihselliğin anahtar cümlesi  “Kur’an’ın bir Kitap değil, Peygamberin günün şartlarına göre formüle ettiği, indiği zaman ve mekânla sınırlı olan bir hitap “söylem”dir. Bu hitap kavramı, gelişi güzel belirlenmiş değildir. Kur’an’ı Allah kelâmı olmaktan çıkarıp onu bugün ellerde olan beşer ürünü Tevrat ve İncil seviyesine düşürmek için Oryantalistlerce seçilmiştir. Böylece İslam ülkelerindeki kripto fikrî temsilciler, “Kur’an ile ilgili akîdeler” konusunda şifre mahiyetinde olan bu hitap terimini kullanmaya özen gösterirler. Fazlurrahman’ın bütün kitaplarında mihver kavram budur!
Ali Bardakoğlu da “Kurân’da Tarihsellik” tezinin bir müdafii ve sadık bir elemanı olarak eserlerinde defalarca hitabı vurgulamakta ve Kur’an’ın ahkâm yönüyle bütün zamanları kapsayan bir Kitap olmadığını ilân etmektedir.
Buna göre sonuçta Kur’an bir Kitap olmayınca, her devirde muhatabını bağlayıcı olma yönü bertaraf edilmiş ve miras, cihad, kadının şehâdeti gibi pek çok hüküm, indirildiği döneme ve coğrafyaya hapsedilmiş oluyor. Vahiy, “metin” değil, “mana” veya “kitap” değil, “hitap” (inzal zaman ve şartlarıyla sınırlı bir “nutuk”) olunca ya da kabul edilince, problem çözülmüş, âyetlerin bugünü  bağlayıcı bir özelliği ortadan kaldırılmış oluyor. Esasında hedef ve strateji de bu!
 
Kur’an-ı Kerim Kitaptır
 
Kur’an’ın Kitap olduğu, birçok âyette açıkça beyan ediliyor:
Elif Lâm Râ. Bu Kur'ân; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve her şeyden) hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık) kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir Kitap’tır (Hûd, 1-2. Diyanet Meâli). 
Elif Lâm Râ. Bu Kur'ân, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah'ın yoluna çıkarman için (Resûlüm) sana indirdiğimiz bir Kitap’tır. (İbrâhim, 1-2. Diyanet Meâli)
(Allah), (Resûlüm) sana Kitab'ı indirendir. (Al-i İmrân, 7. Diyanet Meâli)
 
“Yüzleşme”de Hedef
 
A. Bardakoğlu, yukarıda adı geçen kitap ve TV’lerde yaptığı konuşmalarında İslâm, Kur’an, Sünnet, Fıkıh ve benzeri konularda “Müslümanları Eleştiri” görümünde İslam’ın temel rukünlerini nasıl sorguya aldığı ve bu sorgulamada hem Kur’an, hem de Sünnet konusunda fasit tevillere başvurduğu esefle görülmektedir. Bu tespitimizin ne kadar isabetli olduğu ve Bardakoğlu’nun ne kadar yanlış bir yol seçtiği şuradan da anlaşılmaktadır ki, dünyadaki bütün Misyoner Oryantalistler ile İslam ülkelerindeki dinde Modernistlerin tamamı aynı ilke, kavram ve argümanlarla İslam’ı itibarsızlaştırma ve bütün zamanları kapsayan Kur’ân hükümlerini marjinal kılma gayreti içindedirler.
 
Doğru ve Yanlışlar
 
YANLIŞ. “Müslümanlar arasındaki farklı din anlayışlarının ve bunların hayat tarzına dönüşmesinin hak-batıl, hidayet-dalalet, iman-küfür gibi akide/inanç ekseninde değil, isabetli-isabetsiz, doğru-yanlış gibi tanımlamalar üstüne kurulmuş eleştirel ve analitik bir yaklaşımla ele alınması gerekir.” (A. Bardakoğlu).
DOĞRUSU. Tamamen Kur’ân’a aykırı bir yaklaşımdır. Hak, batıl, hidayet, dalâlet, iman, küfür, bunların hepsi, İslâm’da birer kavramdır. Bütün ilim dallarında konular, kavramlar (terimler, ıstılahlar) çerçevesinde açıklanır. Dinî ilimlerde bu, manevi mes’uliyet açısından daha da önemlidir. Kur’ân’da İslam’ı kabul etmeyen ehl-i kitap, kâfir olarak açıklanır. Burada isabetsizyanlış gibi bir tanımlama yapılmaz. Aynı şekilde “Mü’minler” karşılığında -bazı Meallerde görüldüğü gibi- “inananlar” kullanılmaz. Çünkü bir putperestin ve ateistin de kendine göre bir inancı vardır, ama Mü’min değildirler.
YANLIŞ. “Çok seslilik dinde risk ve bozulma değil, doğal bir durumdur, hatta zenginliktir. Din içi çoğulculuktan da korkmamak gerekir.” (A. Bardakoğlu)
DOĞRUSU. “Din içi çoğulculuk” ifadesinin doğru ve yanlış yönleri vardır. Doğru yönüne örnek, dört mezheptir. Elbette Ehl-i Sünnet’e göre, Müctehidler arasındaki ihtilaf, rahmettir. Ancak Kuramer, “dinî çoğulculuk” kavramını, bu anlamda kullanmıyor. Bunu da gizlemiyor, açıkça ifade ediyor. Hadisleri inkâr eden, “Kur’an bize yeter” diyen, Kıssaların hayali olduğunu söyleyenden tutunuz, Münafıklara, Kur’ân ahkamını yok sayanlara varıncaya kadar herkes, bu zenginlik içinde yer alıyor. Bu görüş, tamamen yanlıştır. İslam, kâfiri, münafığı, mü’mini, mürtedi bir potada görmez. Hepsini ayrı ayrı kendi özellikleriyle tanımlar ve bu şekilde değerlendirir. Bir kalpte aynı anda iman ve küfür bulunmaz.
YANLIŞ. “Din, insanın günlük hayatının her anına müdahil olan kurallar manzumesi değildir.” (A. Bardakoğlu)
DOĞRUSU. İfade tamamen yanlıştır. Bu din, İslam’dır. İslâm, Hristiyanlık ve Yahûdilik gibi değildir. İslam’da seküler bir hayat tarzı yoktur. Yemekten, evlilikten iş hayatına, hatta tuvalete kadar İslam, Mü’mini kuşatmış ve her alanla ilgili kurallar koymuştur. Ayette buyrulduğu üzere, “insan, boş yere yaratılmamıştır.”(Mü’minûn,115)
YANLIŞ. “Hazret-i Peygamber’in beşerî ve peygamberlik yönleri vardır. Onun beşeriyet yönünü görmezden gelerek, onu tüm söz ve fiilleriyle beşeriyetten soyutlamak ve ilahlaştırmak olacaktır.” (A. Bardakoğlu)
 DOĞRUSU. Son derece terbiyesizce yapılan bir tanımlamadır. Seküler yaklaşım ve kültürü yansıtmaktadır. “Hadisleri ayıklama/ M. Görmez” gerekçesine bir zemin hazırlamakta ve Resûlüllah’a imanı tehlikeye düşürmektedir.
Bütün Müslümanlar, Peygamber Efendimizi, Allah’ın Resûlü kabul etmişlerdir. Ehl-i Sünnet’e göre Resûlüllah, beşer olarak hata/zelle yaptığında vahiy ile daha o hayatta iken düzeltilmektedir. Peygamberlerin hatası, devam etmez. Onun için İslam âlimleri, hadislerin beşerî mi, resûlî mi, değil, rivayetlerin geliş zincirinin mevsuk olup olmadığı üzerinde araştırma yaparlar.
YANLIŞ. “İslamî ilimler diye verilen bilgilerin hicrî ilk beş-altı asır içinde, o dönemin şartları gözetilerek üretilen bilgilere dayanmasının da başlıca bir sorun olduğu bilinmelidir.” (Yüz makale A. Bardakoğlu)
DOĞRUSU. İslamî İlimler tabiri ile Fizik, Kimya, Biyoloji gibi ilimler kastedilmiyor. Burada kastedilenler, Tefsir, Hadis, Akaid ve Fıkıh gibi İslam’ın temel esaslarını ortaya koyan ilim dallarıdır. Müctehid âlimler, bu ilimlerle ilgili önce “Usûl/Metodoloji” ilmini belirlemişlerdir. Bu Usûl sayesinde her önüne gelenin, hatta her âlimin bilgi üretmesinin önüne geçilmiştir. Akâid/İman esasları ile Hadis metinlerinin zamanla bir ilgisi yoktur. Tefsir ilmi, genelde bu iki ilmin ölçüleri çerçevesinde vücut bulmuştur. Fıkıh ilminde ortaya çıkan Dört Mezhep ise, Müslümanların dinî hayatlarını tefrika ve bid’at’e düşmeden meşru delillere göre yaşamalarını sağlamıştır.
 
Sonuç
 
İslam Tarihi boyunca, Müslümanların fert ve toplum olarak dostları ve düşmanları olmuştur. Çeşitli batıl ve fasit fırkalar ortaya çıkarak İslam’ı yanlış tanıtmaya ve değiştirmeye kalkmışlardır. Son zamanlarda bu akımların başında Misyoner Oryantalistler ile bunların fikir, strateji ve batıl bilgileri doğrultusunda İslâm’ı Modernize eden kurum ve kişiler bulunmaktadır. Hepsi, Ehl-i Sünnet karşıtıdır. Din’de Modernistler’in  yerli-yabancı rehber ve destekçileri, Kur’ân’ı, Vahyi, Peygamberliği, Hadisi eleştirenler ile Ehl-i Sünnet karşıtları olmuştur.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614275 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/614275.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT