BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

“Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geliyor” söylemi acaba “Ayasofya Açılışı”na bir tepki midir?

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook
Dr. C. Ahmet Akışık
 
Ali Köse, “bin FETÖ geliyor” tarzında ihbarda bulunduğuna göre demek ki elinde bir takım bilgi ve belgeler vardır. Bunları derhal ilgili makamlara teslim etmelidir. Şayet bu konuda somut bilgi ve belgelere sahip değilse, bazı kişi ve cemaatleri zan altında bıraktığından ve hayali düşmanlar üreterek devletin ilgili kurumlarını yanılttığından dolayı hakkında adlî soruşturma açılmalıdır.
 

 

İlahiyatçı Ali Köse, son zamanlarda TV’lerde skandal denebilecek sözleriyle gündeme geldi. Köse diyor ki: Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geliyor… Bu uyarıyı yapmak benim vazifem. FETÖ ile alakalı sonra bizlere, ilahiyatçılara, ‘Neden bu konuda uyarılar yapmadınız’ diye sitemler oluyor. Özellikle akademisyen ilahiyatçılara. Ben, önlem alınması için devletin ilgili kurumlarını uyarıyorum...”

 Ali Köse, bu ikazında acaba ne kadar samimi ve dürüsttür. Köse’nin “hâl ve gidiş” notunu İslamî alanda çalışma yapanlar, çok iyi bilmektedirler.
Bununla beraber konunun aydınlatılması açısından:
 
Ali Köse’ye bazı sorular  
  •  FETÖ, ülkemizde 40 sene alenen çalışma yaparken, bir akademisyen olarak bir uyarısı olmuş mudur?
  •  Hristiyanların İznik Konsili’ne (325) paralel olarak düzenlenen FETÖ ağırlıklı “Abant Toplantıları”na bir tepki göstermiş midir?
  •  Yüce İslam’ı “beşerîleştirilen dinler” seviyesine indirmeyi hedefleyen “Dinlerarası Diyalog” davetiyeleri, bütün devlet ve özel kurum ve kuruluşlarına gönderilirken bir cevap vermiş midir?
  •  Hocası Saim Yeprem’in şu anda firari durumunda olan oğlu, FETÖ kurumlarında senelerce İslam’ı tahrip ve tezyif ederken bir müdahalesi olmuş mudur?
  •  Fakülte ve Araştırma Merkezleri’nde FETÖ’nün en önemli projelerinden biri olan “(Müslüman olmayan) Ehl-i Kitab’ı cennete koyma” iddialarını benimseyen ve bu konuda makale-kitap yazan hoca ve en yakın arkadaşlarına bir itirazda bulunmuş mudur?
 
Ali Köse’nin Konuşması
 
Ali Köse, 20-30 sene suskunluğunu niçin şu günlerde bozdu?
  •  “Ayasofya’nın Açılışı” gibi Türkiye gündeminde “milat” niteliğinde övgüye lâyık bir konu varken ve bu açılış, mahut bir zihniyete karşı yapılmışken, acaba ecdadımız Fatih’in emanetini, daha doğrusu onun temsil ettiği “Sünnî Müslümanlığı” itibarsızlaştırmak ve onu tartışmaya açmak için mi “bin FETÖ geliyor” dedi?
  •  Acaba İngiltere’deki Müsteşrik doktora hocalarının etkisi altında kalarak, Sünnî Müslüman cemaatlere mensup kişilerin devlette görev almaları, ticaret yapmaları, şirket ve holding kurmalarından rahatsızlık mı duyuyor; bunları, Misyoner ve CIA ajanları olan, devleti ele geçirmek için silaha sarılan ve “Allah” diyen Müslümanlara kurşun yağdıran FETÖ’cülerle bir mi tutuyor? Müsteşrik hocaları gibi Ehl-i Sünnet camiasına alerji mi duyuyor?
  •  Senelerce ezan, Kur’ân ve namazdan uzak bir muhitte, İngiltere’de kaldığı sürede, acaba Oryantalistlerin İslam düşmanlığı ve aleyhtarlığı neticesinde Fazlurrahman’da olduğu gibi psikolojik yapısı mı bozuldu? Manevî kimliğinde değişiklik mi oldu? Türkiye’de beş vakit namaz kılan, takke kullanan, sakal ve bıyık bırakan, hatta Şah-ı Nakşibend M. Bahâeddin, Abdülkadir-i Geylânî, İmam-ı Rabbânî, Ahmed Rufâî hazretleri gibi zatlara hürmet duyan, şer’î tasavvufa bağlı olarak zikir yapanları ve bunlardan doktor, mühendis, iktisatçı, öğretmen gibi unvanlarla kamuda görev alanları öcü mü görüyor; “bin FETÖ geliyor” derken bunları mı kastediyor?
  •  “Ayasofya’nın Açılışı”nın imzalandığı gün, sevinçten on binlerce takkeli, sarıklı, başörtülü ve çarşaflı Müslümanın Sultan Ahmed Meydanı’na akın ederek bir araya gelmelerini ve topluca namaz kılmalarını tehlikeli mi görüyor? Bunları yakın tarihimizdeki düzmece “Derviş Vahdetî” olayı ile mi karıştırıyor?
  •  Bazı psikolojik rahatsızlıklarda insan, olmayan bir şeyi varmış gibi görebiliyor veya duyabiliyor. Acaba Ali Köse, beynin ürettiği “gerçek dışı” duyumların adı olan “halüsinasyonlar” mı görüyor? “Bin FETÖ geliyor” dediğine göre, bunları nerede gördü? FETÖ olduklarını nasıl anladı? Misyoner Oryantalistlerin emir eri olan ve Vatikan’a gidip Papa’ya tekmil veren F. Gülen gibi Allah ile mi (!), Peygamber ile mi (!) konuştu? Rüyasında mı gördü? Bunu nasıl tespit etti?
  •  Yoksa bilinmeyen ve açıklanmayan sır bilgilere sahip bir itirafçı olarak mı ortaya çıktı?
Elbette bunların hiçbiri bizim için kesin olarak bilinmemektedir, ancak eldeki bilgi ve bulgulara göre bir konuyu değerlendirmeye tabi tutmak, bilimsel çalışmaların en önemli özelliğidir. Şu anda bu yapılmaktadır.
 
İlahiyat ve İslamî İlimler
 
Ülkemizde 60 adet ilahiyat ve 38 adet İslamî ilimler fakültesi bulunmaktadır. Bunlar, -92’si devlet, 6’sı vakıf olmak üzere- toplam 98 adettir (31.10.2019). Ancak 5’i devlet ve 1’i vakıf olan 6 adedi, kuruluş aşamasında olup henüz faaliyette değildir.
Her fakülte yönetiminin başında dekan bulunmaktadır. Dekanlar da “Konsey” ismi altında zaman zaman bildiri yayınlayarak görüş bildirmektedirler. 15 Temmuz ile ilgili yayınladıkları son mesajda FETÖ’nün sadece infak, kurban ve zekât konularına temas edilerek dini istismar ettiklerine vurgu yapılmıştır. Asıl FETÖ’nün Misyonerlik, Oryantalizm ve batınîlik yönlerine hiç temas edilmemiştir. Kaldı ki, İslam’ın temel esaslarına yönelik tahrif ve tahribat, sadece FETÖ ile sınırlı değildir. FETÖ’nün kullandığı argüman ve yöntemlerin çoğu, zaten Vahhabilik, Selefilik, Mısır Islahatçılığı ve Kur’ân’da Tarihselcilikte aynen kullanılmaktadır. Hatta bazı ilahiyat ve İslamî ilimlerde bu konular, bilimsellik adı altında bilinçli, planlı ve Oryantalist bağlantılı olarak işlenmekte ve görülmektedir.
 
İslam’a Yönelik Tahribat
 
Son yıllarda ülkemizde İslam alanında reform hareketi, ivme kazanmış durumdadır. Önceleri, mezhepsizlik, mealcilik, nüzul sırasına göre Kur’ân’la işe başlanmış, hadisleri inkâr ve dört mezhep karşıtlığı ile devam etmiş ve son olarak vahiy ve risalet gibi öncü kavramlar eleştiriye tabi tutularak esas hedefin Kur’ân ve topyekûn İslam’ın tahrip, tahrif ve tezyifine geçilmiştir. Şu anda ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde ihanet boyutundaki bu çalışmalar, Müslüman isimler vasıtasıyla açıktan yürütülmektedir. Bu ihanetin bazısı küfür, bazısı dalâlet, bazısı da bid’at olmaktadır. Zaten Ehl-i sünnet karşıtlığı, bu üç tür sapkınlıkla ortaya çıkmaktadır.
Bu konuda bazı örnekler verilecek olursa, şöyle denilebilir:
Mezhepsizlik. Herkesin ictihat etmesi farzdır, bir mezhebe veya mezheplere göre yaşamak, yani taklit haramdır (Nâsıruddîn Elbânî ö.1999). Hayrettin Karaman, Ülkemizde mezhepsizliğin yayılmasında en etkili kişi olarak bilinir. Karaman, dinî ilim ve yorumlarında daha ziyade Afganî-Abdüh-R.Rıza üçlüsü, İbn Teymiyye, İbn Hazm, İbn Rüşd gibi Dört Mezhebe karşı olanları referans alır. Özellikle İmam A’zam Ebu Hanife’ye karşı muhalefette fanatik tutum sergiler (Prof. Dr. Cevat Akşit-video) ve vahiy kâtibi Hazret-i Muaviye’yi sevmez, ona alerji duyar.
Ünlü âlim Said Ramazan el-Bûtî (ö.2013), mezhepsizlik konusunda Müslümanları uyarmak için yazdığı kitabın ismini "İslâm Şerîatını Tehdit Eden En Tehlikeli Bid'at, Mezhepsizliktir" koymuştur. Yine büyük âlim Düzceli Zâhid el-Kevserî’nin (ö.1952) Makalât'ında, "Mezhepsizlik, dinsizliğe köprüdür" denilmektedir.
Mealcilik. Vehhabîliğe ısındırma ve geçiş aşamasıdır. Müctehid âlimleri devreden çıkarma ve İslamiyeti basite indirgeme olup kökü Hristiyanlıktaki reforma, Lüteryanizm’e dayanır. M. Lüter, bütün dini literatür, kaynak ve din adamlarına karşı çıkıp tek dini kaynak olarak İncil’i ilan etmiş ve İncil okumayı zorunlu kılmıştır. Onun için Batı’da Hristiyan ilâhiyatı, ilim dalları -gelişememiş değil- yoktur. İslam ilimlerindeki tefsir, hadis, akaid, fıkıh, siyer, tabakat, tasavvuf ve usûl ilimleri gibi zenginlik ve mevsûkiyete (cerh ve ta’dîl’e) rastlanmaz. Bundan dolayı papazlar, daha ziyade sosyolog, psikolog ve felsefeci olarak yetişirler. Yahûdilikte de durum aynıdır.
Bizdeki Batı patentli ilahiyatçılar, istisnasız meal okumayı tavsiye ederler. FETÖ’nün ülkemizde 24 saat yayın yapan ve firarî Suat Yıldırım’ın mealinin okunduğu bir radyosu vardı. Diğer kurum ve kuruluşlarla birlikte o da kapatıldı.
Nüzul Sırasına Göre Kur’an. İcma' ve naslara göre âyetlerin tertibi, “tevkîfî”dir (vahye dayanmaktadır). Bunda en ufak bir şüphe yoktur. Zerkeşî, el-Burhân’ında bunu açıkça kaydetmektedir.
İbnu'l-Hassar, Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud ve İ. Mâlik’ten gelen rivâyetlere göre sûrelerin tertibi de “tevkîfî”dir.
Böylece Kur’ân-ı Kerim, Resûlüllah'tan işitildiği gibi aynen tertip edilmiş ve mütevâtir olarak bu güne kadar gelmiştir (Bkz. Suyûtî, İtkân, Kur’ân’ın Cem’ ve Tertibi).
Ülkemizde ve İslam dünyasında Kur’an-ı kerimin 1400 küsur yıllık bu temiz, saf ve bozulmamış yapısına gölge düşürebilmek, onda şaibeler/şüpheler uyandırabilmek için önce Misyoner Müsteşrikler, sonra bunlara iman ve amel yönünden bağımlı olanlar, Kur’an Araştırma Merkezleri kurarak çalışma yapmaya başlamışlardır. Bu ifsat ve ihanet girişimlerinden biri de “Nüzul/İniş Sırasına Göre Kur’an” (Meali) yayınlarıdır. “Nüzul Sırasına Göre Kur’an” isminde bir Kur’an, İslam Dünyasında Müslümanların ellerinde yok ki, onun tefsiri ve meâli olsun!
Kur’an-ı kerimin bir suresi, bir âyeti, bir kelimesi değiştirilemez. Değiştirilene de Kur’an denilmez. Onun için hiçbir tefsir ve meal, Kur’an değildir, Kur’an olarak isimlendirilemez. İsterse mutlak bir müctehidin tefsiri olsun!
“Nüzul/İniş Sırasına Göre Kur’an Meali” konusunda çalışmaya kalkışmak; başta Cebrâil (aleyhisselâm) olmak üzere, Hazret-i Peygamber’e, Sahâbe-i Kiram’a ve cumhûr ulemaya karşı gelmek, onları reddetmek anlamına gelir. Çünkü gelen bir âyetin, hangi sûreye ve nereye konulacağını, Cebril-i Emin bildiriyordu.
Bu girişimin bir başka vahim tarafı da Müslüman olmayan, çoğu İslam düşmanı olan Müsteşriklerin İslam’ı tahrip planları doğrultusunda “Kur’an’ı yeniden tertip etme”ye yeltenilmesidir. Bu da şek ve şüphe yok ki, Kur’an’a ve İslam’a en büyük ihanettir.
“Nüzul/İniş Sırasına Göre Kur’an Meali” konusunda çalışma yapanlardan bazıları şunlardır:
Ali Bulaç. FETÖ’den yargılanmış ve mahkûm olmuştur. Dünyaya vahhabîlik/selefîlik ideolojisini yayan Râbıtatü’l-âlemi’l-İslâmî’nin kurucularından Mevdudî’nin tefsirini Türkçeye çevirmiştir. FETÖ ağırlıklı Abant Toplantıları’nda aktif rol almıştır.
Muhammed Esed.  Şaibeli bir Yahûdi dönmesidir. Tefsirinin tercümesi, Ahmet Ertürk ve C. Koytak tarafından yapılmış ve FETÖ irtibatlı Zaman gazetesince yayınlanmıştır. A. Ertürk, 11. Cumhurbaşkanı A. Gül’ün danışmanlığını yaptı. Şu anda KURAMER’dedir ve hızlı bir Vehhabî/Selefîdir.
Niyazi Kahveci. Felsefecidir. Fikirlerinden bazıları şunlardır: “Doğu İslam dünyasında Sünnilik; Mutezile hariç tutulursa, Gazali’nin felsefe ve akıl düşmanlığını kafa yapısına uygun bularak, nakilciliği benimsemiş ve 11’inci asırdan itibaren düşünmeyi durdurmuş ve teolog üretememiştir.” “Çağımızın ürünü kavram, kurum, kuram, sistem ve değerler; kutsal kitaplar (Kur’an) dâhil, daha önce yazılmış eserlerde bulunmazlar.”
Âyetlerle alay eden ve Kur’an’a, “Peygamberin telâffuzudur” diyen Mustafa Öztürk; İslam’ın bütün esas ve rükünlerini eleştiren R. İhsan Eliaçık; Şia inançlı, Ehl-i sünnet ve hadis münkiri Mustafa İslamoğlu; hayatını deizm ile ve “şu namaz belâsı” diyerek tamamlayan Yaşar Nuri Öztürk ve cumhura muhalefet eden Sadık Türkmen ile Ali Bulaç, Muhammed Esed ve Niyazi Kahveci dâhil hepsi “Nüzul/İniş Sırasına Göre Kur’an Meali (ve Tefsiri)” konusunda yayında bulunmuşlardır.
 
Sonuç
 
FETÖ ile Misyoner Oryantalist bağımlısı Modernist İlahiyatçılar, dini birçok alanda aynı fikir ve söylemlere sahiptirler. Zaten çeşitli kurumlarda birlikte çalışma yaptıkları bir gerçektir. Mukaddes kitabımız Kur’an’a yaklaşımları ile vahiy, peygamberlik, kadere iman, Ahiret hâlleri ve Hadisin güvenli olup olmamasına varıncaya kadar muhtelif konularda aynı ölçüleri kullandıkları görülmektedir. Bu benzerlik, somutlaştırılarak özetlenecek olursa, şunlar söylenebilir: Kur’an-ı kerimle ilgili bütün konularda cumhura muhalefet, Sünnî Müslüman karşıtlığı, mezhepsizlik, hadis inkârcılığı, müctehidleri tenkit, Oryantalistlere bağlılık, felsefecileri yüceltme gibi konularda müşterek hareket etmektedirler.
 
Öneriler
 
Ali Köse, FETÖ gibi bir terör örgütü yapısında “bin FETÖ geliyor” tarzında ihbarda bulunduğuna göre, demek ki, elinde birtakım bilgi ve belgeler vardır. Bunları derhal ilgili makamlara, Cumhuriyet savcılıklarına teslim etmelidir.
Şayet bu konuda somut bilgi ve belgelere sahip değilse, bazı kişi ve cemaatleri zan altında bıraktığından ve hayalî düşmanlar üreterek devletin ilgili kurumlarını yanılttığından dolayı hakkında adlî soruşturma açılmalıdır.
Adlî soruşturmanın selametle sonuçlanabilmesi için YÖK tarafından açığa alınmalı ve ayrıca YÖK tarafından hakkında idarî soruşturma başlatılmalıdır.
 
*************************
 
 
  Recep Tayyip Erdoğan                                             Ali Köse
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614588 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/614588.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT