BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Ben sana duâ etmekten bıkmadım, sen de hizmetten"

O, her işine güzel niyetler edinerek “Besmele” ile başlardı. Yine öyle yaptı...
 
 
Fatıma Hanımefendi:
- Elbette “ebedi saadetimiz” lazım.
- Bunun için hiçbir fedakârlıktan, hiçbir masraftan kaçınmadan, ne lazım gelirse onu yaptım, bundan sonra da yapacağım inşallah. Başka bir derdim, emelim yoktur güzel huylu, güzel hanımım!
- Rabbim hiçbir dert, keder vermesin!
- Gerisi mühim değil…
- Elbette efendim…
- !!!
Bu samimi konuşma evin hanımının keyfini yerine getirmişti. “Bunca sene çalıştım, didindim, hizmet ettim yine de bıkmadım, usanmadım!” diye söylenerek mutfağa döndü, yarı bıraktığı işine devam etti...
O, her işine güzel niyetler edinerek “Besmele” ile başlardı. Yine öyle yaptı. “Bismillah” dedi, düğümledi örtüsünü önünde. Kalbindeki nar çiçeklerinin hasından yapılma görünmez bir ateş tutuşmuştu içinde. Canını yakmayan, çiği, ham olanı pişiren, dumanı olmayan bir kor gibiydi sanki... Hem pişiyor, hem de pişiriyordu… En kaliteli malzemelerle yaptığı, en lezzetli böreklerin, çöreklerin kokusu bütün mahalleyi sarmıştı. Gündüz olsaydı mutlaka kapılarını çalar “komşuluk hakkı” der uzatırdı birkaç lokmayı. Pişirirken hiç zorlanmıyordu. Bunlar için yüksek kabiliyeti, yeteri kadar da tecrübesi vardı. Bir de severek yapınca işin seyri değişiyordu. Eli ocakta olsa da kafası; müderrislerin hanelerini ziyaret etme sebeplerindeydi. “Acaba, niçin gelmek istiyorlardı” sualinin cevabı, zihnini fena meşgul ediyordu.
        ***
Bu nevbahar gecesi, boncuk boncuk göz kırpan yıldızların altında Koyunlucalıların ev top yekûn ayaktaydı. Her gece; sokak ve mahalle aralarından yükselen köpek havlamaları, irili ufaklı kurt, çakal ulumaları, derinden derine gelen cırcır böceği sesleri de duyulmuyordu. Bu gece hiçbir yer bu kadar canlı, bu kadar hareketli olamayacaktı. Köyün ahalisi; Fatıma Hatunun pişirdiği kadar kuzu ve helva kızartmamıştı. Koyunlucalı ailesinin dışındaki herkes şimdi lacivert, sisli bir bahar rüyası görüyor… Zülfadl’ın bu mütevazı evi; hummalı bir çalışmayla Kara Medrese müderrislerini ağırlamaya hazırlanıyordu.
Rüyamda, hemi de hülyamdasın.
Uzak olsan da hep yanımdasın.

         ***
Sabah erkenden çam ve toprak kokan odasının kapısını açtığında Koyunlucalı Ahmed Efendi; evdeki değişiklikleri gördü. Hayranlık karışımı bir muhabbetle:
“Ey Fatıma Hatun! Yine şaşırtmadın beni! Sabaha kadarki tıkırtıların hikmeti meğer bunlarmış. ‘Tebdili mekânda ferahlık vardır’ derdin yine öyle yapmışsın. Ben sana duâ etmekten bıkmadım, sen de hizmetten… Yâ Rabbî! Bu Fatıma kulunu Fatıma anamıza komşu eyle…” dedi, durdu.
Fatıma Hatunun en sevdiği iş, insanların yükünü almak, duymak istediği en hoş söz ise; beyinin duâ etmesiydi... Gıyabında yapılan duâların neler olduğunu her ne kadar bilmese de o tesirini kalbinde hisseder, pek ferahlardı. DEVAMI YARIN
 
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610973 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610973.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT