BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

HARİTA KAVGASI

ABD ile İran, dünyanın yüreğini ağzına getirdi. Çıkacak bir savaşın nerelere kadar yayılacağı ve daha kimlerin bu savaşa dâhil olacağını kimse kestiremez. Şimdi herkes, Kasım Süleymanî’nin ölümüne odaklanmış durumda. Trump idaresinin katletme gerekçesi, ABD’nin Bağdat sefaretinin yakılmasıdır. Washington, sefaretinin yakılmasından Tahran’ı mes’ul tuttuğu için İran’ın en önde gelen generalini öldürdü...
Bu resmettiğimiz, olayın görünen yüzüdür. Bir de diğer taraf var. Diğer tarafa dair farklı iddialar dile gelmekte. Birincisi, Washington’un geçmişte DEAŞ’lı Bağdadî gibi Süleymanî ile de çalıştığı, işi bitince de tereddütsüz O’nu harcadığıdır. Diğer iddia ise İran’ın içine dairdir. Maktul general, Irak, Suriye ve Lübnan’da fevkalade güçlüydü. Haşdi Şabi ve Hizbullah üzerinden kazandığı nüfuz, Tahran’da kendine dönmekteydi. İran’da itibarı çok yüksekti. Öyle ki, dinî liderleri Ali Hamaney’den doğrudan talimat almaktaydı. O, dinî liderle görüşürken dışişleri bakanı bile yanlarına giremiyordu. Nitekim Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, geçtiğimiz günlerde bu yüzden istifa etmiş fakat istifası geri aldırtılmıştı.
Bunlardan bir kısmı doğrudur; bir kısmı ise şüpheyle karşılanabilir.
Tartışmasız olansa şudur:
Amerika ve İran, kapışırken Irak, arada ziyan olmaktadır. İran, Irak’ta Haşdi Şabi isminde bir Halk Seferberlik Kuvveti kurmuştur. Bu gönüllü paramiliter birlik, yüksek çoğunluğuyla Şii’dir. İran taraftarları yahut bu başıbozuk/sivil teşkilat mensupları, Amerika’nın Bağdat büyükelçiliğini basıp ziyan vermişlerdi. Amerika ise Kasım Süleymanî’yi öldürerek sefaretinin intikamını Tahran veya İran’ın herhangi bir şehrinde değil de Bağdat’ta almıştır. Bağdat, 40 yıldan bu yana sürüp gelen savaş, işgal ve kargaşalarla huzura, barışa, istikrara, kalkınmaya muhtaçtır. Şimdi vaziyet, daha da kötüleşeceğe benzemektedir.
Öyle ki kopan bu kavgaya Kuzey Irak’ın da dâhil edileceği konuşulmaktadır. Bu, şu demektir; otonom Kürt yönetimi Kuzey Irak, ABD tarafından Erbil başkentli olarak Irak’tan kopartılarak müstakil devlet yapılmak isteniyor. Böyle olunca ABD, yine “BM Barış Gücü” diye mahlas bir adla Irak’a girecek ve kurgulanmış bu Kürt devletine yerleşecektir. O zaman Irak’ın Şia ve Sünnî diye ayrıca iki parçaya da bölünmesi ve toplamda üç parça olarak parçalanma ihtimali vardır. Üçe bölünmesi veya yalnızca muhtar Kürt idaresinin bağımsız devlet olması bile bölgedeki dengeyi sarsar. Washington, Suriye üzerinden PKK/PYD’yle yapamadığını böylece yapmış olur. Unutmamalı ki adı geçen örgüt, Fırat’ın doğusundadır, bizim Irak hududumuza komşudur. O zaman Kuzey Irak’la PYD’nin yani Kuzeydoğu Suriye’nin birleştirilmesi proje olarak zorlanır. Kürtçü rüyaya dair önemli bir adım atılmış olur. Irak’la Türkiye fiilen uzaklaşır.
Bunlar, bizi elbette birinci dereceden alâkadar etmektedir. Ankara, bunları oturup seyretmeyecektir. Herhâlde B, C planlarımız vardır. Mutlaka ön alacak hamleler yapılır. Bu gelişmelerin, Türkiye’nin Libya’yla mutabakat yaptığı ve asker gönderme tezkeresinin TBMM’den çıktığı günlerle çakıştığı gerçeği gözden kaçamaz. 
Yaşanan ihtilaf, ABD ve İran’ın Irak dâhil bölgeyi paylaşma kavgasıdır. Arka planda İsrail vardır. Washington bu bölgede hem Rusya ve hem de İran’la sürtüşmektedir. Türkiye ise ABD, Rusya ve İran’ın her üçüne karşı mücadele veriyor.
Burada, Orta Doğu bölgesinde sadece ABD ve Rusya değil İran da yayılmacı siyaset gütmektedir. Diğerlerininki silahlı mücadeledir. Maddidir. Hâlbuki İran, Şia itikadı üzerinden yayılmaktadır. Mezheb, İran için ideolojik bir unsurdur. Bu unsurla Basra, İskenderun, Aden Körfezleri arasında kalan muazzam sahada kökleşmeye uğraşmaktadır. Irak ve Suriye’de Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah ve Yemen’de Husilerle buralara esaslı şekilde yerleşmiştir. İşgalci ordular, gün gelir ülkelerden sökülüp atılır fakat halkın benimsediği inanç için bu yapılamaz. Bu itibarla, Ankara’nın Süleymanî’nin öldürülmesiyle ortaya çıkan şu tehdit ve ihtilafta kimseye yakın durmaması, tarafları itidale çağıran bir ara bulucu konumunda olması isabetlidir.   
Devletimize düşen, bütün ihtimalleri dikkate alarak noksansız hazırlanmasıdır. Akdeniz’de kendimize saha açalım derken doğudan kuşatılma tehlikesiyle burun burunayız. Bu sebeple Irak’la da kara mutabakatı yapılabilir. O zaman Erbil, iç meselemiz olur. Veya bu ihtimal gerçekleşmezse Erbil’le bir mutabakata gidilebilir. Görünen o ki bir asır önce masada çizilen Irak ve Suriye haritaları, sahada değiştirilecektir. Bu sonucu, “her bir asırda haritalar değişir” diye mütalaa etmek de mümkündür. 
85 milyonun kenetlenmesi şarttır.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611592 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/611592.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT