BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Fıtrat ve mutluluk...

Yetenekli Kalemler
Facebook
Her canlıda olduğu gibi insanlar da belli bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Bu fıtratın yani yaratılışın gereğini yerine getirmeyen insan, fıtratın sunduğu mutluluk payından da yararlanamaz.
Bir kuşu tasavvur edelim hayal edelim, o kuşu altın mücevher kaplı bir kafese koyduğumuzu ancak uçmasına imkân tanımadığımızı düşünelim, kuşun mutlu olduğunu iddia edebilir miyiz? Elbette hayır, kuş fıtratının gereğini yapmadığı için mutlu olamayacaktır, kafesin altın veya mücevherden olması bunu değiştirmeyecektir, çünkü kuşun yurdu gökyüzüdür fıtratı ise uçmaktır.
Evet yukarıdaki örnekte olduğu gibi insanın da gerçek bir yurdu ve o yurda ulaştıracak bir fıtratı vardır. Günümüzde bizler fıtratımızı unutup ahiret hayatına bizi ulaştıracak durak mahiyetinde olan dünyaya aldandık, sadece onu gördük sadece onu sevdik, zamanımızın çoğunu bizden ayrılacak fâni eşyalarına verdik. En iyi telefona en iyi bilgisayara sahip olduk, vaktimizin çoğunu onlara harcadık. İbadet etmekten, Kur'ân-ı kerim okumaktan olduk, en iyi elbiseyi giymek için yarıştık fakat edep elbisesini giymeyi unuttuk. Belki en iyi başörtüsü takıp en iyi takkeyi giydik fakat altındaki zihni faydasız işlerle meşgul ettik... Bu dünyada sonsuz kalacakmışız gibi yaşadık, sonsuz mutluluğu aradık, yanlış yerde aradığımız için de bulamadık. Oysa dertlerimize derman belliydi, reçete ortadaydı, ilaç tam derdimize şifaydı…
Uzakta aramamıza gerek yok, hepimizin evinin en yüksek köşesinde bulunan kalbimizin en yüksek köşesinde de bulunması gereken Kur'ân-ı kerimdi reçete. Ehl-i sünnet âlimlerinin anlattığı fıkıh bilgileri rehberdi… Gönül ancak böyle mutmain olabilirdi, dünya ancak böyle anlamlı kalabilirdi. Fıtrat buydu imandı, güzel dinimiz İslamiyet’e uygun bir hayat yaşayıp Allah’ın rızasına kavuşmaktı… Eşyanın ardında eşyanın sahibini bilmekti fıtrat, onu anmaktı onu idrakti… Dünyayla haşır neşir olup mutluluk beklemek değildi. Allah’ın rızasına göre yaşayıp huzura adım adım yürümekti...
           Mehmet Salih Arslan
 
 
ŞİİR
 
         İSTANBUL
 
İstanbul, şehri mübarek
İstanbul, şemsi cihan
İstanbul, güzel yürek
İstanbul, büyük bir han
 
İstanbul, bir peri masalı
Mekânı Ayasofya, kahramanı Fatih
İstanbul, bir aşk masalı
Yakanı Ebu’l Vefa Hazretleri, yananı Fatih
 
İstanbul, kalpler şehri
Kalbi Mekke’ye sevdalı
İstanbul, mübarek şehir
Peygamberimizin nuruyla nurlu…
 
İstanbul, saraylar şehri
Üstadı Topkapı, çırağı Yıldız
İstanbul, camiler şehri
Hepsi gök kubbede yıldız…
 
İstanbul, silüeti olmaz minaresiz
Gökleri, süsleyen ince elif,
İstanbul, silüeti olmaz Haliç’siz
Şehrin bereketi misali elif
 
İstanbul, maneviyatsız olmaz
Eyüp Sultan Hazretleri ebedî muhafız
İstanbul Mustafa’sız olmaz
Kalemi ebedî muhafız…
 
             Mustafa Utku Kayakağınlı
 
 
 
 
KISA… KISA…
 
Görmüyorsun!..
 
Artık kokmadan değer vermek istiyorum! “Beni bırakırlar mı?” diye düşünmeden, yolun sonunda “yine  yalnız  kalırım” diye korkmadan güvenmek istiyorum. Değer vermekten korkuyorum. Her gün konuştuğum kişi için bir gün gelip bir paçavra olmaktan korkuyorum. En Kötüsü de kimseye söyleyemiyorum bu duygumu. Herkes dışımı bilip yargılıyor. Ya içim? İşte onu kimse bilmiyor. Bir anlık sinirle söylediğim şeyler için soğuk davranıyorlar. Bir kere içimi görseler, duysalar belki anlarlar beni… Yaşadığım pişmanlıkları ve de deryalar kadar olan sevgimi, yüreğimi… Derdim de bu işte… Bunu kimse görmüyor...
Sunay Şahin
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617733 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/617733.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT