Faizsiz Finans Sözlüğü
Finansal kavramları, katılım finans prensiplerini ve temel ekonomik terimleri İslami perspektifle keşfedin.
Bir mali en yüksek verene satma, alenî müzâyede.
Pesin ya da hemen ödenmesi gereken; vadesi gelmis borç veya alacak.
Koyunlar. 2. Eskiden koyun ve keçilerden alinan vergi, resm-i agnam.
Osmanli Devletinde kullanilan gümüs para.
Baglama. 2. Nikâh, alis-veris, kefâlet, havâle gibi taraflardan birinin teklifi, digerinin kabulü ile gerçeklesen sözlesme, akid anlasma.
Akd ile, sözleserek kurulan sirket. Sirketü’l-akd. Bir yazili mukâvele yaparak, ortaklarin kabul etmesi ile kurulur.
Baglayici olmayan, tek tarafli olarak dönülebilen âriyet, karz, hibe gibi akid.
Baglayici olan, tek tarafli dönülemeyen satis, icâre, rehin gibi akid.
Akdin unsurlarinin, taraflarin, icab ve kabulün birbirine uygun biçimde meydana çikmasi neticesi akdin ser‘an sâbit olmasi.
Akdi güçlendirmek üzere, alici va‘dini yerine getirirse semenden düsülmek; getirmezse saticida kalmak üzere önceden sart edilen para veya mal. Kaparo. Cezâî sart. Pismanlik akçesi.
Bir malın mülkiyetini kendisinde tutarak kullanımını bedelsiz olarak başkasına vermektir. Ödünç verme işleminin fıkhi tanımıdır.
Üreticinin mal sürmesi ve tüketicinin mal çekmesi hâdisesi.
Soylu, nesebi yüksek. 2. Asil borçlu; kendisine kefâlet olunan kimse; leh ve aleyhine hüküm doguracak tasarrufu bizzat yapan kimse.
Bir malda bulunan ve akid sirasinda bilinmeyen kusur sebebiyle satisin bozulmasina imkân veren hak.
Göz, pinar. 2. Dis âlemde var olan maddî sey. 3. Alis-veriste, belli, mevcut ve hâzir olan veya yeri, cinsi, mikdari belli edilen mal.
Bir malin kendisine mâlik olmak. Deyn (alacak) mülkiyetinin ziddi.
(Bkz. Iyne).
Mal olarak dogan borcu, nakitle (parayla) degil de yine ayni cins malla ödemek.
Ayna ait. Para olarak degil, madde (esya) olarak verilen, nakdî olmayan, malin aslina ait.
Kendi sermayesini veya tasarruf ve ticaret sahiplerinin yatirdiklari paralari baskasina yâhud baska islere borç veren veya yatiran müessese.
“Banka kâgidi” mânâsina devlet bankasi tarafindan çikarilan ve altin para yerine geçen kâgit para. Evrak-i Nakdiyye. Kâime.
Berî’ olma. Bir suçtan, bir dâvâdan temize çikma, aklanma; bir borçtan kurtulma.
Aksine bir delil bulunmadigi müddetçe sahsin suçsuz ve borçsuz sayilmasi.
Satmak.
Alici ve saticinin, diledigi zaman satistan vazgeçmek hakkina sahip oldugu ve paraya ihtiyaç duyup da karz-i hasen bulamayan kimsenin müracaat ettigi usûl. Vefâen Satis. Vefâ ile satis. Bey‘u’l-Muamele, Bey‘ü’l-Emâne, Bey‘u’t-Tâ‘a veya Rehnü’l-Mu‘âd olarak da adlandirilir.
Alis-veris, mallarin ve paralarin kendileriyle veya birbirleriyle karsilikli rizâ dairesinde mülk edinmek üzere mübâdelesi. (Bey‘, satma; sirâ, satin almak.)
Sahih olmayan, asli da, sifati da dine uymayan satis.
Asli dine uygun, fakat sifati uygun olmayan satis.
Baglayici olmayan, muhayyerlik gibi taraflarin diledigi zaman feshedebilecegi, geri dönebilecegi satis.
Akil hastasinin veya gayri mümeyyiz çocugun satisinda oldugu gibi in‘ikad anlasma ve akd edilme sartlarindan biri eksik bulunan bâtil satis.
Bakkaldan mal alip, ay basinda maas alinca ödemekte oldugu gibi, pazarlik etmeden, itimada istinâden peyder pey satis.
Saticinin sattigi mali kirâlamasi sartiyla yapilan ve daha ziyade paraya ihtiyaç duyup da karz-i hasen bulamayan kimsenin müracaat ettigi satis usûlü.
Taraflarin tek tarafli iradesiyle feshedemeyecegi, muhayyerlik bulunmayan baglayici satis.
Ölüm hastasinin yaptigi satis.
Asli ve sifati Islâmiyet’e uygun ise de kendisine dinin yasak etmis oldugu bir sey karismis olan satis.
Asli ve sifati sahîh ise de baskasinin hakki karisan alis-veris. Akilli çocugun alisverisi, vasîsi izin verene kadar mevkuftur, askidadir.
Aded ve mikdar konusulmaksizin göz karari yapilan satis, götürü satis. Cüzâfen satis.
Malin mal ile satisi, trampa satisi.
Sarta takyid edilen satis. Bey‘-i Mutlak’in ziddi.
In‘ikad, anlasma sartlarinin hepsi tamam oldugu için sahih olarak kurulan akid.
Muhayyerlik bulunmayan kat‘î satis.
Malin, alinan fiyatin söylenmesi suretiyle satisi.
Mektup veya araci vâsitasiyla yapilan satis.
Mali aldigi fiyati söylemeksizin satis.
Malin para karsiliginda derhal satisi.
Açik artirma suretiyle satis. Bey‘-i Men Yezîd veya Mezat olarak da adlandirilir.
Vasînin izni gibi baskasinin hakki bulunmayan ve derhal mülkiyeti geçiren satis.
Müsteri kizistirmak, müsteriyi saticinin istedigi fiyata razi etmek için fiyat arttirma veya kirdirma.
Ücreti alici tarafindan bilinmese de, belli olan malin satisi.
Asli ve sifati Islâmiyet’e uygun olan satis; dogru ve sihhatli alis-veris.
Nakdi nakde, yani altin, gümüs ve parayi birbirine yahud digerine satis.
Sartli satis.
Paranin pesin, malin veresiye oldugu satis. (Bkz. Selem)
Sözle îcâb ve kabulde bulunmaksizin, bir tarafin semeni, diger tarafin mebîyi verdigi satis.
Muvâzaali satis, taraflarin hakikî niyeti satis olmadigi hâlde, mala birinin haksiz el koymasindan korkulmasi gibi sebeblerden dolayi yapilan görünüste satis.
Bir mali maliyetine satis.
Kaporali satis ki, eger satis bozulursa kaporanin alicida kalmasi sart edilirse satis fâsid olur.
Malin maliyetini söyleyerek zararina satis. Bey‘u’l-Hatîta veya Bey‘u’n-Nakîsa olarak da bilinir.
Baskasinin malini satma hizmetine karsi alinan ücret, komisyon, dellâliyye, prim.
Borcun satisi.
Vefâen, ikrah ile ve muhayyerlikle olmayan ve malin geri verilemeyecegi kat‘î ve sartsiz satis.
Vekâletsiz is gören temsilci tarafindan saticinin izni olmaksizin satis.
Karz verenin karz verdigi kisiye, bir mali piyasa kiymetinden yüksek bir bedelle satmasi. Iyne Satisi olarak da bilinir.
Borcun, borç ile mübâdelesini ihtiva eden ve Resûlullah aleyhisselâm tarafindan yasaklanan satis.
Hayvanin karnindaki yavrusu gibi vasfi bilinmeyen mali kapali bir sekilde satma.
Alicinin görmedigi bir seyi vasiflarini söylemek suretiyle satma.
Karz verme sartiyla yapilan ve Resûlullah tarafindan yasaklanan satis.
Borç için verilen sened.
Bir hukukî muamele neticesinde kisilerin zimmetinde sâbit olan ve bir isin yapilmasi veya yapilmamasi yahud bir seyin teslim edilmesi seklinde tezâhür eden mükellefiyet, deyn. 2. Vecibe, vazife.
Bir hukukî muamele neticesinde kisinin zimmetinde sâbit olan, ifa edilmesi zorunlu malî yükümlülük.
Bankacilikta bir havalenin ödenmesi için çikarilan teyit emri, süftece.
Islâm devletinde gayrimüslim vatandaslardan (zimmîlerden) can ve mal güvencesi karsiliginda alinan yillik bas vergisi.
Bir malin mislini veya kiymetini tazmin etme. 2. Kefil olma, kefâlet.
Teminat; rehin veya kefâlet senedi.
Akdin bir sekilde bozulmasi hâlinde, malin gerçek kiymetinin degil, konusulan bedelini tazmin mükellefiyeti.
Saticinin, sattigi malda baskasinin bir istihkak iddiasi olursa veya mal kusurlu ise müsterinin zararini ödemeyi üzerine almasi.
Satilan malda hiçbir kimsenin hak sahibi bulunmadigina ve müsteriye kesin olarak teslimine kefil olma.
Satilan malin teslim edilmeden her ne sekilde telef olursa olsun tazmini. Damân-i akd.
Gasb yolu ile kullanilan malin menfaatinin ecr-i mislinin ödenmesi.
Rehnin helâki hâlinde, borçtan ve rehinden hangisi daha az ise onun mikdariyla tazmin.
Akdi bozma tazminati, cayma tazminati.
Borç veren, alacakli.
Borç; hazir ve mevcut olmayan mal.
Bir sahsa olan borç.
Nafaka gibi vefât ile sâkit olan borç.
Kuvvetli borç. Ödünç verilen zekât mali ve zekât malinin satisi karsiligi alinacak olan semen (bedel).
Ödenmesi derhal vâcib olan borç. Ziddi deyn-i müeccel’dir.
Ödenmesi muayyen bir vâdeye tecil edilmis geri birakilmis veya taksitli borç. Ziddi deyn-i muaccel’dir.
Ayni sebebden dolayi birden fazla kimseye karsi olan borç.
Orta borç. Ticâret mali olmayan zekât hayvanlari ile köle, ev, yiyecek, içecek gibi ihtiyâç maddelerinin satislari karsiligi ve binâlarin kirâ alacaklari.
Sahih borç. Ödemekten ve ibrâdan yani aftan baska yol ile kurtulusu olmayan borçlar.
Zayif borç. Mehr, diyet, kitâbet, hul bedeli gibi bir mal veya hizmet karsiligi olmayan alacaklar.
Kul hakki. Deynullah’in ziddi.
Ölüm hastaligindaki borçlanma.
Allahü teâlâya karsi borç, ibâdet.
Bir miskal agirligindaki altin para.
Bir agirlik birimi. 2. Gümüs para.
Borçlar. Deyn’in çokluk hâli.
Yerine getirme; ödeme; bir borcu veya ibâdeti zamaninda yapma.
Bir mesele hakkinda ihtisas ve bilgi sahibi olan, mahkeme ve sâir islerde bilgisine müracaat edilen kisi.
Bir kimseye saklanmak ve geri istenmesinde iade edilmek üzere birakilan mal; vedîa.
Ortaklarin her birinin belirli miktarda sermaye koyarak, bu sermayeyle yürüttükleri ticaretten kâr paylastiklari ortaklik.
Hayat pahaliligi, paranin degerini kaybetmesi. Galâ.
Fazlalik. 2. Hisse senedi kâri. 3. Akidlerde sart edilen fazla mal, para veya menfaat, ribâ.
Farz, Allah’in emri. 2. Lâzim, vâcib. 3. Borç, vazife. 4. Mirasçilara ser‘an düsen hisse.
Asli Islâmiyet’e uygun oldugu hâlde, sifati uygun olmayan her çesit sözlesme.
“Hacri kaldirma” mânâsina sefihligi veya borcu sebebiyle mahkemece hacr altina alinmis kimsenin tekrar ehliyetini kazandigina hükmetme.
Borcu ödeyip, rehni ortadan kaldirma.
Ölen kimsenin mirasini Kur'ân-i kerîmde belirlenen hisseler çerçevesinde vârislere taksim etmeyi konu alan fikih ilmi dali.
Ihtiyâci olan esyadan ve borçlarindan fazla olarak nisâb mikdari mali, parasi olan her hür Müslümanin Ramazan bayrami sabahi verdigi sadaka.
Çok aldanma. Piyasa fiyatindan belirli oranlarda fazla olan aldanma.
Piyasa fiyatindan asiri sapan bir bedelle yapilan alim-satimda ortaya çikan aldatma; gabn-i fâhiste akdi bozma hakki dogar.
Borçlanilan seyi ödeme; bir çesit vergi.
Tamami borçlara yetmeyen bir mali veya terekeyi, alacaklilara muayyen nisbet dâhilinde taksim ederek ödeme.
Garkolmus, bogulmus. 2. Borca batmis.
Baskasinin malini rizasi olmadan zorla alarak elinde tutma; haksiz el koyma ve kullanma.
Baglayici olmayan, muhayyer, kendisinden dönülebilen (akid).
Arâzî, tarla, arsa veya buna bagli olarak bina, agaç gibi tasinmaz mallar, akar.
Mu‘ayyen olmayan, tesbit edilmemis.
Temyîz kudretini hâiz olmayan, akil hastaligi veya yedi yasindan küçüklük sebebiyle edâ ehliyetini tasimayan.
Sahih olmayan, ser‘an muteber olmayan, sihhat sarti eksik.
Ayirmak, bölmek. 2. Alacaklinin hakkini korumak için borçlunun malina el koymak.
Beytülmâle ait olup gayrimüslim tebaanin elinde bulunan, isleyenden yillik haraç vergisi alinan arazi.
Bir malin açik artirma yoluyla, ayak üzeri en yüksek bedeli verene satilmasi.
Gönderme, nakletme. 2. Borçlunun alacakliya borcunu bir baskasindan almasini teklif etmesi ve alacaklinin kabul etmesi. Borcun nakli.
Bir mali karsilik beklemeksizin baskasinin mülküne geçirme; bagis ve teberru.
Çare, çikis yolu. 2. Aldatmak, yaniltmak, hud‘a.
Seriatin emirlerini yerine getirmekten kaçinmak için yapilan hîle.
Islâmiyet’e uymakta mâni, fesat bulundugu zaman, bu vazifeyi yapabilmek için, dinin gösterdigi baska yoldan gitmek.
Alacaklinin alacagindan feragat ederek borçluyu borçtan tamamen kurtarmasi.
Berî kilma, alacagindan vazgeçme.
Bir kimseyi bütün borç, hak veya dâvâlardan berî kilma. Umumî ibrâ.
Bir kimseyi muayyen bir borç, hak veya dâvâdan berî kilma. Hususî ibrâ.
Bir kimsedeki borcu, hakki veya dâvayi düsürme.
Bir kimsedeki borcun veya hakkin alinmis oldugunu itiraf.
Bâtil, bos, hükümsüz birakma, bozma.
Belirli bir menfaati, belirli bir ücret karsiliginda devretme akdi; kiralama.
Bir varlığın menfaatinin veya bir emeğin belirli bir bedel karşılığında kiralanması akdidir. Modern finansman yöntemlerinde 'Ijarah' olarak kullanılır.
Üzerindeki yapinin degerine yakin pesin kira (icâre-i muaccele) alinarak uzun vadeli kiraya verilen vakif mülkü.
Borç verme. 2. Itham etme.
Arayip bulamamak. 2. Hiç mali kalmamak; borcu malinin tamamini kaplayip fazla gelmek.
Yetme, kâfi gelme. 2. Birini zengin etme; fakire nisâbdan fazla zekât vererek zenginlestirme.
Gida maddelerini stok ederek pahalandigi zaman satmak, karaborsacilik.
Çare arama, hîle-i ser‘iyyeye müracaat etme.
Borç alma.
Orta yol. 2. Tutumlu olma. 3. Biriktirme. 4. Ekonomi ilmi.
Ortaklarin birbirine vekil olup, kefil olmadiklari sirket.
Düsürme, yok etme. Ölenin yapamadigi ibâdetlerin affedilmesi için mallarindan fidye verme.
Vefât eden bir Müslümanin ibâdet borçlarindan kurtulmasi için fidyenin devredilmesi sûretiyle yapilan muâmele.
Borçlanma, ödünç alma.
Bir araziyi üzerine agaç dikme veya bina yapma gibi bir amaçla uzun süre için kiralama akdi.
Ismarlama; bir sanat sahibinden bir isin yapilmasini istemek.
Kiymet, deger. 2. Alisveriste malin ölçek veya agirlik ile ölçülmesi.
Borç; borcu borçla satma.
Is. 2. Elde edilen menfaat. 3. Maliyet üzerine eklenen fazlalik.
Bir mali satarken maliyetinin üzerine eklenen fazlalik; ticari kazanç.
Borç, kredi, ödünç akdi.
Mislî bir seyi, bir zaman sonra benzerini geri ödemek üzere Allah rizasi için birine verme.
Kefillik; borcun ödenmemesi hâlinde mes’ûliyeti üstlenme.
Kefillik, kefîl olmak; bir kimsenin, borcunu ödememesi veya taah-hüdünü yerine getirmemesi hâlinde mes’û-liyeti üstlenme.
Satilan malin baskasina ait çikmasi hâlinde saticinin mali geri alma veya semeni iade etme hakkindaki kefâleti.
Borca kefâlet.
Sahsa kefâlet, bir kimseyi belli bir yere teslim etme veya huzura çikarma hususundaki kefâlet.
Hisse, nasip. 2. Tarti ve taksimde dogru is görme. 3. Veresiye borcun her bir parçasi, taksit.
Finansal kirâlama. Bir malin pesin alinip müsteriye kiralanmasi ve sonunda devredilmesi.
Haczedilmis mal, alacaklinin alacagini ödemek üzere borçlunun el konulmus mali.
Kiymetli mal. Kullanilmasi mesru ve mümkün olan mal.
Borçlu.
Borçlu, borçlanmis.
Iflâs hâlindeki (borçlari, mal varligini kaplayan) borçlu.
Ödemeye kudreti oldugu hâlde, borcunu haksiz yere geciktiren kimse.
Rehnedilmis, rehn akdine mevzu olan mal, rehin verilmis.
Rehnedilen malin mukâbili olan hak veya borç.
Davranma. 2. Alisveris, birbiriyle akidlesme. 3. Resmî dâirede yapilan kayit isi.
Ödünç verirken sart edilmedigi hâlde, borçlunun sonradan yüksek fiyatla alacaklidan mal satin almasi.
Emek-sermaye ortaklığıdır. Bir taraf sermayeyi (Rabbü'l-mal), diğer taraf emeğini (Mudarib) koyar. Kâr anlaşılan oranda paylaşılır, zarar yalnızca sermaye sahibine aittir.
Sermâye birinden, emek digerinden olmak üzere sözlesilen sirket. Kirâd veya Kirâz olarak da bilinir.
Müdârebe (emek-sermaye) sirketinde emek sâhibi ortak.
Ödünç alip verme, karsilikli borçlanma.
Müzâkere etme. 2. Tam salâhiyet verme. 3. Ortaklarin birbirine kefil ve vekil oldugu esitlik esasina dayali sirket.
Ortaklar arasinda sermâye, kâr ve kullanma haklarinin tamamen esit paylasildigi tam yetkili ortaklik.
Iflâs eden, borcu malindan çok kimse.
Kendi üzerine havâleyi kabul eden kimse, ikinci borçlu.
Havâle edilen mal veya borç.
Havâle akdinde asil borçlu, havâle veren.
Avukat, da‘vâ vekîli.
Bir mal veya mülkü kiralamak ya da kiraya vermek; kira akdi muamelesi.
Tasit, hayvan veya mülkünü baskasina kiraya veren kisi; kiraya veren.
Bir baskasi tarafindan, lehine hak veya borç ikrâr edilen kimse.
Ödesme; borcun borca sayilmasi, takas.
Bölünmüs, kisimlara ayrilmis.
Taksitle.
Kesisme. 2. Devlete ait bir gelirin bedel karsiligi ihâle edilerek toplanmasi.
Arsasi vakfa, binâlari veya agaçlari kirâciya ait olan vakif.
Kavillesme. Sözlesme, yazili sözlesme; akid.
Ikraz eden, karz (borç) veren.
Mütevellileri tarafindan idare edilen ve Evkaf Nezâreti denetimine tâbi tutulan vakif türü.
Kisinin üzerinde tam tasarruf hakkina sahip oldugu mülkiyet; sahip olunan tasinir veya tasinmaz mal.
Iki veya daha çok kimsenin bir mala miras, hediye veya satin alma yoluyla beraber mâlik olmalari.
Va‘desi geldigi hâlde haksiz yere borcu ödemeyi geciktirme. Matâl, Metâl veya Matl olarak da bilinir.
Va‘desi geldigi hâlde haksiz yere borcu ödemeyi geciktiren kimse.
Temyîz eden. Faydali ve zararliyi birbirinden ayirabilen; akilli.
Saticinin, malin kendisine mâl oldugu fiyati açiklayip üzerine belirli kâr ekleyerek yaptigi satis.
Bir gayrimenkul sahibinin, bir digerinden geçebilmesini ihtivâ eden irtifak hakki.
Zaman asimi. 2. Bir is veya dâvânin üzerinden muayyen bir zamanin geçmesiyle hükümden düsmesi.
Ortaklasma. 2. Sermaye birinden, emek digerinden olan sirket, müdârebe.
Sirket ortagi.
Iki taraf arasinda bir malin ya da gelirin yari yariya, esit biçimde paylasilmasi.
Hisse mikdari ve kâr taksiminin bütün serikler için esit oldugu sirket türü.
Toprak birinden, isçilik digerinden olmak üzere kurulan ziraat sirketi.
Arttirma, açik arttirma ile satis. (Bkz. Açik Artirma)
Kisinin bakmakla yükümlü oldugu es, çocuk ve akrabalarinin geçimi için yapmakla zorunlu tutuldugu harcama.
Altin veya gümüsten basilan metal para; nakit ödeme araci.
Para ile; pesin olarak yapilan ödeme biçimi.
“Iki nakit” mânâsina basilmis para hâlindeki altin ve gümüs.
Basilmis altin ve gümüs para. Nakd’in çokluk hâli.
Onda bir. Topraktan alinan mahsûlün zekâti.
Fiyat veya ücret hususunda yapilan anlasma.
Pazarlik yerinden ayrilmadan hem malin hem de bedelinin karsilikli teslim edildigi pesin alim-satim.
Akdin basinda ödenen, akit tamamlanirsa bedele sayilan, tek tarafli vazgeçme hâlinde karsi tarafta kalan teminat bedeli.
Müzâyede (artirma) ile yapilan satista alici tarafindan teklif edilen fiyat; artirma teklifi.
Alacaklinin borçluya gönderdigi ödeme emri.
Bir borcu güvence altina almak amaciyla alacakliya teslim edilen mal; borç teminati.
Artma, çogalma. 2. Akidlerde iki taraftan birinin digerine taahhüd ettigi karsiliksiz fazlalik, fâiz.
“Câhiliye fâizi” mânâsina va‘desinin dolup ödenmemesi hâlinde borcun artirilarak müddetin uzatilmasi.
“Fazlalik fâizi” mânâsina ölçü veya tarti ile satilan seyleri pesin olarak fazlalikla degismek.
“Gecikme fâizi” mânâsina mallarin veresiye olarak fazlalikla veya esit olsa bile veresiye degisilmesi.
Allah rizasi için, karsilik beklemeksizin muhtaçlara verilen mal, para veya yapilan her türlü iyilik.
Sanat sahiplerinin is kabul edip ücreti paylasmak üzere kurduklari sirket.
Altin, gümüs veya dövizin birbiriyle ya da islenmis hâlde degistirildigi para mübadelesi akdi.
Hisse, pay, nasip; hisse senedi.
Pesin para ile veresiye mal alma.
Delil, dayanak; bir hakki tesbit eden yazili vesîka.
Ticaret için ortaya konan para veya mal. 2. Kâr gayesi ile tahsis edilmis servet.
Iki tarafin anlasmazliklarini mahkeme disinda karsilikli tavizle çözüme kavusturduklari uzlasma akdi.
Degistirme. 2. Devletin veya bir müessesenin borç temin etmek için çikarttigi fâizli sened.
( Kass’dan) Malin mal ile mübâdelesi. Mukâyada satisi. Trampa.
Gayrimenkul mülkiyet senedi.
Sadaka verme. (Bkz. Sadaka)
Bir sey hakkinda, mesru ve nafiz bir sekilde, asâleten vâki olan tasarruf.
1.Emniyet altina alma; bir kimseyi bir sey üzerine emîn kilma; emân verme. 2.Sigorta akdi.
Bir seyin güvenilir oldugunu tesbit etmek üzere verilen sey veya söylenen söz. Garanti verme. (Bkz. Emân)
Emekli olma; ihtiyarlik, hastalik gibi bir sebeble vazifeyi birakip muayyen bir ücrete hak kazanma.
Külfet yükleme; vergi. Bir isin yapilmasini isteme. Sâri’nin bir isin yapilmasini veya yapilmamasini istemesi. Tahyîr’in ziddi. Teklîf kat‘i ise, bu isin hükmü farz, vâcib ve haram; kat‘i degilse sünnet, müstehab, mendub ve mekrûh olabilir. Eger bir seyin yapilmasini isteyis kesin olursa, teklifî hüküm “vâcib”, kesin olmazsa “mendup” olur.
Mülk edinme. Müslümana sarabin temlik ve temellükü yasak edilmistir. (Ibni Âbidîn)
1.Faydalanma, istifâde etme; kâr etme, kazanç temin etme. 2.Hac günlerinden önce umre için ihrâma girip ve bu umre yapildiktan sonra memleketine dönmeden, tekrar ihrâma girerek yapilan hac. Hacc-i Temettû‘. (Bkz. Hac) Temettû‘ hac sevâbi, ifrâd haccindan çoktur. (Ibni Âbidîn)
Bir mal veya hakki bir baskasina mülk olarak verme, devretme. Zekât, mali Müslüman fakire temlik etmekle olur. (Ibni Âbidîn)
Ölenin geriye biraktigi mal, mülk, esya vs.
Kisinin ticaret niyetiyle edindigi ve üzerine zekât farz olan ticari mal.
Bir is, hizmet veya menfaatten yararlanma karsiliginda verilen para ya da mal; ecir.
Ücretler
Akdi güçlendirmek üzere, alici va‘dini yerine getirirse semenden düsülmek; getirmezse saticida kalmak üzere önceden sart edilen para veya mal. Kaparo. Cezâî sart. Pismanlik akçesi.
Topraktan alinan mahsûlün zekâti. (Bkz. Ösr)
Mahsulünden usr (ösür) alinan arâzî. Arâzî-i Memleket.
1.Asllar (kökler) ve fer‘ler (dallar). Baba, dede, ana ve nineler ile çocuklar ve torunlar. Usûl ve furû‘a ve zevceye zekât verilmez. (Ni‘met-i Islâm)
1.Asllar (kökler) ve fer‘ler (dallar). Baba, dede, ana ve nineler ile çocuklar ve torunlar. Usûl ve furû‘a ve zevceye zekât verilmez. (Ni‘met-i Islâm)
Bir is için önceden tâyin edilen zaman, târih.
Bir malin, pesin alinirsa bir fiyata, veresiye alirsa daha yüksek bir fiyata satilmasi hâlinde, iki fiyat arasindaki fark.
Semenin sonraki muayyen bir tarihte toptan veya taksitle ödenmesi hususunda anlasilan satis. Veresiye satis. Va‘deli alisveriste va‘denin ve bu va‘dede ödenecek mikdarin tayin edilmesi sarttir. Aksi takdirde satis fâsid olur. (Ibni Âbidîn)
Bir malin alis fiyatini veya maliyetini söyleyerek, bundan daha düsük bir bedelle satilmasi.
1.Durma; tutma, alikoyma. 2.Mükellef bir Müslümanin malinin mülkiyetini umuma ait tutup, menfaatini ise muayyen bir cihete tahsis etmesi. Çokluk hâli evkâf gelir. Vakfedene vâkif, vakfedilen seye mevkûf, vakfin menfaati kendisine birakilana mevkûfun aleyh, vakfin kurulus senedine de vakfiye denir.
Vakif bahçelerin meyveleri, vakif arâzînin mahsulü, vakif akarlarin kirâlari, vakif paralarin kârlari gibi vakfin geliri.
Bir sahsin, mâlik olmadigi bir seyi, sahibinin iznini almadan, bir cihete vakfetmesi. Vakf-i Fuzûlî, mal sahibinin izni veya icâzeti ile sahih hâle gelebilir. (Ibni Âbidîn)
Baglayici olmayan, vakfedenin veya hâkimin yâhud vakfedenin vârisinin bozabilecegi vakf. Vakf-i Lâzim’in ziddi.
Beytülmâle ait olan bir mülkün, mülkiyeti beytülmâle ait kalmak kaydiyla, umumun menfaatine tahsis edilmesi. Irsâdî Vakf. Tahsîs Kabilinden Vakf.
Baglayici vakf. Vâkif veya hâkim tarafindan feshedilmesi caiz olmayan vakif. Vakf-i Gayr-i Lâzim’in ziddi.
Bir kimsenin, maraz-i mevtinde (ölüm hastaliginda) yapmis oldugu vakif. Vakf-i Marîz, vasiyet hükmündedir. Borçlarindan kalan kismin üçte birinden yerine getirilir. (Ibni Âbidîn)
Kurulmasi, “Filan isim görülürse, su mülküm vakif olsun” gibi bir sarta ta‘lîk edilen (baglanan) vakif. Vakf-i mu‘allak câiz degildir. (Ibni Âbidîn)
Derhal hüküm ifade eden, kurulmasi sarta veya müddete bagli bulunmayan vakf. Vakf-i Muallak ve Vakf-i Muzâf’in ziddi.
Bir kimsenin, baska birisiyle müstereken mâlik oldugu bir yerdeki sâyi’ hissesini vakfetmesi.
Iki veya daha çok sahsin, müstereken mâlik olduklari bir mali vakfetmeleri.
“Su malimi, bir ay için vakfettim” gibi muayyen bir zaman için yapilan vakf. Vakf-i muvakkat sahih degildir. Zira vakf, müebbed (müddetsiz) olmalidir. (Ibni Âbidîn)
Istikbaldeki, gelecekteki bir zamana veya ise izâfe edilmek suretiyle yapilan vakif. Vakf-i Muzâf, sahih degildir. Ancak, ölümden sonrasi için yapilan bir vakf-i muzâf, vasiyet hükmündedir ve sahihtir. (Ibni Âbidîn)
Vakfa dair, vakfedenin takririni ve koydugu sartlari gösteren vesika. Vakif senedi.
Hâkim tarafindan tescil edilmis vakfiye.
Geliri belirli hayir ve ibâdet hizmetlerine tahsis edilen, mülkiyeti Allah'a ait sayilan mal veya mülk; hayir kurumu.
1.Vakfeden. Bir mali vakfeden kimse. (Bkz. Vakf) Sart-i Vâkif (vâkifin koydugu sart), nass-i Sârî‘ (din sahibinin koydugu kânun) gibidir. (Ibni Âbidîn) 2.Vukuf sahibi; bir isten haberi olan. 3.Arafât’ta vakfeye duran.
Bir kimsenin, belirli bir isi yapmak üzere baskasini kendi yerine koymasi; temsil ve yetki devri akdi.
Bedelini, parasini sonra ödemek üzere yapilan alis-veris.
Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen sahis. Mahkemece kendisine bir sey emânet olunan kimse; güvenilir, emin el.
Yapilan yemîne riâyet etmeyip, yemîni bozan bir Müslümana lâzim gelen keffâret, cezâ.
Günlük; bir günlük is için verilen ücret.
Asiri zarar, bir mali kullanmaya mâni olan zarar.
Altin
Islâm'in bes sartindan biri olup nisaba ulasan belirli mallarin yükümlülerince belirlenen kimselere verilmesi farz olan pay.
1.Mali, mülkü çok olan. 2.Zekât, fitra, kurban, hac gibi ibadetleri yerine getirebilecek kadar asgari mal varligina sahip bulunan kimse; nisâba sahip Müslüman.
“Rahm sahibi” mânâsina ayni soydan gelen akrabalari ifade eden bir tabir. Çokluk hâli zevü’l-erham gelir.
Bir erkegin ve kadinin hiç evlenemeyecegi, kan ile olan nesepten (soydan) akrabâsi.
“El sahibi” mânâsina bir mali bilfiil elinde tutup, (mâliki olsun olmasin) mâlik gibi tasarruf eden kimse. Ziddi hariç gelir.
Altin ve gümüs nisbeti yaridan az olan paralar. Magsus paralar. Zeyf’in çokluk hâli. Züyûf ile ödünç verdikten sonra, o züyûfun kiymeti kalmasa, Imâmeyn'e yani Imâm-i Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre teslim ettigi zamandaki kiymetinde altin veya bu kadar altin karsiligi geçer akçe ile ödenir. Kiymeti degisirse, Ebû Yûsuf’a göre yine böyledir. (Ibni Âbidîn)