BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Uzun süren tereddütlerden sonra nihayet cesaret edip mektup yazabilmişti Burçin’e. Kısa zamanda cevap geldiğinde ise dünyalar Cihat’ın olmuştu. İnanamıyordu bir türlü, ondan bir cevap almıştı. Mektuplaşmalar sürmüştü sonra...



Bütün duyguları alt üst olmuştu! Onu asıl etkileyecek olan bundan sonrasıydı. Sabahın köründe yerlerden izmarit, çöp toplayarak yaptıkları arazi mıntıkası bitince, onbaşılar, çavuşlar, düdük öttürerek yemekhaneye sokmuşlardı. İlk defa giriyorlardı yemekhaneye... Bundan sonraki hayatın ne olacağı endişesini taşıyan askerler, onbaşı ve çavuşların bağırışlarından, yemekhanenin uğultusundan serseme dönmüşlerdi. Kimse birbirini tanımıyordu. Cihat da şaşkındı, ürkekti. İşte bu atmosferde yemekhanenin gazino kısmından pikap çalınmaya başlamış ve çalan şarkı Cihat’ın bütün duygularını alt-üst etmeye yetmişti. “Mademki bu gece ayrılacağız İstemem bir daha güneş doğmasın Mademki son defa sarılacağız Git veda ettiğini duyan olmasın.” Bu şarkıyı daha önce de duyardı ama hiç ilgilenmezdi. Herkesin, özellikle kızların dilinde olmasına rağmen nedense Cihat önemsememişti. Trenle gelirlerken Burçin bu şarkıdan bahsettiğinde de, insanların bu şarkılarda ne bulduğunu anlayamadığını söylemişti. Şimdi ise Burçin’in sevdiği bu şarkı, Cihat’ı eritiyordu... O andan itibaren Burçin’e, bu şarkıya, bu şarkıcının söylediği tüm şarkılara tutulmuştu. Gecesi, gündüzü, eğitimi, nöbeti, dersi, dinlenmesi Burçin’le ve o şarkıyla geçmişti. Arada hasretlik de vardı, askerlik de vardı ve bu ayrılık duygularını kora dönüştürüyordu... Uzun süren tereddütlerden sonra nihayet cesaret edip mektup yazabilmişti Burçin’e. Kısa zamanda cevap geldiğinde ise dünyalar Cihat’ın olmuştu. İnanamıyordu bir türlü, ondan bir cevap almıştı. Mektuplaşmalar sürmüştü sonra. Günler dolu, renkli, heyecanlı ve hayallerle daha çabucak geçiyordu. Fatma’yı hatırlıyordu elbet, hem de bazen acısından ölecek kadar. Ama Burçin öne geçmişti ve o acıyı hafifletmişti. Ve onun için de özel şiirler yazmıştı. Burçin’e göndermişti de. Hele sabret sevdiğim, dayan bir tanem Elbette bitecek askerliğim gecenin bitişi gibi Denizler girse aramıza, okyanuslar açsa aramızı Birimiz yer olsak bu dünyada, birimiz de gökyüzü Ben denizde balık olsam, sen gökyüzünde öten bülbül Yine birleşeceğiz seninle, korkutmayacak denizlerin dibi Elbette bitecek askerliğim gecenin bitişi gibi... ..... Elbette bitmişti askerliği gecenin bitişi gibi... Bitmişti... Ama... ama... Acemilik bitiminde dağıtım izninde, ilçede Burçin’le görüşmüşler, konuşmuşlardı. Sokaklarına girdiğinde daha balkondan görüp tanımıştı kızı. Masmavi elbise giymişti, muhteşem güzeldi ve balkondan Cihat’ı görünce “Cihat!..” diye sevinç çığlığı atar gibi olmuş ve içeriye girip, merdivenlerden aşağıya kapıya koşmuştu. Cihat kapıya geldiğinde kız neredeyse koşup sarılacak gibi geliyordu. İkisinin de gözleri özlem doluydu. İşte o günlerde, Mülayim Tepe’de, Leyla’dan duymuştu Fatma’nın nikâhının kıyıldığını. Bir an içi cız etmiş, yüreği yanmış ama soğukkanlılığını korumuştu Cihat. Böyle bir haber karşısında ölebileceğini sandığı halde, nedense o bir anlık içinin cız etmesinden öte sarsıntı duymamıştı. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT