Doç. Dr. Süleyman DOĞAN sordu, rektörler cevapladı

Hacettepe Üniversitesi ülkemizin önde gelen üniversitelerden biri olarak bilim, teknoloji ve sanat alanlarında toplumsal kalkınmaya ve evrensel değerlere katkılarını sürdürmektedir. Hacettepe Tıp Fakültesinin başlangıcı sayılan Çocuk Sağlığı Kürsüsü, 1954’te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı olarak Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından kurulmuş ve Çocuk Sağlığı Enstitüsü ve Hastanesi olarak 1957 yılında Hacettepe’de çalışmaya başlamıştır. 1958 yılında da eğitim, öğretim, araştırma çalışmalarına ve kamu hizmetine geçmiştir. “Akademisyen öncelikle bilimselliği kendisine rehber edinmeli, bilimsel araştırmayı önceliği olarak kabul etmeli, her zaman etik ilkelere sadık, ilkeli ve dürüst olmalıdır” diyen Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Murat Tuncer, sempatik, kararlı, çalışkan ve girişimci bir portre çiziyor. Rektör Tuncer ile üniversitenin Sıhhiye’deki tıp ve sağlık kampüsünde arkadaşım Cafer Vayni’nin de hazır bulunduğu makamında görüştük. Soru ve cevaplarla siz aziz okurları söyleşi ile baş başa bırakıyorum. 
Sayın hocam Hacettepe Üniversitesini kısaca tanıtır mısınız?
Üniversitemiz neredeyse yarım asırlık bir çınar. 48 yıllık üniversite olarak yaklaşık 50 bin öğrencimiz var. Türkiye’de ve dünyada üniversitemiz sağlık alanındaki başarılarıyla tanınır. Türkiye’de en fazla kadın akademisyeni olan, en fazla sağlık alanında yatırım yapan, en fazla hasta bakan bizim üniversitemizdir. Türkiye’de ilk ve tek uluslararası alanda akredite olmuş ve dünyada da onuncu sırada olan bir tıp fakültemiz var. Tıpta ilk yüz içinden yirmi kişi üniversitemizi tercih ediyor. Biz teknik bir üniversite değiliz, biz sosyal bir üniversite de değiliz. Ancak sağlıktan mühendisliğe ve oradan da sosyal bilimlere kadar tam ve iyi bir üniversiteyiz. 
Böylesine gelişmiş üniversitenizin kurumsal aidiyet duygusu gelişmiş mi?
Bizden önce bu konuda ciddi çalışmalar olmamış. Hatta mezun öğrencilerimiz küstürülmüş. Mesela eczacılık fakültemizde iyi bir aidiyet duygusu gelişmiş. Bu bunu daha da geliştirdik. Mezunlarımız verdiğimiz e-posta adreslerini ölünceye kadar kullanabilecekler.  
Çok toplantı yaptığınız söyleniyor?
Evet, çok toplantı yaptığımız doğrudur. İş yapmak ve karar almak için katılımcı toplantılar gerçekleştiriyoruz. Her hafta senato ve yönetim kurulunu topluyoruz. Senato toplantılarımızı canlı olarak internet yoluyla veriyoruz. İsteyen izleyebilir. Tam bir şeffaflık içinde yönetişim yapıyoruz. Patent ve proje sayısını bizim dönemde 20 kat artırdık. 825 proje yazılmış. Uluslararası ve ulusal makale sayısında büyük artış olmuş. Toplantılarımızı daha iyiyi ve en iyiye ulaşmak için yapıyoruz. 
Hedefiniz nedir?
Rüyamız, hayalim ve hedefimiz dünyada ilk yüz üniversite arasında yer almak. Biz Aziz Sancar Hocamıza 2014’te ödül verdik. 2015 yılında ise Sancar Hoca Nobel ödülünü aldı. Bu bizim üniversitemizin başarısının da bir işareti olsa gerekir. Ne kadar isabetle hareket ettiğimiz ve doğru yolda olduğumuzun işaretidir Sancar Hoca ile hocalarımızı üniversitemizde tutmamız. 
Yeni üniversitelerin yeni rektörleri nasıl olmalıdır?
Yeni rektörlerden ziyade yeni yönetim ve yeni ekiplerle başarı ortaya çıkacaktır. O nedenle iyi yönetişim ve iyi ekip başarıyı getirir. Üniversitelerin mevzuatı değiştirilmelidir. Mevcut olanı elimizi kolumuzu bağlıyor. İdari personelin de bilimsel araştırmalarda katkıda bulunması gerekir. Bilimsel çalışmalarda teknisyen ve uzmanın da desteğinin olması gerekir. Ama Türkiye’de olmuyor. Cumhurbaşkanımızın çizdiği yolda ilerliyoruz. Mevzuat araştırmalara uygun olmalıdır. Türkiye’de araştırmalar mevzuata uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Hâlbuki mevzuat araştırmaya uygun hale getirilmelidir. 
Öğrenci ve öğretim üyeleri size rahat bir şekilde ulaşabiliyor mu?
Dört yıl içinde yaptığımız toplantı sayısı 15 bindir. Bizim kapımız öğrenci ve öğretim üyelerine açıktır. En az seyahat eden ve en çok çalışan rektör benim diye düşünüyorum.
Üniversiteyi nasıl görüyorsunuz?
Benim işim gücüm ve evim üniversitemizdir. Yaşamımda bilimi en ön sıraya koydum. İşime eşimden önce âşık olmuştum, her iki aşkım da devam ediyor. İkiz, Aslıhan ve Mehmet Yiğit adlarında yetişkin iki çocuk sahibiyim. Yeniden seçildiğimde üniversitemizi daha ileriye götüreceğim. Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır diye düşünüyorum. Rektör seçimlerinde çok fazla birbirini yıpratmak için uğraşılıyor. Rektörlük seçimleri akademisyenleri de üniversiteyi de yıpratır. Aslında bir kıstas dâhilinde rektörler seçilmelidir. Rektör olacak adayın yönetim konusunda ciddi tecrübesi olması gerekir.  
YÖK’ün yapısını nasıl buluyorsunuz?
YÖK’ün yapısının şu anda olumlu olduğunu düşünüyorum. YÖK aslında bir bakanlık olmalıdır. Yüksek Öğretim ve Bilim Bakanlığı seviyesine getirilmelidir. 
Kendinizi bize nasıl tanıtırsınız?
Babam inşaat mühendisi, annem ise kimyacı. Kemer Barajı’nda çalışırlarken ben Nazilli’de 1957 yılında doğmuşum. Dedemin İstiklâl Madalyası’na sahip askeri bir doktor olması bana hem örnek olmuş hem de önemli bir sorumluluk vermiştir. Kendimi bildim bileli beri İstiklâl Madalyası’nı taşımayı hak eden, vatansever, onun kadar mücadeleci ve sabırlı iyi bir hekim olmayı aklımdan çıkaramamışımdır. Dedemin esaret yıllarındaki sabırlı mücadelesi, babamın vefakâr çalışmaları ve hizmeti, annemin sürekli en iyiyi başarma mücadelesi, ben ve iki kardeşime hayatta en iyiyi yapma ve ülkemize hizmeti bir ibadet bilme duygusu kazandırmıştır. Ülkemizin en genç doçentlerindenim. Daha öğrenciliğimde bilimsel araştırma yarışmalarında derece almaya başladım. TÜBİTAK teşvik ödülü kazandım. Bine yaklaşan atıfım var. Son beş yılda Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi olarak üçü uluslararası olmak üzere yedi kitap yazdık.  

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Tıp doktorluğu tüm sorunlara rağmen sevmeden, hiçbir beklenti olmadan yapılması gerektiği göze alınmadan sürdürülecek bir meslek değildir. Bu meslek içten gelen bir sevgiyle yapılmalıdır. Ben sanırım çocukluğumda çok hastalık çektim ve anne-babamın benim için nasıl koşuşturduklarına şahit olmam nedeniyle hekimliğine büyük bir aşk duydum. Bir de babamın “Ne yapacaksan, dünyada en iyi olunan bir yerde yap” demesi beni hem çocuk hekimliğine hem de Hacettepe’ye yönlendirdi. Çünkü o zamanlar Hacettepe Çocuk Hastanesi dünyada liderdi. Hâlen çok önemli bir konumdadır. İnşallah çok daha iyi bir düzeye getirmek hedefimizdir. 
Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen öncelikle bilimselliği rehber edinmeli, bilimsel araştırmayı önceliği olarak kabul etmeli, her zaman etik ilkelere sadık, ilkeli ve dürüst olmalıdır. Bilim insanlığı bir yaşam şeklidir. Yaşamınızda zikzaklar olamaz. Ağzınızdan çıkan her şey bilimsel temelli, kanıta dayalı olmalıdır.
Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Dr. Albert Schweitzer 1952 Nobel Ödülü sahibi. Yaşamı beni çok etkilemiştir. Aynı gün doğmuş olmamız da ayrı bir tesadüf. Kendisinin, özellikle 1913 yılında tıp doktoru olduktan sonraki yaşamı örnek alınmalıdır. 
Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Evet. Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok hastanede kısa ve uzun süreler bulunma fırsatım oldu. Londra “King College”de çalışma fırsatım oldu. Helsinki Üniversitesinde bir yıldan fazla kaldım.
Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Bir bilim insanının hedefleri hiçbir zaman bitmez. Daha iyiyi, mükemmeli yakalayabilmek, kurumuna ve topluma hizmet edebilmek sevdası ona her zaman yeni hedefler oluşturur, oluşturmalıdır. Necip Fazıl Kısakürek’in bir şiirini mezuniyet albümüne yazmıştım. Bu şiir yaşamda temel hedefim olmuştur.
“Padişah olmak istersen tacı asayı unut
Zafer arabandır senin gıcırtılı bir tabut…”
Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Kendi sağlığına özen göstermek, mesleğine ve ailesine olan saygıdır diye düşünüyorum. Yaşamımda sağlık açısından temel felsefem “denge”dir.
Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Doğa yürüyüşlerini çok seviyorum. Fırsat buldukça mutlaka yürüyüş yapmaya çalışıyorum. Hayvanlara karşı sevgim çok fazladır. Evimde iki Kangal, bir sokak köpeği ve bir tane de kedi besliyorum. En büyük hobim hayvan sevgisidir, diyebilirim. Satranç merakım var. Üniversite öğrenciliğinin ilk yıllarında Türkiye Gençler Satranç derecem var. Türkiye Satranç Şampiyonları ile maçlarım oldu.
Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Burada maalesef “Keşke aileme daha çok zaman ayırabilseydim” diyorum. Eşimi, kızım Aslı’yı, oğlum Mehmet’i düşünmediğim saniyem olmuyor. Onlar hayatta tanıdığım en iyi yetişmiş insanlar oldular. Her yönleri ile. Onlarla gurur duyuyorum. Tabii bu benim başarım değil. Eşim Prof. Dr. Safiye Tuncer’in başarısıdır. Hakkını ödeyemem.

Bilimin ışığında DAHA İYİYE

Kuruluş: 1967
Öğrenim dili: Türkçe / İngilizce / Fransızca / Almanca
Birimleri dağılımı: 14 fakülte, 14 enstitü, 2 yüksekokul, 1 konsenvatuar, 6 meslek yüksekokulu.
Araştırma ve uygulama merkezi: 102
Toplam öğrenci sayısı: 49 bin 258
Akademik personel: 3495, toplam idari personel: 5740
Uluslararası öğrenci sayısı: 2022,  yabancı öğretim elemanı sayısı: 100
Öğrenci kulübü: 185
Beytepe kampüs alanı: 5 bin dönüm. 
Temel Değerler: Öngörülü olma, saygı, estetik ve katılımcılık.  
Sloganı: Daha ileriye, en iyiye.
Misyon: Bilim, teknoloji, görsel ve işitsel sanat alanlarında yürüttüğü araştırmalar ve verdiği eğitim-öğretim, değişime ve gelişime açık bireyler yetiştirmeyi görev edinmiştir.
Vizyon: İlham verici bir dünya markası olan; öğrencisi, personeli ve mezunu olmaktan gurur duyulan; değişime ve gelişime liderlik eden bir üniversite olmaktır. 

Kimdir? 

Prof. Dr. A.Murat Tuncer 1956 yılında Kayseri’de doğdu. 1974 yılında Kayseri Lisesi’ni birincilikle bitirdi. 1981 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’nden dereceyle mezun oldu. 1981-1982 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kan Merkezi Yöneticiliği yaptı. 1982-1986 yılları arasında İç Hastalıkları İhtisasını tamamladı. 1988-1989’da Kanada Toronto’da Wellesley Hospital Gastroenteroloji Kliniği’nde Diagnostik ve Terapötik Endoskopi ve Endoskopik Onkoloji konularında tecrübesini artırdı. 1989’da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda başasistan olarak göreve başladı. 1991 yılında Gastroenteroloji Yan Dal uzmanlığını tamamladı. Aynı yıl Üniversite Doçenti unvanını aldı. 1987’de profesörlüğe yükseltildi. Evli ve iki çocuk babasıdır. Bilimsel 300 yayını bulunmakta ve bu yayınları bin atıf almıştır.