Damla Peker ANKARA

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın hazırladığı “Turkey Home” özel ekinde yayınlanan makalede dikkat çekici bir ayrıntıya yer verildi. Makalede kestane şekerinin gerçek sahibinin Bursa değil Ödemiş olduğu ortaya çıktı. Makaleyi kale alan Aksaray Üniversitesi Turizm Fakültesi’nden Aysu Altaş, “Tatlı olarak yenen şekerli kestane şekerlemesine kestane şekeri deniyor. Bursa kestane şekeri ile ünlü. Bursa’da kestane şekerinin pek çok farklı çeşidi yapılmakta ve gerek yurt içine gerekse de yurt dışına satışı yapılmakta. Ancak Türk Patent ve Marka Kurumu’nun verileri incelendiğinde coğrafi işaret almış kestane şekerinin Bursa’ya ait değil, İzmir Ödemiş’e ait olan Bozdağ Kestane Şekeri olduğu görülmekte. İster Bursa’ya isterse de Bozdağ’a ait olsun, kestane şekerini ülke tanıtım çalışmalarında gastronomik bir öge olarak kullanmak oldukça dikkat çekici olmuştur. Kestane şekeri Türkiye ziyareti yapan turistlerin hediyelik olarak alabilecekleri bir lezzet” dedi. Altaş, tanıtımda kullanılan diğer ürünlerle ilgili de özetle şu bilgileri verdi:

YENİÇERİLERE VERİLİRDİ
BAKLAVA: Baklava, geleneksel Türk mutfağına ait bir tatlı. Ancak 18. yüzyıla dek adı çokça rastlanan bir tatlı değil. Önceleri Ramazan ayının 15’inci günü yapılan Hırka-i Şerif ziyareti sırasında Yeniçerilere verilir ve sıradan bir tatlı olarak görülürdü. Sonrasında ise Arap aşçılar tarafından yapılmaya başlanan baklava, giderek sarayın ve zengin konakların gözde tatlısı olmuş ve Osmanlı döneminde kutlamaların en makbul tatlısı haline gelmiştir. Baklava 28 Mart 2005’den geçerli olmak üzere Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescil edilmiş ve Coğrafi İşaret Tescil Belgesi almıştır. Söz konusu tarihten beri baklavanın adı ‘Antep Baklavası’ olarak kullanılmakta.

VALİDE SULTAN TÜKETİRDİ
TÜRK KAHVESİ: Kahve, 17’nci yüzyılın ortalarında saray içecekleri arasında yerini almış olsa da, sarayda sadece padişah, valide sultan, harem dairesinin önde gelenleri, divan üyeleri ve saray ağaları tarafından tüketilmiştir. Türkiye’de kahve yetişmemesine rağmen Türk kahvesi hazırlanışı, içimi ve kullanılan kahvenin öğütülme şekli ile diğer kahvelerden farkını ortaya koymaktadır. Afişte Türk kahvesinin geleneksel motifli, kulplu ve porselen bir fincanda, lokum ile birlikte sergilendiği görülmektedir. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Osmanlı toplumu kahveyi genellikle toplu olarak içmeyi tercih ettiğinden, bu süreçte kahveyi oldukça büyük kaplar olan ibriklerde pişirmiş ve neredeyse çorba kâsesi kadar büyük ebatlarda olan fincanlarda içmişlerdir. Bu fincanlar 18’inci yüzyıldan itibaren küçülmüş, daha sonra da kulplu hale gelmiştir.

OSMANLI’DA İZİNE RASTLANILMADI
ÇAY: Çayın 17. yüzyıla kadar Türklerin tükettiği içecekler arasında yer almadığı bilinmektedir. Osmanlı döneminde çayın izine az rastlanmaktadır. Avrupa etkisiyle 18. yüzyıldan itibaren sarayda çaya olan ilgi artmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısındaysa, Rus etkisi ile semaver kullanılmaya başlanmıştır. Siyah çay Osmanlı Mutfağına 19. yüzyılın sonlarında girmiştir. Çayı cam bardakta içmek çok eski bir alışkanlık değildir. Osmanlılar, çayı da başlangıçta fincanla içmişlerdir. 19. yüzyılın sonuna çay servisinde yavaş yavaş bardak kullanımına geçildiği biliniyor.”

TESADÜFEN ORTAYA ÇIKMIŞ
AYRAN: M.S. 552-745 yılları arasında hüküm süren Göktürkler, ekşiyen yoğurdun ekşiliğini azaltmak için üzerine su eklemiş, böylece tesadüfen ayran ortaya çıkmıştır. Ayran Türkiye’den sonra en çok Ermenistan, Azerbaycan, İran, Lübnan, Bulgaristan ve bazı Balkan ülkeleriyle Orta Doğu ve Orta Asya (Türki Cumhuriyetler) ülkelerinde tüketiliyor.