İlk defa “Medicine for Melancholy” ile tanıdığımız ABD’li yönetmen Barry Jenkins’in yeni filmi “Ay Işığı”(Moonlight) gecenin karanlığında geçen, suç ve ‘ezilmişlik’le dolu bir hikâyeyi seyirciyle buluşturuyor. Film, Miami’nin karışık bir semtinde geçiyor ve Chiron isimli siyahi  bir çocuğun hayata tutunma mücadelesini işliyor. Lirik bir anlatıma sahip “Ay Işığı”, oyuncu kadrosunda Mahershala Ali, Shariff Earp, Duan Sanderson Janelle Monáe ve Naomie Harris gibi isimleri barındırıyor.
KENDİNİ “KEŞİF”...
Film, Chiron’un hayatını çocukluk, ergenlik ve yetişkinliğe geçiş olarak  3 kısımda ele alıyor. Chiron’un çocukluğunun geçtiği ilk bölümde, hayatla bağlarını koparmış, uyuşturucu bağımlısı bir annenin çocuğunu bir kenara itmesi işleniyor. Minik Chiron, evde yaşadıklarının üstüne bir de akranları tarafından dışlanıyor. Üstelik tüm bunlar beyazların değil “zencilerin” ikamet ettiği bir mahalde gerçekleşiyor. Derken, uyuşturucu satıcılarıyla dolu bir çevrenin kimsesiz şahsiyeti olan Chiron, bu kirli dünyanın parçası hâline geliyor. Atlanta’da uyuşturucu satıcılığı yaparak hayatını sürdürüyor. Bu arada kendini keşfetmeye başlıyor ve dramatize edilmiş bir “aşk hikâyesi”(!) geçmişten koparak karşımıza geliyor... 
ZAMANLAMA MANİDAR 
“Ay Işığı” (Moonlight) enteresandır tam da Oscar’ın “beyazlığına” dair tartışmaların doruğa çıktığı bir dönemde en güçlü Oscar namzetlerinden birine dönüşmüş durumda. Görselliği ve oyuncularının tabii performanslarıyla ön plana çıkan filmde, en dikkat çeken şeylerden biri Chiron’un hayatının farklı safhalarını oynayan üç aktör... Alex R. Hibbert, Ashton Sanders ve Trevante Rhodes’un oyunculukları o kadar uyumlu ki film boyunca sadece bir karakter izlemiş hissine kapılıyorsunuz. Fakat son yıllarda tıpkı Holokost gibi Hollywood’u esir alan, eş cinsellik endoktrinasyonuyla bu filmde de karşılaşıyoruz. Oyunculuk performansı ve görsel stiliyle Oscar’a doğru yol alan film, -hiç de gerçekçi olmayan bir hikâyeyle- çok küçük bir çocuğun eş cinselliğini keşfetmesini işliyor. “Ay Işığı” son yıllarda bağımsız sinemadan, Hollywood’a taşan sıkıcı bir propagandanın maalesef parçası haline geliyor...