FATİH SELEK -  “Kadınlar için Survivor futboldan daha eğlenceli. Bugün Survivor’ın reytingi özel millî maçların reytingini geçti. Fenerbahçe-Galatasaray haricindeki her kupa maçını reyting olarak geçer. Daha eğlenceli, daha adrenalin dolu ve en önemlisi seyircide kadını yakalamış.
Ben 05.00-06.00 gibi yatıyorum, 10.00’da kalkıyorum. Reyting beni bitirdi. 10.00’da karne alır gibi her sabah kalkıyorum. Reytingleri alınca mutluluk hormonu geliyor ve uyuyamıyorsun bir daha. Adrenalin bağımlılığı var bende. Her sene Survivor’ın ilk bölümünden sonra kimse uyumaz, sabaha kadar bakışırız.”
TV8’in patronu Acun Ilıcalı, on yıldır kesintisiz yaptığı programı işte böyle tarif ediyor. Ilıcalı’nın sözlerinden anlıyoruz ki o bir reyting hastası!
Survivor’un 2016 sezonunun finali geçtiğimiz günlerde yapıldı. Bir sezonunda 90 civarında bölüm çekiliyor. Geçen sene 96, bu yıl 110. bölümde final yapıldı. Program ‘prime time’da bir numara. Gündüz kuşağında tekrarları var. Akşam dört saat canlı yayın yapılıyor. Kanunlara göre kanallar saat başına en çok 12 dakika reklam alabiliyor. Bu TV8 için bölüm başına 48 dakika (2.880 saniye) reklam anlamına geliyor. Saniye başına reklam fiyatı (tahmini) bin 600 lira. Günlük reklam hasılatı ise 4 milyon 600 bin lira. Hesaplamalara göre programın bir sezonluk maliyeti 16-18 milyon lira. Acun bunu 4-5 bölümde çıkarıyor. Pekiyi neyle? Tabii ki reytingle.
İnsanları ekran başında tutmak için bütün argümanları kullanıyor. Survivor’da ne var?

BİR: Bu ortada kazananın kaybedenin olduğu, takım ruhundan ziyade bireyselleşmenin ön plana çıktığı ve bütün prensiplerin ezip geçme üzerine kurulduğu acımasız bir yarışma var.
İKİ: İşin içinde ünlüler, doğal olarak magazin var. İnsanların ilgisini çekiyor.
ÜÇ: Taşralı olduğunu söyleyen Turabi ile Moda’da büyümüş Barış Manço’nun oğlu Doğukan, Kamerunlu Pascal Nouma ile Muşlu Nihat Doğan, İstanbullu Yılmaz Morgül ile Gineli Yattara yan yana. Yani müthiş bir kültür çatışması var.
DÖRT: Ortalama izleyiciyi sürekli ekranda tutacak kavga, tartışma, dedikodu, en adice savrulan küfürler var.
BEŞ: Yarışmacıların çoğu sporcu. Yani, ortada fiziksel bir savaş var.
ALTI: Görünürde doğaya karşı mücadele veriliyor. Ancak işin içinde kurgu var. (Nitekim Merve Büyüksaraç, programda bazı şeyleri ekibin ayarladığını, yarışmacılara yemek verildiğini itiraf etmişti.)
YEDİ: Yarışmacılar arasında aşk yok. Onun yerine çıplaklık unsuru ön planda. Ortada bir teşhircilik var.
SEKİZ: SMS’lerle oy verip oyuncuları eleyen izleyici de belirleyici unsur. Ortada aslında milyonlarca yarışmacı var.
DOKUZ: Kadın yarışmacılar güzel, erkekler yakışıklı. Plato sağlam. Tişörtüyle ekrana çıkan Acun Ilıcalı, sade, sahici ve halktan biri profili çiziyor. Yani ortada müthiş bir illüzyon var.
Pekiyi programın izleyiciye kattığı ne var?
Cevap: Hiçbir şey!

İzdivacın suyu ısındı
Geçtiğimiz hafta bu sütunlarda gündeme getirdiğimiz izdivaç programlarındaki rezaletler, bir hayli tartışma konusu oldu. Ertesi gün bir damat adayının gazetemize anlattığı ‘çoğu paralı oyuncu’ şeklindeki itirafları gündemi sarstı.
Başörtüsünün bile fütursuzca kullanıldığı bu programların suyu ısınmış. Mevzu Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un geçen hafta televizyon yöneticilerine verdiği iftarda ana gündem maddesiymiş. Kurtulmuş, programlara çekidüzen verilmesi konusunda bir defa daha ricada bulunmuş. Hatta bu programların tamamıyla kaldırılması bile konuşulmuş. Eğer, kanallar bu rezalete son vermezse kapatma için RTÜK devreye girecekmiş. Bunun için RTÜK yasasının değişmesi gerekiyor. Hükümet bu konuda düğmeye basmış. RTÜK’ün kestiği para cezaları caydırıcı değil. Bu yüzden televizyonlar bildiğini okuyor. Çünkü işin içinde ciddi paralar dönüyor.
Evlendirme programları sadece geçen yıl 11 bin şikâyet almıştı. Bu konuda neler yapıldığını, kanallara ne tür cezalar verildiğini sormak için RTÜK Başkanı İlhan Yerlikaya’yı aradık. Bir haftadır da kendisinden haber bekliyoruz.

Koca köprüyü görmediler
Dünyanın dördüncü büyük asma köprüsü Osmangazi açıldı.
Cumhuriyet, Sözcü, Birgün, Taraf, Evrensel, Aydınlık, Vahdet, Yeni Asya kapak sayfasından tek satır görmedi. Posta, Yeni Çağ, Ortadoğu kibrit kutusu kadar verdi.
İdeoloji bu kadar mı kör eder insanı? Bu, haber olmayacak da ne olacak?

Cebimizdeki TRT payı
Türkiye 32 yıldır TRT’ye elektrik faturalarından pay ödüyor. Bu pay yüzde 3.5 civarındaydı. 2003 yılında yüzde 2’ye düşürüldü. Kuruma elektrikten yılda 1 milyar liraya yakın para gidiyor. Bu da yetmezmiş gibi geçen hafta cep telefonlarına yüzde 7, tablet bilgisayarlara yüzde 3 oranında TRT vergisi getirildi. TRT, son 15 yılda kabuğunu kırdı. TRT Haber’den, TRT Arapça’ya, TRT Belgesel’den, TRT World’e kadar çok sayıda kanalı yayın hayatına kazandırdı. TRT Kürdî ile tabuları yıktı. İddialı dizilere imza attı. Başarı tamam da. Faturayı vatandaşın ‘ceb’inden çıkarmak doğru değil?