BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Türk mutfağı gücünü dünya ile paylaşmalı

“Komşu, etli sarma yaptım kokusu gelmiştir sana da getirdim” günlerinden, komşunun tanınmadığı günlere geldik...

Geleneksel lezzetlerin sadece yemek, karın doyurmak olmadığını bilenler şunu iyi bilirler: Lezzete aşina olmanın ne anlama geldiğini anlayabilmek için geleneksel lezzetleri farklı yapan incelikleri bilmek lazım. İncelikler deyimi bu anlamda karşılığını genel olarak kültür kavramında buluyor.
Yemeğin hazırlanışından size sunulana kadarki evresi ve o yemeği yediğiniz yer. Bütün bu süreç işte bu düşünceyi doğrulayan bir bütünlük sunuyor. Hayat biçimlerimiz, alışkanlıklarımız ve her yok olanın bir daha geri gelmeyeceğinin farkına varışımız. Ne yazık ki binlerce yıllık kültürün ürünü hanlar, hamamlar, evler ve o mekânlardaki geleneksel lezzetlerin kendi dönemlerinin hayatına getirdiği canlılığı, hareketi ve bereketi yeterince anlayamıyoruz... Aslında anlayamadığımız, kaybettiklerimiz hanlar, hamamlar, evler ve o evlerdeki geleneksel lezzetler ve zenginlikleri ile koskoca bir kültürdür. Ve böyle zamanlarda en kolay iş, suçu bir başkasına atmaktır.
Koşuşturmaktan yorulmuş, günü kurtarma çabasındaki sıkılmış ve daralmış insanların ağır işiten kulaklarına fısıldanan sessiz ama derin bir çağrı. Bilirsiniz; unutmak ve duyarsız kalmak kaybetmektir. Hâlbuki hatırlamanın ve hatırlatmanın onurunu hep birlikte yaşayabiliriz.
“Komşu, etli sarma yaptım kokusu gelmiştir sana da getirdim” günlerinden komşunun tanınmadığı günlere geldik ve bunu gelişme olarak adlandırıyoruz. Evet ben de farkındayım sakız gibi sofra bezleriyle şirinleşen, kandil ya da gaz lambasıyla aydınlanan sofralarda, sıcak yaz günlerinin ya da soğuk kış günlerinin ortak sesi ezanın beklendiği o mistik zamanlardan bugünlere çok
uzun zamanlar geçti. Sofralarda bekleyenlerin oturdukları evler, o evlerde oturanlar, hatta o evlerin cadde ve sokakları değişti. Odun ateşinde taş fırın pidelerinin yerini doğalgaz fırınlarındaki pideler aldı, fırınların önündeki tatlı ve sabırsız telaştan artık eser yok. Ve artık hayat lezzetsiz gelmeye başlar, daraltır, sıkıştırır. Kimimiz şikâyet eder, kimimiz kaçar, kimimiz bilemez ne yapacağını ve bir suçlu ararız. En ufak şeylere kızarız, şanssızlığımıza isyan ederiz. Asıl boşluğun kendini kaybetmek olduğunu kabullenemeyiz nedense. Adını farklı şeyler koyarak anlamsız şeylerle doldurduğumuz hayatı kabullenemeyiz bir süre sonra ve suçlu ya da suçlular ararız. Günlük hayatın temposu alır bizden bizi, unuturuz türküleri, yabancılaşırız yemeklerimize. Sanki başkaları planlamış gibi sitem bile ederiz kendi hayatımıza. Hâlbuki kabul etsek de, etmesek de seçtiğimiz hayatı yaşarız. Fakat hatalarımızı kabullenemeyiz bir türlü. Çünkü öyle yetiştirildik. Biz hata yapmayız, hep başkaları yapar.
Kaç defa bir sofranın etrafında bir dost meclisi yaşadık acaba hatırlayan var mı? Peki annelerimizin, nenelerimizin yemeklerini öğrendik mi, öğretebildik mi? Yemek yiyebilecek kadar sağlıklı olduğumuza ya da soframıza koyabildiklerimiz için kazandıklarımıza şükretmek gerektiğini biliyor muyuz? Ya da çocuklarımıza şükrü öğretebildik mi? Bazılarımız için cevap aranmayacak kadar anlamsız gelebilir bu serzenişler fakat bu küçük şeylerin değerini anlamak için kaybetmeye gerek var mı? Hepimiz suçluyuz, sadece yaptıklarımızdan değil yapamadıklarımızdan da suçluyuz. Artık suçlamaktan vazgeçme, elini taşın altına koyma zamanı. Türk mutfağı kendi varlığı ve gücünü yeniden gözden geçirerek, ortak değerlerinin yaşatılması-zenginleştirilmesi çabalarını önce ülkemizde, daha sonra bütün dünya ile paylaşmalıdır. İsteğimiz, bu kadim
coğrafyanın üzerinde yeşerttiği lezzetleriyle birlikte “Görünür bir büyüklüğe ulaşmasıdır”...  Aslında herkesin varlığını ve gücünü, kendine ait olanları hissederek, yozlaştırmadan bulma çabasıdır.
Kısacası, herkesin değerlerinden kopmadan, başkalarının hayatlarını gölgelemeden, yarınlara umutla bakabilme çabasıdır. Geleceğin sağlıklı gündeminde ana kaynağı kurutmamalıyız. Dünyanın farklı yerlerinden esen rüzgârların etkisiyle bizlere her gün fetva verenlere, yönlendirmeye çalışanlara en iyi cevap olabilecek içerik ve hedeflerle gayret gösteren mutfak şeflerini yürekten selamlıyorum. Günümüzün yaygın popüler kültürün temsilcileri, bu çabaları “MÜSTEHZİ BİR EDAYLA” karşılıyor olabilirler. Fakat gene biliyorum ki, geleceğin kalıcı değerlerini, kendilerine ve samimiyetlerine inananlar gerçekleştireceklerdir. Dilerim, bilgi, görgü ve geleneksele dayanan yeni bir vizyon, Türk mutfağının geleceğini sağlam temellere dayalı kılar.

Selam olsun lezzete ve emeğe
Kim ya da nerede olursak olalım ortak noktamız beslenmek mecburiyetinde oluşumuz. Ancak yemek, bazılarımız için mecburiyet olmanın ötesinde bir tutku. İşte Seyfettin Atalık da bereketli toprakların geleceği için Anadolu halk mutfaklarına ‘tutku ile’ sahip çıkan şeflerden.
Seyfettin Atalık, Bolu Mengen doğumlu ve mesleğe 1996 yılında başlamış. Yıllarca, Türkiye’nin pek çok restoranlarında ve otellerde çalışmış. İşini icra ettiği işletmelerde hep farklı sistemler ve yenilikler görmüş. Yurt içi ve yurt dışı özel organizasyonlarda görev almış. Anadolu halk mutfaklarına ait yemeklerin doğru ve aslına uygun sunulması için her fırsatta Anadolu’da araştırmalar yapmış ve yapmaya devam ediyor. Yirmi yıllık tecrübe sonrası inandıklarını “Kanaatim hep kendi mutfağımızın, kendi kültürümüzün, kendi yemeklerimizin ne kadar zengin olduğudur. Ben de bir şef olarak Türk ve Anadolu mutfağının orijinal lezzetlerini ve tariflerini bozmadan yaşatmamız gerektiğinin bilincini ve sorumluluğunu taşımaktayım. Lezzetin ve sağlıklı beslenmenin adresi Türk ve Anadolu mutfağıdır” diyerek özetliyor.
Şimdilerde ise binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış insanların gelenekleri, görenekleri ve bu zengin coğrafyada en doğal şartlarda yetişen ürünler, kaliteli ve lezzetli yemekler için ellerinde lezzetlenerek Marlinda Lokanta & Cafe’de Ankaralıların beğenisine sunuluyor. Mutfakta kullandığı ürünler, mevsiminde ve yetiştiği bölgelerden temin ediliyor. Yerli ürün ve yerinde ürün kullanarak üreticilerini de desteklemiş oluyorlar.
Sağlıklı, lezzetli ve bize ait olan Anadolu mutfağının değerine inanan ve bu mutfağı yaşatma çabasında olan, insanların varlığına inanıyoruz. Lazım olan; biraz daha duyarlılık, biraz daha ilgi.

SAYFANIN BÜYÜK HALİ İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614283 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/adnan-sahin/614283.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT