BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İslam’a karşı Batı değerlerini tercih edenlere ithaf olunur! İslam’da Eşitlik ve İnsan Hakları

Dr. C. Ahmet Akışık
Facebook
Dr. C. Ahmet Akışık   c.ahmetakisik@gmail.com
 
İnsan, varlıklar içinde en güzel biçimde yaratılmış, bitki ve hayvanlardan farklı olarak, akıl, irade ve muhakeme gücüyle donatılmış bir varlıktır. Bu özellikleri ona bahşeden, her şeyin yaratıcısı, yüce Allah’tır. Onu var eden Allah, peygamberleri vasıtasıyla ona bazı sorumluluk ve haklar yüklemiştir. Bu hakların bir kısmı şânı yüce “Allah” ile ilgili, diğeri de insanların birbiriyle ilişkilerinin bir sonucu olan “sosyal hayat”la ilgilidir. Bugünkü literatürde bu haklar, “İnsan Hakları”, İslamî literatürde de “kul hakları” kavramıyla ifade edilir.
 
İslam dininde Eşitlik ve İnsan Hakları konusu, şu genel başlıklar altında ele alınabilir:
 
Kavram olarak eşitlik
 
Eşitlik, bir hak ve hürriyet/özgürlük olmakla birlikte, bir değer ifade eden ve bireylere mutlaka sağlanması gereken bir imkân ve davranış biçimidir.
Genel anlamda eşitlik, insanlar arasında dil, renk, ırk, cinsiyet, düşünce ve inanç bakımından ayırım yapmamaktır. Kanun önünde de herkes, insandır ve prensip olarak eşit işleme tâbi­dir.
Hâkim önünde eşitlikten maksat, insanların mahkemede ve hâkim önünde eşit işlem görmesi, diğer bir ifadeyle aynı hükümlerle yar­gılanması demektir. Aynı olayda bir kimseye bir hüküm, diğe­rine başka bir hüküm uygulanması, eşitsizlik olur.
Kamu hizmetlerine girmede eşitlik, hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilmemesi anlamındadır.
Fırsat eşitliği, hiçbir kimseye, aileye, zümreye ve sınıfa ayrıcalık tanımadan ve öncelik hakkı vermeden toplumda, dev­letin sunduğu imkânlara, halkın eşit olarak kavuşabilmesi de­mektir.
Sorumlulukta eşitlik, hak karşılığında, çoğu kere bir vecibe ve mükellefiyet söz konusu olur. Bir kimsenin hakkı varsa, onun karşılığında sorumlulukları, vecibeleri ve yükümlülükleri vardır. Yetkili olan kişinin, yetkisi oranında sorumluluğunun olması gerekir.
Eşitlikte sınırlılık, kanunlarda insanları eşit kabul etme prensibi, onların hu­kuk dışında bazı statü ve davranışlarında farklı olmalarına veya kabul edilmelerine engel değildir.
Bugün Biyoloji, Fizyoloji, Kriminoloji, Psikoloji gibi bilim dalları, insanların eşit olmadıklarını ve farklı özelliklerde bulunduklarını ortaya koymaktadır. Dünyada milyarlarca insanın bir cm2ye sığan parmak izleri birbirinden farklıdır. Bu çarpıcı örnek üzerinde biraz düşünen bir insan, eğer Müslüman değilse, yüce Allah’ın bu büyüklüğü, kudreti ve yaratıcılığı karşısında, hemen teslim olur ve Müslüman olur. İnsanların beden, cinsiyet, zekâ, yetenek, çalışkanlık, ser­vet ve işlerinde farklı derecelerde bulundukları bir gerçektir. Fakültelerde Bireysel Farklılıklar isminde dersler ve bilim  adamlarının bu konuda kitapları vardır. Dolayısıyla insanlar, bu yönde eşit değildirler. İnsanlar eşittir demek, ideolojik bir söylemdir. İslam coğrafyasında bu slogan, Tanzimat döneminde tamamen İslam’a karşı kullanılmaya başlamıştır. Şu anda bununla yine Müslümanların dinî inançları hedef alınmaktadır.
 
 
İslam’da eşitlik
  •  Genel eşitlik
Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden ya­rattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi büyük topluluklara ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah katında en değerli ola­nınız, ondan en çok korkanınızdır. (Hucûrat,13)
Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz  (Hazret-i) Âdem  (Peygamber)’in çocuklarısınız. (Hazret-i) Âdem ise, topraktandır. Allah katında en kıymetliniz, takvası en çok olanınızdır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak takva iledir. (Ahmed, Müsned, 22391)
  •  Mahkeme önünde eşitlik
Hukuk dilinde mahkeme önünde eşitlik, adalet ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır:
Allah size ...insanlar arasında hükmettiğiniz zaman ada­letle hükmetmenizi emreder. (Nisâ’,58 )
Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Hakkında şahitlik ettiğiniz) zengin olsun, fakir olsun, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hisleri­nize uyup adaletten sapmayın. (Nisâ’,135)
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin (düşmanlık), sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun, o, takvaya daha yakındır. (Mâide,8)
İnsanlar (mahkemede hâkim önünde), tarağın dişleri gibi eşittirler. (Ahmed, Müsned, V, 411)
  •  Kamu hizmetlerine girmede eşitlik:
Allah size, mutlaka emanetleri (görev ve sorumluluk­ları; bilgi, beceri, yetenek ve dürüstlük bakımından) ehli olan­lara vermenizi ...emreder. (Nisâ,58)
İş, ehil olmayana verildi mi, kıyameti bekleyin! (Buhârî, İlim 2; Rikâk 35)
  •  Sorumlulukta Eşitlik
İslâm dininde, kişilere; yaş, cinsiyet, mal, sağ­lık / hastalık, zaruret (zorluk, sıkıntı), yolculuk ve din duru­muna göre, görev ve sorumluluklar yüklenmiştir. Aynı grupta yer alanların ödev ve yükümlülükleri aynıdır. Bu ko­nuda bir farklılık ya da ayırım, söz konusu değildir. Namaz, oruç, hac ve zekât mükellefiyeti, bu çerçevede düşünülebilir.
(Ey mü’minler), namazı kılın, zekâtı verin, rükû eden­lerle beraber rükû edin. (Bakara,43)
Ey iman edenler! Oruç sizden önceki üm­metlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. (Bakara,43)
Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa, (oruç tutama­dığı günler sayısı kadar), diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalar gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir. (Bakara,184)
Oraya (Mekke’ye) yol bulabilenlere (dine göre zengin­lik, sağlık, yol güvenliği gibi şartları taşıyanlara), Allah için Kâ’be’yi haccetmeleri gereklidir (farzdır). (Âl-i İmran,97)
 
 
Emperyalistler, sığınmacı botlarını deliyor.
  •  Eşitlikte Sınırlılık
İnsanlar arasında mutlak bir eşitlikten söz etmenin mümkün olmadığı bir gerçektir. Kişilerdeki bu farklılık, dinî hayatta, ilim, amel, ihlâs/ahlâk, dinî inanç ve hür olma itibariyle kendini gösterebilir:
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?  (Elbette ol­maz.) (Zümer,9)
Yoksa kötülük işleyenler, ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, iman edip iyi amel işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar! (Câsiye,21)
Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Nahl,71)
(İnsanların) birbirlerine iş gördürmeleri için, kimini kimine derecelerle üstün kıldık. (Zuhruf,32)
 
Kavram olarak hak
 
Toplum hayatında, insanların karşılıklı hakları ve borç­ları vardır. Bu haklar ve borçlar, ancak insanlar arasındaki sos­yal ilişkiler veya hukukî işlemlerle ortaya çıkar. Eğitim hakkı, ça­lışma hakkı, mülkiyet hakkı, seyahat hakkı gibi. Hak sahibi olanın, bu hak karşılığında bazı sorumluluk ve yükümlülükle­rinin de olması tabiîdir.
 
İslam’da hak/hukuk
 
İslâm dininde haklar, hukukullah (Allah hakkı) ve hu­kuk-ı ibâd (kul hakkı) olmak üzere ikiye ayrılır.
Yüce Allah’ın kulları üzerinde hakları vardır. Bunlar başta iman ve çeşitli ibadetler olmak üzere, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına uymaktan ibarettir. Bunların büyük bir kısmı âhireti ilgilendiren, Allah’a karşı hesap verilen ve onun affetmesiyle sona eren haklardır. Bu haklardan yerine getirilmemiş olanları, yüce Allah, lütfu ile veya kulun tevbesi sonucu dilerse affeder. (Nisa,110 ve 116; Tahrîm,8)
Beş çeşit kul hakkı vardır: Mal, beden, şahsiyet, namus ve dinle ilgili haklar.
Malla ilgili. Hırsızlık, gasp, aldatarak ve yalan söyle­yerek mal satmak, sahte para basmak, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitliğiyle ya da rüşvet vererek başkasına zarar vermek gibi.
Nefis/bedenle ilgili. Adam öldürmek veya yaralamak gibi.
Bu suçu işleyenin tevbe etmesi, sonra velisinin istekleri doğrultusunda hareket etmesi gerekir. Velisi isterse af eder. İsterse mal karşılığı barış yapar. İsterse, mahkemeye verip, hâkimden cezalandırılma­sını ister. Mahkemeye baş vurmadan kendisinin cezalandır­maya kalkması caiz değildir. İslâmiyet’te kan davası yoktur.
Irz/kişilikle ilgili.  Gıybet/dedikodu, iftira, hakaret, alay etmek, sövmek gibi. Tevbe etmek ve helâlleşmek gerekir. Bunlarda vârisle (mirasçı ile) helâlleşmek olmaz.
Mahrem/namusla ilgili. Başkasının hanımına, çocuk­larına cinsel tacizde bulunmak.
Bu çirkin günahı işleyen bir kimse, derhal tevbe ve istiğfar etmelidir. Fitne çıkma ihtimali yoksa, sahibi ile helâlleşmeli; varsa, ona dua etmeli ve onun için sadaka vermelidir. Haram işlediğinden dolayı, affa uğramazsa Ahirette elbette cezasını çekecektir.
Helâlleşirken bendeki haklarını helâl et, demeye dikkat etmelidir.
Dinle ilgili. Akrabasına ve emri altında olanlara din bilgisi vermeyi terk etmektir. Bunların ve bütün insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadet yapmalarına engel olmak.
Kul hakları, insanın sosyal ilişkilerinden doğar. Kul hakkının korunmasını talep etmek, idarî, kazaî ve siyasî başvuru kanalıyla olur. Kul hakkına hiç bir dinî otorite müdahale edemez.
Bu yönüyle kul hakkının Allah hakkından önce geldiği bildirilmiştir.
Boşadığı hanımına mehir parasını ödemek, kul hak­kına girer.
Kabul edeceği sanılan kimseye emr-i ma’ruf ve nehy-i münker yap­mak/iyiliği söyleyip kötülükten sakındırmak vaciptir. Eğer söylemezse mes’ul olur.
Akrabasına ve emri altında olanlara din bilgilerini öğ­retmek, kul borcudur.
“Allah hakkı” dışındaki haklardan bazı örnekler, şöyle sıralanabilir:
 
Ana baba hakkı
 
Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana-baba­nıza da iyilik etmenizi buyurmuştur. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, onlara karşı “öf!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger ve: “Rabbim! Onlar beni küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et!” diyerek dua et. (İsrâ’,23-24)
 
Hoca hakkı
 
Fıkıh ve ahlâk ilminde hoca/muallim/öğretmen hakkı, ana-baba hakkından daha üstün görülmektedir. Çünkü, ana-baba evlâdını büyütür, bakar. Kötülükten, haramlardan korur. İbadete alıştırır. Muallim ve İslam âlimi ise, çocuklara hem dünya, hem de âhiret hayatını kazandırır; din ve diyane­tini, doğru itikadı, farzları ve haramları öğretir.
Bir Müslüman, kendisine, din ve dünya bil­gile­rini, imanı, Allah’ı, Peygamber’i ve güzel ahlâkı öğ­rettiği için, hocasını herkesten, çok sever.
 
Komşu hakkı
 
Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa, misafirine ik­ram etsin. Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa, komşu­suna ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah’a ve ahirete inanıyorsa, hayır söylesin veya sükût etsin. (Buhârî, Edeb 31 ve 85)
 
Karı-koca hakkı
 
Hepiniz çobansınız/görevlisiniz ve eliniz altında­kiler­den sorumlusunuz. İmam/yönetici görevlidir ve emri altın­dakilerden sorumludur. Erkek ailesinde görevlidir ve ailesin­den sorumludur. Kadın, evinde görevlidir, o da eli altındaki­lerden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malından sorum­ludur ve eli altındakilerden sorumludur. (Buhârî, Ahkâm 1)
 
Çocuk hakkı
 
Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan se­bebidir ve büyük mükâfat, Allah’ın katındadır. (Enfâl,28)
Çocuk haklarından bazısı şöyle sıralanabilir:
1) Annesini, soyu belli ve temiz bir yerden seçmek, 2) Güzel isim koymak, 3) Kur’ân-ı Kerim öğretmek, 4) Helâl yiyeceklerle beslemek ve büyütmek, 5) Yedi yaşında namaza alıştırmak, 6) İlim ve sanat öğretmek. (Riyâdünnâsihîn,s.294-295)
 
Hayvan hakkı
 
Bir adam yolda yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzlu­ğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yalamakta olan bir kö­pek gördü. Adam kendi kendine: “Bu köpek de benim gibi susamış.” deyip tekrar ku­yuya indi, ayakkabısını su ile dol­durup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranı­şından razı oldu ve günahlarını af­fetti. (Buhârî, Şirb 9)
Hiçbir canlıyı (eğlence ve spor) atışlarınızda he­def/nişan yapmayın. (Müslim, Sayd 58)
İbn Ömer, canlı bir tavuğu nişan dikerek ona ok atan genç­ler grubunun yan‎ından geçti. Bu gençler, İbn Ömer’in gelmekte olduğunu görünce, dağıldılar. Bunun üzerine İbn Ömer:  Bu tavuğu kim hedef/nişangâh dikti? İyi bilin ki, Haz­ret-i Peygamber, canlı‎ bir hayvanı‎ atış‎‏ hedefi edinen­lere lânet etti, dedi. (Buhârî, Zebâih ve Sayd, 5090)
Batı’da özellikle İspanya’da boğa güreşleri adı altında hayvanlara han­çer saplayarak yapılan gösteriler, İslâm dinine göre haramdır, hayvan hakları ihlâline girmektedir.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615899 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/dr-c-ahmet-akisik/615899.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT