BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Badanalı basın

Fatih Selek
Facebook
 
Bir metnin haber olabilmesi için bazı özellikleri taşıması gerekir.
Haber; güncel, doğru, ilginç, objektif, anlaşılır olmalıdır.
Eskiden yaşanmış ancak yeni unsurları ortaya çıkmış bilgi de güncel sayılır. Mesela önemli bir arşiv belgesi, kapanan bir davayla ilgili yıllar sonra gelen itiraf bu çerçevede görülebilir.
Bir medya organı, geçmişte yaşanmış bir hadiseyi yeni gibi vermez, veremez.
Fakat sosyal medya öyle mi?
Twitter silahşorları eski yeni demeden bulduğunu 'linç tahtası'na yerleştiriyor, evirip çevirip delik deşik ediyor. İşin acı yanı geleneksel medya da 'sosyal rüzgâr'a kapılıp savruluyor.
İstiklal Marşı'nın ilk okunduğu yer olarak bilinen Kastamonu'daki ünlü Nasrullah Camii restorasyondan geçmişti.
Twitter'da birileri "514 yıllık camiye badana yaptılar" diye paylaşımda bulundu. Başkaları bunu kaynak gösterip 'haber' yaptı. Ertesi gün Hürriyet gazetesi işi manşetine taşıdı. Oysa restorasyon 2016 yılı sonunda gerçekleşmişti. Yeni bir gelişme de yoktu. İnanılır gibi değil.
Sosyal medya, diliyle, tarzıyla ve rezillikleriyle konvansiyonel medyaya badana yapıyor, haberiniz yok!
 
 
Naci Görür, medya görmez!
 
Prof. Dr. Naci Görür, Türkiye'nin önemli ve ünlü deprem uzmanlarından biri.
Muhtemel bir sallantıda televizyonların ilk başvurduğu kaynak.
Naci Hoca, medya ile ilgili önemli bir karar aldığını duyurdu.
Dedi ki; "Bir yerde deprem olur olmaz, telefonum kilitleniyor ve televizyonlar benden görüş almak istiyorlar. Onlara 'Deprem daha birkaç dakika önce oldu. Üzerinde çalışmadan nasıl konuşabilirim' dediğimde 'Olsun hocam siz bir şeyler söylersiniz' diyorlar. 1-2 saat sonra konuşalım deyince de gündemden düşer deyip kabul etmiyorlar. Üzülerek görüyorum ki televizyonlar bizi bir araç gibi kullanıyor. Bunun üzerine ben de artık hemen deprem sonrası ayaküstü konuşmama kararı aldım. Umarım medyadaki arkadaşlarım beni anlayışla karşılar."
Televizyoncuların zamanla yarıştığı, herkesten önce duyurma çabasının mesleki bir refleksi olduğu bir gerçek. Gazetecileri anlamak lazım.
Ancak öte yandan ciddiyeti reytinge kurban edenlere de fırsat vermemek gerekiyor. Yoksa ekranlar akademik şaklabanlıklardan geçilmeyecek.
 
 
Bu kadar budala olamazsınız!
 
Odatv isimli fitne fücur sitenin Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, bir astsubaydan devletin gizli bilgilerini alıp yayınladığı gerekçesiyle tutuklanmıştı.
Halk TV sunucularından Fatih Ertürk, bu astsubayla ilgili çarpıcı bir ifşaatta bulundu.
Meğer 'casusluktan' tutuklanan Astsubay E.B. iki yıl önce ilk olarak Halk TV Ankara Bürosu’nun kapısını çalmış. Kanaldakilere "Ben istihbaratçıyım" demiş.
Ertürk'ün "Evsiz bir adam gibi hırpani bir kılığı vardı. Ceketi paramparçaydı. Çok konuşuyor, rakamlar veriyor, her konuda bir fikir üretiyordu" diye tarif ettiği astsubay, tam bir buçuk ay boyunca Halk TV ofisine düzenli olarak çat kapı girip çıkmış.
Şimdi Ertürk ve Odatv'ciler "Bu adamı buraya gönderdiler, arkadaşlarımıza tuzak kurdular, astsubay tutuklanınca eşi önce Halk Tv'ye geldi. Bizi de işin içine çekmek istediler" diye feryat ederek, arkadaşlarını kurtarmaya çalışıyor.
Adama sorarlar:
Hangi aklı başında kanal yöneticisi ya da gazeteci kendisini istihbaratçı olarak tanıtan bir insana kapıyı açar ve söylediklerini yazar? Hadi bir defa görüştün, iki defa görüştün, düzenli olarak kanala gelip haber merkezine oturmasına kim müsaade eder?
Âlemi budala kendilerini cevval gazeteci diye gösterenler böyle bir numarayı yer mi? Yemez! Yani çamura yatmayın. Bu kadar budala olamazsınız.
 
 
Dışsal güçler!
 
Anadolu Ajansı hafta içi Sakarya mahreçli bir haber servis etti.
Haber şöyle:
"Üniversite sınavına gireceklere 'kaygıyı dışsallaştırma' tavsiyesi. YKS'ye girecek yaklaşık 2,5 milyona yakın öğrencinin sevinç, üzüntü, öfke gibi duygu durumu olan kaygıyı çeşitli yöntemlerle dışsallaştırmasının önemine dikkati çeken uzmanlar, ebeveynlere de çocuklarına her durumda değerli olduklarını hissettirmeleri ve sınav öncesi kaygıyı tetikleyici davranışlardan kaçınmaları önerisinde bulunuyor."
Sosyalleşmeyiiçselleştirmeyibütünleşmeyi duyduk da "dışsallaştırma" ne ki diye merak ettim.
Türk Dil Kurumu "Dışsallaşma"yı "Dışsallaşmak işi" diye tarif ediyor.
Peki "Dışsallaşmak" ne demek?
Onun cevabı da şu: "Dışla ilgili, dışa ilişkin olmak."
"Dışsal" ne demek? Onun cevabı da "Dışla ilgili, dışa ilişkin"...
İçim dışıma geldi de 'dışsallaşma'dan maksadın ne olduğunu bulamadım.
Ama Türk Dil Kurumu'nun bile tarifini yapamadığı uyduruk bir kelime haber metninin öznesi olmuş.
Bu dil, AA'ya yakışmıyor. Asırlık kurum, Türkçe'mizin bayraktarlığını yapmalı, uydurukçayı yaymamalı.
 
 
Osmanlı üvey mi?
 
Adalet Bakanlığına bir sorum var.
Türk Ceza Kanunu'nda;
- "Cumhurbaşkanına hakaret suçu" var.
- "Devletin egemenlik alametlerini aşağılama suçu" var.
- "Türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçu" var.
- "Yabancı devlet bayrağına karşı hakaret suçu" bile var.
- 5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu var.
Ama Osmanlıya sövmenin, aşağılamanın, manevi şahsiyetlerine hakaretin niye cezası yok?
Çukurdaki 'Yanardağ'ların küfrüne niye göz yumuluyor?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614201 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/614201.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT