BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ne mutlu bu millete

Fatih Selek
Facebook
 
Merhum Mehmet Şevket Eygi'nin çıkardığı "Büyük Gazete"nin 3 Kasım 1976 tarihli sayısını karıştırırken karşıma nefis bir Ayasofya yazısı çıkmıştı.
Nizameddin Nazif Tepedelenlioğlu'na ait yazıda Ayasofya'nın bu milletin evlatları için ne manaya geldiği farklı bir 'cephe'den anlatılıyordu.
“Eğer Ayasofya'nın açılışını görürsek yazarım” diye not almıştım.
Kısaltarak aynen naklediyorum:
"Sözü uzatmadan söyleyeyim... 'Hey Gaziler'i gümbürdeten davullarla o yanık zurnaların ardından gelip bazısına (İnna fetahna leke fethan mubina) bazısına (Nasrun min Allah ve fethun karip) sırmalanmış o altın saçaklı al sancakların gölgesinde ateş hatlarına sürülen nice milyonlarca genç, hep Ayasofya'ya çan taktırmamak için canlarını feda etmişlerdir...
Her Türk süngüsü hücumunun 'Allah Allah' gülbankında daima 'Ayasofya'ya çan takılamaz!' kasemi, andı uğuldamıştır.
Prut kenarında da böyleydi, Salankamen'de de böyle...
93'te (1877 Rus Harbi) de böyleydi, 313'te (1897 Yunan Harbi) de böyle...
Balkan Harbinde dizlerimize kadar kana batırılarak paramparça edildiğimiz günlerde ve Birinci Dünya Harbi’nde gözlerimizi kan bürüdüğü o hengâmede meydana koyduğumuz eşsiz destanlarda beyinlerimiz ve kulaklarımız hep 'Ayasofya'ya çan takılamaz' gulgulesi ile uğuldamıştır. Düşmanlar da bütün kötü kararlarını daima şu şiâr ile hülasa etmişlerdir: 'Ayasofya'ya çan takacağız!'
Çanakkale'de yarım milyon en seçme evlâdımız, dünyanın en azametli donanmasına ve en kudretli düşmanlara karşı savaşıp şehit olurken 'Ayasofya'ya çan takılamaz!' sözünün sembolleştirdiği idealden başka bir davaları var mıydı?
1919 Mayıs’ındaki İstanbul mitinglerinde Atmeydanı’nı (Sultanahmet) dolduran iki yüz bin kişi başka ne düşünüyordu?
Anadolu'ya fevc fevc akıp giden yüksek tahsil gençlerinde, yedek ve muvazzaf subaylarında yeni bir savaş kararının başka bir motoru mu vardı?
Sakarya Zaferinde Yunan'ın şarapnelinden ve süngüsünden ziyade tetanos şırıngası bulamadığı için ufak bir yara alınca revirde kaskatı kesilip ölmek suretiyle şehid olan arslan gençlere ve Dumlupınar ordularına kim çıkıp günün birinde 'İstiklâle kavuşunca Ayasofya müze olacak' diyebilirdi. Demeye cesaret edebilirdi?
Ayasofya'nın müze oluşu Hristiyanlığa devredilişi demek değildir... Ama mutlaka İslâm dünyasından çıkarılışı manasına alınabilir.
Bu hatanın tashihi idrak erbabı için ihmal edilemez bir vazifedir…"
            ***
Ayasofya Fatih'in mirası, İslâm'ın davası, ceddin ve neslin kırmızı çizgisidir.
Uğruna nice kanlar döküldü.
Kaç nesil, açılışını göremeden gitti.
Nizameddin Nazif gibi kaç kalem erbabı hasretini satırlara döktü de 'o gün'e erişemedi.
Müze yapılması bu milleti ziyadesiyle muazzep ediyordu.
Tarihî bir hatadan dönüldü.
Ne mutlu bu millete...
Ne mutlu bu kararı veren siyasi iradeye...
Ne mutlu yanlışı düzelten o hâkimlere...
 
Geriye ne kaldı?
 
Yirmi yılda 'mümkün değil, imkânı yok, olmaz' denilen çok şeyler oldu. Bütün mayınlı arazilere girildi.  Gereksiz yere milleti meşgul eden meseleler halloldu. Asırlık hatalar düzeltildi.
Hepsi gözümüzün önünde oldu.
-Başörtülüler, başını açmadan üniversiteye ve liseye giremiyordu. Bırakın başörtülü polis, subay, pilot, savcı, doktor olmayı milletvekili seçilen Meclis'e adım atamıyordu. Hakkı savunmak istese mahkemede müdafi olamıyordu. Barolara giriş yasağı vardı. Kalktı.
-Üniversiteye girişte katsayı zulmü vardı, kalktı.
-Üniversitelerde harçlar vardı, kalktı.
-Asker siyasetin göbeğine oturmuş, milletin seçtiğine parmak sallıyordu, kalktı.
-Taksim 1 Mayıs kutlamalarına açılsın, 1 Mayıs tatil ilan edilsin diyorlardı, yapıldı.
-Nazım Hikmet'e vatandaşlık talep ediyorlardı, verildi.
-Dersim'den devlet özür dilesin deniliyordu, dilendi. Ermenilere zeytin dalı uzatılsın isteniyordu uzatıldı.
-Kürtçe eğitim talep ediliyordu, enstitüler kurdurdu, PKK'yı bitirmek için asrın fırsatı sunuldu, terör neredeyse gündemden çıkarıldı.
-Taksim'e cami yapılması arzulanıyordu, yakında açılacak.
-Bir tek Ayasofya kalmıştı. Çok şükür o da bir kararname ile açıldı. Zincirler kırıldı, prangalar parçalandı, Fatih Sultan Mehmed'in bedduası üzerimizden kalktı.
Onun için hiç "İktidar ekonomideki sıkıntıyı millî ve dinî hassasiyetleri ön plana çıkararak perdelemeye çalışıyor" diye gak-guk etmeyin, bahane üretmeyin, çarpıtmayın...
Devrin gündelik meseleleri başka, bu başka bir şey…
 
Sultanahmet “Fetih”e muhtaç!
 
Ayasofya'nın yeniden Müslümanların hizmetine sunulması yediden yetmişe herkesi sevindirdi.
Lakin Ayasofya'yı da içine alan Sultanahmet semti son yirmi yılda inanılmaz dönüşüm geçirdi. Hem de maalesef AK Parti eliyle.
Ecdat yadigârı camilerin ve türbelerin yanları içkili mekân dolu. Semt bugün otel ve motellerle işgal edilmiş durumda.
Tarihî camilerin özellikle kış günlerinde bir saf cemaati olmuyor. Niye? Çünkü bölgede insan kalmadı.
Yani Ayasofya'yı açmak yetmez! Korumak ve ruhu yaşatmak da önemli.
Tarihî Yarımada ayağa kaldırılmalı, yaşayan bir şehir olmalı.
 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614404 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fatih-selek/614404.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT