BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Fil terbiyecisi, Nasr suresi ve Gülen-2-

Fuat Uğur
Facebook
Önceki gün yazıyı "Gülen sonunda istemeyerek de olsa 'okey' dedi ve 7 Şubat MİT darbesinin düğmesine basıldı" diye bitirmiştik. Oradan devam edelim. İlk kısmı merak edenler bu linkten okuyabilir:
 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/588443.aspx
 MİT darbesinin sonuçları biliniyor, tekrara gerek yok. Amerikalılar kadro yetersizliği konusunda Gülen'e hak vererek "görevimiz tehlike" ekibinin kadrolarında ufak bir değişiklik yaptı ve bir yıl sonra Gezi olaylarını başlattı. Cemaat de o zamana kadar iktidarı ve Erdoğan'ı yumuşatmak, biraz da zaman kazanmak için "Vallahi biz yapmadık, o savcı bizden değil, İsrail ajanı" algısı oluşturmaya çalıştı. Hüseyin Gülerce'yi bile buna inandırdılar. Gülerce cemaate verdiği konferanslarda Erdoğan'ı övüyor ve "Bu bizim işimiz değil, üzerimize yıkılarak aramızı bozmak istediler, o savcılar Mossad ajanı" diyordu. Gülerce aldatıldığını sonraları itiraf edecekti.
Sadece bununla da kalınmadı Cemaat'in içinden çıkmış bir isim; Fehmi Koru devreye girip Gülen'den Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, Erdoğan'a da selam gönderen bir "uzlaşma" mektubu getirmişti.
Erdoğan bu uzlaşma çabalarına inanmış göründü.
Ancak 30 Mayıs 2013'de Soros'un çocuklarının başlattığı Gezi vandalizmi sırasında aktörler değişmiş gibi görünse de geri planda cemaat boş durmuyordu. Gezi eylemcilerini kızıştırmak ve alevlendirmek için emniyet içindeki elemanlarıyla aşırı şiddet kullanmış, çadırları yaktırmış, insanların suratlarına suratlarına biber gazı sıkmış, zaten vandalizme teşne olan göstericilerin katkısıyla olayları çığırından çıkarmayı başarmıştı.
Oyun iyi kurgulanmıştı ama yine de tutmadı. Erdoğan bu oyunu bozdu. Üstelik arka plandaki Cemaat'in amacını daha net biçimde anladı.
Gelelim yanıtı beklenen sorulara:
Evet, Gülen 2015 yılına hazırlanıyordu.
Burada ünlü İslam Âlimi Muhyiddin İbn Arabî için bir parantez açmamız gerek. Arabi'nin çeşitli kitaplarında yazdığı bazı öngörüleri Gülen için çok önemliydi.
İbn Arabî'nin henüz yaşadığı yıllarda kaleme aldığı eserlerinde Osmanlı devletinin 1915 yılında çökeceğine ve yerine Anadolu topraklarında bir devletin kurulacağını, 2015 yılında da yıkılacağına işaret etmesiydi onu cezbeden.
Arabî, manevi işgaldeki bu devleti büyük bir zatın gelip İslam dünyasıyla birlikte manevi işgalden kurtaracağını söylüyordu. Fethullah Gülen nedense bu "zat"ın kendi olduğuna inanmıştı. O kadarla kalmıyor, Kur'an-ı kerimdeki Nasr suresinde de kendisine işaret edildiğini vehmediyordu.
Nasr Suresini okuyalım:
Bismillahirrahmânirrahîm. 
1- İzâ câe nasrullahi velfeth 
2- Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ 
3- Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh, İnnehû kâne tevvâbâ
Meali:
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. 
1- Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, 
2- insanları bölük, bölük Allah'ın dinine girerlerken gördüğünde. 
3- Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!
Gülen, konuşmalarının içinde yerli yersiz Nasr suresini okuyor ve altını boş bırakıyordu. Çünkü surenin birinci cümlesindeki fet-h kelimesindeki h'nın Allah anlamına geldiğini hatırlatarak buradan Fethullah lafzını buluyor, dolayısıyla da kendisinin müjdelendiğini vehmediyordu.
Nasr suresi ile Arabi'nin hikmetlerini birleştirerek kendine "Dünyayı kurtaran adam" gözüyle bakan ve bir hakimiyet rotası çizen Gülen için 2015 yılı bu yüzden çok önemliydi. Arabî 100 yıl demişti çünkü.
Ancak gelgelelim Amerikalı ekibin Gülen'in sayıklamalarına ve 2015'i beklemeye tahammülleri yoktu. Gülen'e "Bir an önce harekete geç yoksa" diye aba altından sopa gösteriyorlardı.
Oysa Gülen'in hayalleri gerçekleşseydi 2015 yılında halifeliğini ilan edecekti.
Hükümet de tam bu sırada dersaneler meselesini gündeme getirince Gülen daha fazla direnemedi ve savaşın düğmesine bastı. O günlerde aylarca süren kampanyalarla ortalığı ayağa kaldıran Cemaat basınından kimi isimler "Ocak 2014'de çok şey olacak" diye konuşuyorlardı. Zaten Cemaat içinde "Erdoğan'ı bitireceğiz" lafları çoktan tedavüle sokulmuştu bile.
17-25 Aralık darbesi, Paralel Yapı'ya karşı başlatılan büyük çaplı mücadele ve derken 30 Mart yerel seçimlerine doğru adım adım gidiliyordu. Cemaat o kadar emindi ki kendinden, artık sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı. Yalnızca Cemaat'in yazarları ve önde gelen isimleri değil, onların ilişkide bulunduğu Umut Oran gibi siyasetçiler dâhil pek çok isim Erdoğan'ın 30 Mart yerel seçimlerinden sonra Türkiye'den kaçacağını söylüyorlardı.
Gülen de çok emindi artık. 2015 hedefini bir yıl geriye almıştı.
Halifeliğini bir yıl önceden ilan edecekti.
Bu yüzden İcma ve Kıyas Kurulu toplamaya karar verdi.
Yani, halifeliği İcma Kıyas Kurulu toplantısıyla ilan edilecekti. Hatta kurul toplantısının tarihi de 30 Mart yerel seçimlerinden hemen sonrası için belirlendi. Her şey çok önceden plânlanmıştı. 30 Mart sonrasında seçimleri kaybedeceğine kesin gözüyle baktıkları Erdoğan'ın yurt dışına kaçacağını, süfyan olacağını söylemeye başlamışlardı.
İcma ve Kıyas Kurulu, İslami literatürde "Kur'an-ı kerimde hüküm belirtilmeyen ya da net bir hüküm olmayan bir konuda, benzer olaylar da araştırılıp nihaî bir karar verilmesidir" diye tanımlanıyor.
Bu kurulun hükümlerine kesin gözüyle bakılır ama gerçekten İslam âlimlerinden oluşması gerekir. Çakma âlimleri toplayarak bunu yapmaya kalkıştığınız zaman rezil olursunuz.
Gülen ise atanmış Mısır müftüsü gibi bir takım "Âlimleri" toplayıp, onlara kendi halifeliğini ilan ettirecekti. Böylece kalıcı siyasi otorite olmayı hedefliyordu.
Ancak 30 Mart seçimleriyle hayal kırıklığı yaşadılar.
Erdoğan kapı gibi yerinde duruyordu.
Ve Erdoğan'a süfyan ve kaçacak diyenler, kendilerine kaçacak delik aramaya başladılar. Nitekim pek çoğu bağlantılı oldukları ülkelere sıvışıp adına da utanmadan "hicret" dediler.
Evet, önceki günkü Fethullah Gülen kararına kadar gelinen sürecin özeti bu.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
588477 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/588477.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT