BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ramazan heyecanını kaybediyoruz

Hakkı Arslan
Facebook

Mübârek Ramazan-ı Şerîf ayının neredeyse yarısı geçti. Allah izin verirse bu akşam 16. Teravih'ten itibaren "Elveda Ramazan" diyeceğiz.

Gecesi gündüzü, her dakikası kıymetli 11 ayın sultanı, kıymetini bilemeden, daha alışamadan "Elveda" deyip gidiveriyor.

Siz de hatırlamaz mısınız, daha 15 gün öncesinden Ramazan havası kaplardı sokakları, evimizi, hatta televizyon reklamlarını. Bilen bilmeyen, tutan tutmayan herkes Ramazan geliyor bilirdi.

Şimdi 2. 3. gününde Ramazan'ın başladığından haberi olmayanları duyuyorum, hem de bu "iletişim" çağında.

Hadi tutmayanları geçtik de, tutanlarda bile durum vahim. Ramazan gelip çatıyor, 1-2 gün kalmış, sevinçten kalplerin pırpır etmesi gerekirken Allah korusun böyle bir soğukluk, varmış gibi hissediyorum, kendimde ve herkeste.

Zaten Ramazan temizliği, Ramazan alışverişi gibi hazırlıkları da pek göremez olduk.

Ramazan ayının heyecanı, huzuru, sevinci her geçen sene biraz daha azalıyor sanki.

Ne eskisi kadar iftar davetleri var, ne de sahurda ışıl ışıl parıldayan apartmanlar. Oturduğumuz 600 dairelik koca sitede 60 ev sayamıyorum ışıkları yanan.

İftarlar kibir yarışına dönmeye başladı, iftara fakir çağırmak zaten unutuldu çok, yazık.

Pide kuyruğunu bu sene yalnız bir fırında gördüm. Sıcak pide de öyle kolay bulunmuyor.

Teravih namazını kaçırmayı Bayram Namazını kaçırmak gibi sayardı rahmetli dedem. 7'den 77'ye hepimiz giderdik. (Dikkat, çişini tutamayan küçük çocuklar değil, 7'den itibaren. Zaten 5 yaşındaki çocuk 33 rekat boyunca rahat duramaz.) Şimdi namaz kılan gençlerde bile teravih ortalaması 30 günde 5-10 gün.

Oruç tutmamak için her bahane geçer sayılır oldu. Doktor sigarayı bırak deyince çıkış yolu 'arayıp bırakmasam ne olur ki' diyenler, doktor oruç tutma deyince hiç "olurunu araştırmadan" hemen orucu bırakıyor. Hatta Ramazan yaklaşınca çok kişi kendi kendinin mide doktoru oluveriyor.

Unutmayalım ki Ramazan'da oruç tutmak yük değil fırsattır. Daha doğrusu Allah'ın emridir. Bilinen sayısız hikmetleri, faydaları var ama hiç bir yararını bilmesek bile Allah'ın emri olduğu için tutarız.

Zaten Allah kolaylığını da veriyor. Şahsen Türkiye'nin en sıcak şehirlerinden Antalya'da oruç tutanlar, son 10 senede bütün yazı baştan aşağı oruçlu geçirdik, hiç de zorlanmadık.

Hakikaten oruç tutmayanlar tutanlardan daha fazla susuyor gibi. Ramazan'da elinde su şişesiyle dolaşanlar daha çok yanıyor. Ve havalar da Allah'ın hikmeti orta serinlikte gidiyor. Veya oruç tutanlara mı öyle geliyor bilmiyorum.

Son birkaç senedir denize girme mevsimi bile Ramazan'ın bitmeden başlamıyor. "Şu Müslümanların orucu bitse de denize girsek" diyenler olduğunu duymuştum.

Böyle sıcak ve uzun günlerde oruç tutabilmek Hazreti Ali Efendimizin buyurduğu gibi Allah'ın bir lütfu. O yüzden oruç tutmayanlara kızmak yerine acımak lâzım, böyle bir fırsatı nimeti kaçırdıkları için. Sahurun huzurunu, iftarın bereketini, ferah mide ile öğlen uykusunu ve tabii Allah'ın emrini tutmanın verdiği kalp rahatlığını.

Allah hayırlı uzun ömürler versin annem 60 yaşında, çok mühim ilaçları var ve 17 saat ara verebilecek durumda değil, ilaçlarını sabah 8-9 gibi alması gerekiyor, yani oruç tutamıyor. Bizimle birlikte sahur yapıp, -sabahki ilacı hariç- akşama kadar ağzına bir yudum su koymaz. Oruç tutamasa bile tutuyormuş gibi yemeden içmeden kesilir. (Bu arada sordum, bu sene ilaçları riske atıp tam oruç tutuyormuş.)

Eskiden hep böyleydi, hastalıktan dolayı oruç tutamayanlar gizli yerdi, zorla yerdi. Ölmeyecek kadar.

Hatırlıyorum, 12-13 yaşında yatılı okulda kalıyordum. Bir Ramazan günü gerçekten hastayım, orucu kazaya bıraktım mecburen. Bişeyler yemem lâzım ama yurtta yalnız yenecek bir yer yok.

Pastaneden bi tane poğaça alıp parkta tenha bir köşe buldum. Yüzüm kızararak ve utanarak, gören var mı diye sürekli sağa sola bakarak yemeye çalıştım. Nasıl yediğimi bilemedim, boğazımdan geçmedi, sonunda bitiremeden gizlice çöpe attım.

20-25 yılda bu derece keskin sosyal değişim nasıl oldu akıl alır gibi değil. Elbette hiçbir sene bir öncekini tutmaz, çünkü her geçen saniye Peygamber Efendimizden (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) uzaklaşıyoruz.

Hani Somuncu Baba Hazretleri'ne bir genç gelmiş, "Ekmeğin iyisinden ver baba!" demiş, o mübarek de tezgâhın altından dünden kalma ekmeği çıkarmış, "Baba sen benimle dalga mı geçiyorsun, bayat ekmeği veriyorsun" deyince, "Evlât bu ekmek dünden kalma, yani Peygamber Efendimize (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün daha yakın, o yüzden iyisi bu" buyurmuş.

Hâsılı kelam efendim, devirler hayatlar hızla bozuluyor, ama biz Müslümanlar da bu bozulmaya tüm gücümüzle direnmiyoruz işin doğrusu. Kıymetli hasletlerimizi, âdetlerimizi, gün ve gecelerimizi korumak için yeteri kadar sahip çıkmıyoruz. Ramazan ayı bizim için tam bir toparlanma ayı. Eğer Ramazan heyecanını da elden yitirirsek ne hayatımızın ne önümüzdeki yılların tadı tuzu kalır.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
597154 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/hakki-arslan/597154.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
KAPAT