BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Deyimler, nasıl dendiler -3-

Pembe Zamanlar
Halime Gürbüz
Facebook
Atı alan Üsküdar’ı geçti
Bolu Bey'ine başkaldıran, çoğunlukla ünlü halk şairi ile karıştırılan eşkıya Köroğlu, bir gün atını çaldırmış. Köroğlu, değerli ve zeki bir hayvan olan atını aramak için diyar diyar dolaştıktan sonra, İstanbul'da satılık hayvanlar arasında kendi atını bulmuş. O'nu tanımayan satıcıya müşteri gibi görünmüş. Önce şöyle bir binip deneyeceğini, sonra satın alacağını söyleyerek ata atlamış, hayvan da sahibini tanıdığından, şimşek gibi fırlayıp kaybolmuş. Kıyıya varınca da sala fazla para verip Üsküdar'a çektirmiş. Öfkesinden küplere binip izlemeye yeltenen at cambazına, kalabalıktan biri seslenmiş: “Beyhude çabalama atı alan Üsküdar'ı geçti. O adam Köroğlu’nun kendisi idi...”

Kozunu paylaşmak

Koz ceviz manasına gelir. Eskiden Kastamonu’nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı. Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı. Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı. Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için “Benim oğlan, kozunu paylaşacak çağa geldi” derdi

Dağdan gelip bağdakini kovmak

Köylünün biri kendine ekecek bir saha açmak için dağdaki fundalık ve çalıları söküp temizliyormuş. Ayrık otu gibi çabuk üreyip etrafı kaplayan otları da söküp söküp atmış. Bu ayrık otlarından biri arazinin eğiminden olsa gerek, çok bakımlı bir bağın içine düşmüş. Bağ sahibi de bunu önemsememiş. Fakat bir de bakmış ki bağının her tarafının ayrık otlarıyla dolduğunu görmüş. Bir sürü işçi tutarak bağını bu ayrık otlarından temizlemiş, iyice masrafa girmiş. Toprağın derinliklerine salkım saçak kök salan bu ayrık otlarını temizletirken kendi kendine şöyle mırıldanmış: "Dağdan geldiniz, bağdaki asmalarımı kovmaya kalktınız. Öyle yağma yok!"

Şapa oturmak

Kızıldeniz’in eski bir adı Şap Denizi imiş. Mercana benzeyen beyaz taşlar bu denizden getirilirmiş. Bu taşlar su altında hacimlerini büyüterek yayılır ve gemiler için tehlike oluşturur.
Seyir haritalarında normal gösterilen yerlerde bu şap kayaları büyüdükleri için tehlikelere sebep olurmuş. Eskiden hacca gemiyle gidenler için en sık başa gelen en önemli tehlike buymuş. Hacı bekleyen ahali “İnşallah bizimkiler şapa oturmaz"  deyip dua ederlermiş.

Tadını kaçırmak

Şehre gelen saf bir köylü, çarşı pazar dolaşırken manavda kara incirleri görmüş satın alıp mendiline doldurarak köyünün yolunu tutmuş. Yolda giderken incirlerin tadına bakmış, yedikçe yiyeceği gelmiş. İncirin tadı damağında kalmış.
..
Aylar sonra tekrar şehre inmiş. Daha önce incir aldığı manavı arayıp bulmuş. Mevsimi olmadığından manavda incir yokmuş. İncirin de adını bilmediğinden, manava “İncir var mı?” diye soramamış. İnciri tarif eden köylüye manav “Olsa olsa bunun anlatmak istediği patlıcandır” diyerek, bir okka patlıcan vermiş...
Patlıcanları incire benzetemeyen köylü, o zamandan bu zamana kadar, meyvenin boyu büyümüş, rengi değişmiştir, diyerek patlıcanlardan birinin tadına bakmış. Çiğnedikçe tatsız, tuzsuz bir şey olduğunu anlamış. Suratını ekşiterek manava, “Bak hemşehrim, gücenme dediğime, sen bunların boylarını fazla uzatıp bu sefer tadını kaçırmışsın” demiş.


Ninem diyor ki; Kurdu kemik ile aldatamazsın.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
609292 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/halime-gurbuz/609292.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT