BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Deyimler nasıl dendiler

Pembe Zamanlar
Halime Gürbüz
Facebook

Ateş pahası
Padişah, adamlarıyla birlikte avlanmaya çıkmıştı. Bir ceylanın peşinden koşarlarken zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar.
“Biz nerelere geldik böyle?” diyerek çevrelerine bakındıklarında hava kararmaya yüz tutmuştu.
Gök kararmakla kalmamış, şiddetli bir rüzgâr ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmıştı. Hünkâr ve adamları, bu dağ başında bulabildikleri bir kulübeye kendilerini zor attılar.
Sığındıkları kulübede, geçimini odunculuk yaparak sağlayan gariban bir köylü yaşıyordu.
Padişah kendini özellikle tanıtmak istememişti; ama yoksul oduncu onun kim olduğunu anlamakta gecikmedi. O yüzden de ocağa büyük büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıttı.
Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlardı. Geceyi orada rahatça geçirdiler.
Ertesi gün yola çıkmadan önce padişah oduncuya önce memnuniyetini bildirerek;
“Efendi! Bizi ihya ettin. Harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik” dedi ve sordu:
“Söyle bakalım borcumuz ne kadar?”
Oduncu, kırk yılda bir eline geçen bu imkânı değerlendirdi ve parayı biraz yüksek söyledi:
“Bin altın yeter, beyzadem” dedi.
Ödemeleri padişah adına yapan vekilharç, böylesi yüksek bir bedeli duyunca kızgınlıkla çıkıştı:
“Ne masraf ettin ki bin altın istersin bre densiz?” dedi.
Oduncu, istediği bedelde ısrar etti:
“Sabaha değin ateşi aynı kıvamda tuttum, bu az şey midir?” dedi. “Böyle bir dağ başında böyle bir ateş az bulunur.”  Vekilharç yine dayattı: “Ama ateş bu denli pahalı olur mu hiç?” dedi.
Konuşmanın bu yerinde padişah araya girdi ve vekilharcına buyruğunu bildirdi:
“Ateş iyiydi, Ağa” dedi. “Şimdi pahasını verin...”

***
Atma Cemşit din kardeşiyiz
Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde onlarca devleti barındırdığı devirlerde, elbette asayişi sağlamak her zaman her yerde pek mümkün olmuyordu. Zaman zaman, ayaklanmalar çıktığı gibi, otoritenin uzaklığından istifade eden eşkıyalar, sık sık dağlara çıkıp kendi halklarını soyup soğana çevirmenin yollarını arıyorlardı. İşte Arnavut Cemşit adındaki bir eşkıya başı da, böyle biriydi ve çetesiyle birlikte dağa çıkmış, halka zulmederdi.
İşi iyice azıttıklarının haberi hükûmet merkezine ulaştığında peşlerine bir birlik gönderilmiş ve Cemşit ile arkadaşları saklandıkları yerde kıstırılmıştı. Cemşit, bir kurtuluş, bir hâl çaresi kalmadığını anlayınca askerlere doğru bağırmaya başlamış: “Durun, vurmayın, atmayın! Din kardeşiyiz hepimiz acıyın!"
Teslim olan Cemşit ve çetesi yakalanıp, bu seferlik az bir cezaya mahkûm edilmiş.
Sonraları Cemşit, bu olayı kahve köşelerinde anlatırken:
“More, vallahi gebertecektim zaptiyeleri. Çoluğumuz çocuğumuz var diye ağladılar da acıdım” diye palavra atarmış. Bir gün dinleyenlerden, işin aslını bilen biri, “Atma Cemşit” demiş, “biz de din kardeşiyiz.”
***
İnsan kuş misali...
Üsküdar'da miskin (cüzzam) hastalığına tutulanların barındırıldığı “Miskinler Tekkesi”nde, hastalığın en son safhasında olan ve neredeyse bütün dünya ile alakaları kesik bir hâlde yaşayan iki derbeder vardır. Koğuşun iki ayrı köşesinde yatan bu iki hasta, bir gün nasılsa yerlerini değiştirme kararı alırlar. Ancak bu karar alındıktan sonra her gün konuşup sözleştikleri hâlde bir türlü kalkıp yerlerini değiştirmeleri mümkün olmaz. Neredeyse bir sene uğraşarak büyük bir zahmetle yerlerini değiştirdikten sonra biri diğerine dönerek “İnsan kuş misaliymiş... Geçen yıl neredeydik bu yıl neredeyiz?” der.

***
Bize de mi lo lo?
Adamın birisi borcunu vaktinde ödeyemediği için tefeci tarafından mahkemeye verilmiş. Tanıdığı bir avukata derdini anlatmış. Avukat:
"Ben seni kurtarırım, sen mahkemede hâkim ne sorarsa dilsiz taklidi yaparak lo lo lo dersin, sakın ağzını açıp konuşma" diye talimat vermiş.
Mahkeme günü hâkimin bütün sorduklarına “lo lo lo” demiş ve avukat da "Benim müvekkilim dilsizdir, böyle bir borcu yoktur, haksız bir borç ile zavallıyı mağdur etmek istiyorlar", şeklinde müdafaalarla adamı kurtarmış.
Ertesi gün vekâlet ücretini almaya gelen avukata, adam yine dilsiz taklidi yaparak "lo lo lo" deyince, avukat kızmış; “Yahu, bize de mi lo lo lo, benim verdiğim silahla beni mi vuracaksın?"

Ninem diyor ki; Aşını, eşini, lafını bil.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615388 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/halime-gurbuz/615388.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT