BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Tamah

Pembe Zamanlar
Halime Gürbüz
Facebook
Hâlinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu.
Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin hükümdarı bu gariban adamla ilgilendi ve ona,
 “Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim” dedi.
Biraz bekledikten sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, “Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı” diyerek alıp sarayına götürdü. Saraya varınca adamlarına, balıkçıya ‘elindeki kemiğin ağırlığınca’ altın vermelerini emretti...
Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar. Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu! Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü hâlde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi...
Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu... Bunda bir sır olduğunu anladılar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu;
“Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz. Çünkü doymaz! Ama bir avuç toprak bunu doyurur”
Nitekim bir ‘avuç toprak’ alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi...


Ninem diyor ki; Yoksulluk çok şey ister, açgözlülük ise her şeyi.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
616423 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/halime-gurbuz/616423.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT