BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

VALİDE SULTANIN ALIŞVERİŞ LİSTESİ

Dünden Bugüne
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
Facebook
1876’dan 1878’e kadar devlet iktidarı bâgîlerin elinde kaldı. Her iki padişahın da saltanatı göstermelik idi. Hele kılıç bile kuşanamayan Sultan V. Murad, hakiki halife bile sayılamaz...
 
 
Sosyal medyada üzerinde şu ifadeler yazan bir vesika dolaşıyor: “24 şişe kınakına şarabı [verem tedavisinde kullanılırdı], 300 şişe Bordo şarabı beş franka tanesi [sulandırılarak mide tedavisinde kullanılırdı], 2 anbar Viyana birası anbarı yetmiş frank [bağırsak tedavisinde kullanılırdı], 24 şişe Porto şarabı beheri üç frank, üç düzine sabun beher düzinesi bir lira iki mecidiye, bu numune tütünden altı kantar tütün, ufak fıçı derununda sardalya, lakerda, havyar balık yumurtası, peynir bunları isterim. Bunların parasını nâzır Musa Efendi'den alıp matlub olunan şeyleri gönderin. 11 Temmuz 94 [1878]. Valide Sultan.”
Tamamını bile doğru okuyamadıkları vesikaya, kimi “Osmanlı saray mutfağı her zaman zengindi”, kimi de “Hani Osmanlı bir İslam devletiydi?” diye not düşmüşler. Evvelce “Osmanlı padişahları içki içer miydi?” başlıklı bir yazı neşretmiştik. Bu sebeple şimdi sadece vesika üzerinde durulacaktır.
 
Hangi Valide Sultan?
 
Yıldız Arşivi’ne ait olduğu iddia edilen 23 Recep 1295 tarihli kâğıdın ne başında bir antet ve hitap, ne de altında imza ve mühür vardır. Gerçekte kimin yazdığı belli olmayan ve bir meyhanenin mübayaa listesine benzeyen vesika, bir defa Osmanlı Sarayı’na ait resmî bir vesika değildir. Ayrıca arşivden çıkan her vesikanın da, hakikatin ifadesi olmadığını, ehli bilir. Şu hâlde öteden beri padişahların içki içtiğini ispat için çırpınanların heyecanla sarıldıkları bu kâğıt, ne yazık ki bir şey ifade etmez...
İsmi geçen valide sultanın, tahttan indirilip Çırağan Sarayı’nda ikamete tâbi tutulan Sultan V. Murad’ın annesi Şevkefza Kadınefendi olduğu anlaşılıyor. Bu tarihte padişah Sultan II. Abdülhamid’dir. Şevkefza Kadın, artık valide sultan değildir.
 
Suyun üzerine şato
 
Oğlunun tahta geçmesi için ciddi uğraşıp kaybetmiş ve beraber saraya kapatılmış olan yarı mecnun eski valide sultan, temin edilmeyeceği belli olan böyle bir talepnameyi kime ve niye yazsın? Rastgele birisinin yazıp, Sultan’ın vehmini tahrik için Yıldız’a arz etmiş olması da muhtemeldir.
Bu sebeple kâğıt, ne Sultan Abdülhamid’i, ne de ailesini alakadar eder. Etse etse, hasta ve aklını kaybettiği için mesul bile sayılmayan eski bir padişahı eder. Vesikayı yayanlar, tarihî kronolojiden haberdar bulunmadıkları için, vesikanın Sultan Hamid Sarayı’na ait olmadığını bile fark edememiş; suyun üzerine şato kurmuşlardır.
 
Hapiste ziyafet
 
Bu tarihte Çırağan Sarayı’na giren ve çıkan çok sıkı kontrol altında idi.  Her istediklerini elde edebilecek hâlde değildiler. Hatta vaktiyle bu sarayda yaşayanlar, mesela Sultan V. Murad’ın kızı Fatma Sultan, sonradan Çırağan’da iken tavuk yumurtasına bile hasret kaldıklarını anlatırdı; nerede kaldı, balık yumurtası…
Hem mahlu padişahın, hem de annesinin satın alma işine bakan ağaları vardır. Çırağan Sarayı’nın hazine-i hâssadan muayyen bir tahsisatı vardır. Nasıl olur da diplomatlara protokol yemeği mi verecekmiş gibi tantanalı bir liste tanzim edilebilir?
 
Mal bulmuş mağribi
 
Sultan V. Murad’ın zevcesi Mevhibe Elâru Kadınefendi’nin vaktiyle Akşam gazetesinde neşredilen hatıratında diyor ki: “Sultan Murad namına mutfağa sarf olunmak üzere hazine-i hâssadan [Sultan Abdülhamid’in hususi servetinden] ayda bin lira tahsis edilmiştir.
Sultan Murad için Yıldız Sarayı’ndan bir tabla yemek geldiği gibi, Şehzade Salâhaddin Efendi’ye de hususî bir tabla gönderilirdi. Elbise gibi şeyler ancak iki senede bir verilirdi; o da hayli patırtı ile...”
Mal bulmuş mağribi gibi bu kâğıdı yayanlar, milleti hakikaten bilgilendirmek istiyorlarsa, mesela, Sultan V. Murad’ın kızı Fehime Sultan’ın ne yediğini anlatsalar daha iyi olmaz mı? Vatanından sürgün edilip, Fransa’da sefalet içinde veremden ölmeden evvel, cariyesi sokaklarda dilenerek hanımına günde bir çorba pişirirdi!..
 
Sultan Murâd-ı Nâmurâd
 
Amcasının Avrupa seyahati sırasında nezaket ve yakışıklılığı ile göz dolduran Şehzade, İngilizlerin dikkatini çekti. İstikbalin Osmanlı padişahını ve Müslümanların halifesini kıskaç içine almak istedi. Rivayete göre Galler Prensi’nin de dâhil olduğunu Mason kulübüne kaydedilen genç şehzadenin Kraliçe Victoria’nın kızlarından biriyle evlendirilmesi bile düşünülmüş; ama Sultan Aziz mâni olmuştu.
Genç ve saf şehzâde, mahiyetini bile bilmediği ve Avrupa ileri gelenlerinin çoğunun mensup olduğu bu kulüp sayesinde, belki padişah olunca ecnebi hükûmetlerin desteğini alacağını ummuştu. 1876 senesinde İngiliz destekli bir darbe ile son zamanlardaki icraatı İngiltere’nin hoşuna gitmeyen Sultan Abdülaziz tahttan indirildi; İngiltere için çok şey vadettiği düşünülen şehzade, V. Murad adıyla tahta çıkarıldı.
Ancak yeni padişah, bir cinayete uğrayan amcasının başına gelenlerden dolayı asabi sıhhatini kaybetti. Anayasa ilanına yanaşmayarak kendisini tahta çıkaran Mithat Paşa ve arkadaşlarının beklentilerine cevap vermediği için 93 gün tahtta kaldıktan sonra hal’ edildi. Ailesiyle beraber Çırağan Sarayı ikametine tahsis olundu. Yerine kardeşi Şehzade Abdülhamid Efendi çıkarıldı. Şair şöyle tarih düşürmüştür:
Doksan üçte doksan üç gün padişah-ı mülk olup,
Göçtü uzletgâhına Sultan Murâd-ı nâmurâd.
Böylece 1876’dan 1878’e kadar devletin idaresi, hukuken bâgîlerin (darbecilerin) elinde kaldı. Her iki padişahın da saltanatı (Sultan Reşad gibi) göstermelik idi. Çünki ellerinde güç olmayıp, iktidar darbecilerde idi. Hele kılıç bile kuşanamayan Sultan V. Murad, hakiki halife bile sayılamaz. 1878’den itibaren Sultan II. Abdülhamid ipleri yavaş yavaş ele almaya başladı. Darbenin mesullerini mahkemeye çıkarıp cezalandırdı.
İngiltere’nin ve masonların ayrı ayrı tertipledikleri birkaç darbe teşebbüsü sebebiyle şartları sıkılaştırılan Çırağan Sarayı, altın bir kafes hâline geldi. Darbeciler sonradan birer birer cezasını çektilerse de, hakkında merhamet gösterilen sabık padişah idam edilmeyip, burada ömrünü tamamladı.
 
Berbadına sebep Namık Kemal
 
Kibar, yakışıklı ve hassas Sultan Murad, şehzadeliğinde biraderi Reşad Efendi ile beraber Mevlevî tarikatine mensuptu. Hatta oğlu Salahaddin Efendi’ye, Yenikapı Mevlevihanesi postnişini olan şeyhinin adını vermişti.
Celâleddin Paşa da padişahın tahttan indirilmesini amme efkârına haklı göstermek uğruna Mir’at-ı Hakikat adlı eserinde içki içtiğini yazmıştır.  Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra İttihatçılar tarafından doktorluğuna ve tarassutuna tayin edilen Âtıf Hüseyin Bey, hatıralarında, Sultan Murad’ın gençliğinde çok mazbut bir insan olduğunu; ancak etrafını saran Namık Kemal gibilerin kendisini işrete alıştırdığını nakleder.
Tahttan indirildikten sonra Çırağan Sarayı’nda ailesinden başka kimseyle görüşmeden yaşayan eski padişahın şuuru kısmen düzeldi ve olup bitenleri gayet iyi anladı. Gündüzleri ya kitap okumakla yahud ufak tefek marangozluk işleriyle uğraşırdı. Sultan Abdülhamid hakkında tek menfi kelime konuşmadı; konuşulmasını da menetti.
Bu arada kendisini tekrar gençliğinde olduğu gibi dine verdi. Ömrünü zevcinin yanında geçiren Mevhibe Elâru Hanım, seneler evvel Akşam gazetesinde neşredilen hatıratının 247. tefrikasında Sultan V. Murad’ın namaza muntazaman devam ettiğini söyler. 1904 senesinde, bir ailevi mesele yüzünden şeker komasına girerek vefat etti. Yenicami türbesine defnolundu. Geride 1 oğlu, 3 kızı kaldı...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
615403 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/prof-dr-ekrem-bugra-ekinci/615403.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT