BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Çakmak çakmak gözlerle konuşmaları dinliyordu...

Evdeki gürültüye uyanmış olan küçük Numan; sessizce anacığının dizi dibine çöktü...
 
Koyunlucalı Ahmed Efendi “Bir kadına huzur ver. O da sana dünyaları versin” diye mırıldandı… Evin dört bir köşesini dolaştı, birçok hatıralar canlandı gözünde. Hepsi de daha dün gibiydi. “Benim servetim, yanında huzur bulduklarımda saklı” dedi. “Farklı bir mekâna olan ihtiyaç değil, aslında ve sadece aynı mekânda yapılabilecek herhangi bir değişiklik de aynı hisleri tattırabilir” noktasındaydı.
Döndü, yine Fatıma Hatunun yanına geldi Ahmet Efendi. Uyuyup istirahat etmesi için ikaz etse de nafileydi…
- Sana ne diyeceğimi bilemiyorum hatun! Yoruldun, biraz istirahat etsen!
- Misafirleri uğurlayalım! Sonrası kolay!
- Senelerdir yanımdasın, hep düşünüyordum; “ebeveynlerim ne güzel insanlarmış ki; bana en mahir, en çalışkan, en temiz ve yüzü gibi kalbi de güzel kızı hanım olarak seçmişler.” Şükürler olsun!
- Aman bey! Yine başlama!
- Lütfen bırak tamamlayayım!
- !!!
- Güzel bir şey alıp sana hediye edeyim diye düşünüyordum, layık bir şey bulamıyordum.
- En güzeli duâ… Benim de ona ihtiyacım var!
- Rabbim iki cihan saadeti, sağlık, sıhhat, afiyet, hayırlı uzun ömürler versin hanım!
- Âmin bey! Rabbim muradıma eriştirdi elhamdülillah!
- !!!
Fatıma Hanım vazifesini yapıyordu. “Kadir kıymet bilmek ancak böyle olur” diye başı önde, yüzü al al pembeleşmiş vaziyette şükretti, durdu.
Evin babası; öyle sıradan sağına soluna bakınırken küçüklerden birinin uyandığını, gözlerini ovuşturarak kalktığını gördü… Başında açık kül rengi çizgili bir takke, vücudunun büyük bir kısmını annesinin ördüğü boz koyun yününden bir kazak örtüyordu. Kendine has tavrıyla ve bütün masumluğuyla yürüdü. Çıplak ayakları, olduğundan daha da beyaz görünüyordu.
Gelenin küçük Numan olduğunu görünce gülümsedi.
- Uykunu mu kaçırttık Numan?
- Yok! Böyle kendiliğimden uyandım babacığım!
- Dikkat et üşürsün!
- Peki babacığım.
- Çocukları da uyandırdık bak!
- !!!
Evdeki gürültüye uyanmış olan küçük Numan; sessizce anacığının dizi dibine çöktü, çakmak çakmak gözlerle konuşmaları dinliyordu.
Fatıma Hatun; hâlâ gelecek misafirleri düşünüyor… “Müderrislerin bizim garip hanede ne işleri ola” diye aklından geçirdiği için kendini suçluyor, “hanemiz; ilim ehli zâtların ziyaretiyle şereflenecek elhamdülillah! Rabbime sonsuz kere hamd olsun!..” diyerek duâ ederken yaptığı işin farkına varmış olmanın huzurunu yaşıyordu. “Büyükler hep büyük düşünüyormuş…” dedi sadece… Ellerini tencereye uzatırken önce Koyunlucalı Ahmet Efendiye, sonra canından can, yaşının üstünde olgunluk ve ağırlık hissettiği Numan’ına baktı, kucaklayıp alnından öpmek istedi… Ondan ayrı kalmaya dayanamıyor, onun üzülmesine kıyamıyordu… Âdeta etrafına nur saçıyordu evladı. “Bu çocuk başka bir çocuk” dedi sadece. Hissiyatını, içindeki ruhî durumunu anlatacak kelimesi yoktu. Çok fevkalâde bir hâl kaplamıştı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
610995 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/610995.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT