BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

"Muhterem âlimlerin dilinde olmak ne büyük saadet..."

Kapıdan başını uzatan Ahmed Efendi “İşte beklediklerim burada…” diyerek tebessümle selâm verdi.
 
Sicim gibi boşanan yağmur incecik, billurdan damlacıklar hâlinde taş zemin üzerine üzerine iniyor, önce boz bulanık akıyor, sonra şeffaflaşarak her tarafı âdeta yıkıyor, oluşan şekilsiz derecikler, yer yer mini şelâlecikler hâlinde köpürüyor, bayır aşağı kıvrım kıvrım akarak hızla uzaklaşıyordu. Toprak damların saçaklarına, duvar deliklerine sinmiş serçeler, sığırcıklar boyunlarını kanatlarının altına saklamış, öyle kıpırdamadan duruyor, karakargalar; oradan oraya gruplar hâlinde kanat çırpıyor, bir şey bulmuşçasına gaklayarak ortalığı velveleye veriyordu...
Yağmur; hâlâ devam ediyor, olup bitenleri net görmeye fırsat vermese de nelerin olabileceğini pek iyi anlıyordu. Biraz ıslanmasına rağmen daha fazla oyalanmadan iç kemerden geçti, doğru müderrislerin odasına girdi…
Hanımının onca hazırlığı boşa gitmemeliydi. Bir aksilik olmadan müderrislere kendini göstermeli, “görüyorsun hava pek yağmurlu, müsait, bir başka zaman” demelerine fırsat vermeden Kara Medrese müderrislerini alıp götürmeli, kafasına takılan birçok sualin de cevabını almalıydı.
Kapıdan başını uzatan Ahmed Efendi “İşte beklediklerim burada…” diyerek tebessümle selâm verdi.
- Esselâmü aleyküm.
- Ve aleyküm selâm Ahmet Efendi şöyle ocağa doğru buyur, ıslanmışsın.
- Sormayın! Bahçeden buraya kadar yetti.
- Gel, yaklaş, çekinme! Biz de sizden bahsediyorduk.
- Muhterem âlimlerin dilinde olmak ne saadet.
- Sebebi var! Pek seviliyorsun.
- Berhudar olasınız.
- Bilmukabele…
                  ***
Bulut olur, rahmet yağar.
Hava açar, güneş doğar.
Derin suya girme n’olur!
Yüzme bilmeyeni boğar!
 
Kara Molla Fadıl Efendi, havanın ne durumda olduğunu daha rahat görebilmek için pencereyi açtı. Nefis bir bahar ve toprak kokusu odayı dolduruverdi. Bir müddet hızı kesilmiş yağmuru ve havanın umumi durumunu seyretti. Üzerlerinde yağmur yüklü kara bir bulut, kabarmış bir hindi misali bütün Zülfadl’ın üzerine çullanmış gibiydi. Bir ara rüzgâr hızlandı, kasırgaya dönüştü, hallaç pamuğu gibi ortalığı birbirine kattı. Molla Fadıl, açık pencereyi zar zor kapatmaya çalışırken Koyunlucalı imdada yetişti, ufak bir hareketle kapatıverdi.
- Köylü olmanın bereketi.
- Mahir olmak, desene.
- Estağfirullah! İşimiz bu efendim!
- İşten o kadar kopmuşuz ki; bir pencereyi kapatmakta bile zorlanıyoruz.
- El yatkınlığı bizimkisi muhterem hocam. “Hadi oku…” deseniz bir sayfa aşır okuyamam! Neredeyse öğrendiklerimizi hepten unuttuk.
- Vebâli var Koyunlucalı!
- Biliyorum da, iş güç telaşı, insanda akıl mı bırakıyor hocam?
- Her birini dengeli tutmak gerek… İkisini de yeterince yapmak lazım!
- Doğrudur! Bizimkisi bahane hocam!
- Ben ne yapıp edip ufak tefek ev işlerini yapabilmeliydim, siz de ezberlediklerinizi unutmamalıydınız…
- Haklısınız! İnşallah öyle oluruz hocam!
- İnşallah… Gayret de lazım Koyunlucalı gayret! DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611051 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611051.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT