BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Bu kaçıncı gelişiydi köye tam hatırlayamadı...

"Ana-baba, eş-dost, hısım-akrabayı ziyaretten geri durmayın evlatlarım.”
 
 
 
                    SILA-İ RAHİM
“Rahmetli hocam sık sık tembih ederdi sıla-i rahim yapınız, sıla-i rahim yapınız diye. Şimdi ben de bütün talebelerime diyorum aynısını. Evlatlarım çok mühim... Yeni işlerimize kuvvet bulmak için; ana-baba, eş-dost, hısım-akrabayı ziyaretten geri durmayın.”
Numan, talebeliğe başladıktan ve birçok mesafeler katettikten sonra bu kaçıncı gelişiydi köye? Biraz düşündü; kaç defa olduğunu tam hatırlayamadı. “Sayısı o kadar da mühim değil. Hocamın nasihatine uydum ya” dedi, Zülfadıl köyüne gün doğusu istikametinden girdi. Ne hikmetse ilk karşılaştığı kişi Zülküf’tü. Sanki onu karşılamaya gelmişti.
- Hey Zülküf! Zülküf  Bey!
- !!!
Diye seslense de nafile, bu ikisinin ruhları birbirine zıt yaratılmıştı sanki. Biri ak ise diğeri kara, biri doğu ise, diğeri batı, biri yağmur ise diğeri dolu... Zülküf, karşılık vermeksizin ters ters baktı sadece. Çocukluğundan beri zaten muhabbetle baktığı görülmemişti. İçinden; “müderris ya kendini beğenmiş! Ne şimdi ne başka zaman... asla...” dedi yürüdü.
- Hey Zülküf! Ben komşunuz Numan Numan!
- !!!
Ne dedi ne ettiyse selâmına cevap alamadı Numan. Hatta; “sana gösteririm” manasında başını ve parmağını sallayarak çekip gitti. Zülküf’ün bu iflah olmaz düşmanlığının sebeplerini düşünürken hocasının bir sohbeti aklına geldi:
“Etrafımızda gezip tozan insanlar ikiye ayrılır evlatlarım; birincileri kaba kuvvetlerini, yani kaslarını kullanır, ikincileriyse beyinlerini, akıl ve zekâlarını... Siz aklınızı kullanınız, hatta başkalarının da aklını kullanınız. Başkalarının aklını kullanmak demek; onların tecrübelerini kullanmak demektir, yazdıklarını okumaktır. Ne edin edin en kârlı olanını tercih edin...”
Bir gün de yolda giderken açılan bir mevzu üzerine hocası Ebu Nuaym’den nakille; “Sadaka vermek, iyilik etmek, ana babaya ihsanda bulunmak ve akrabayı ziyaret etmek, şekaveti saadete çevirir, ömrü uzatır ve insanı kötü ölümden muhafaza eder, korur” buyurmuştu…
Bazı yeni yapılan ahırlar, samanlıklar hesaba katılmasa Zülfadl köyü eskisi gibiydi. Bağlar, bahçeler, bostanlar yerli yerlerinde... Çubuk Çayı durmadan akıyordu hâlâ. Tek değişenler ise insanlardı. Vadeleri yetenler ahirete göçmüş, o zaman orta yaş olanlar şimdi ihtiyarlamışlar. Çocuklar büyümüş ev-bark sahibi olmuşlar, yeni yetmeleri tanımak ise imkânsız gibiydi.
Sıla -i rahim; “kan bağı ve evlenme yoluyla oluşan akrabalık bağlarını yaşatma, onlarla irtibatı devam ettirme, haklarını gözetme, alaka gösterme, iyilik ve yardımda bulunma, ziyaret etme ve en mühimi de duâlarını almak, helâlleşmek demekti Numan’a göre. Bir de; gidip dönmemek, gelip bulamamak vardı işin içinde.
Küçük bulut kümelerini saymazsak hava gayet açık, batı ufkuna yaklaşmış güneşin sarı mızrak gibi hüzmeleri; meyve ağaçlardan pek zahmetle geçebildiğinden olsa gerek bahçe, oldukça serin, mor tülden gölgelerle kaplıydı. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611829 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/611829.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT