BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Sazlıkların arasından, erkek süsü verilmiş bir kadın sesi duydu!..

Nene, sese cevap vermedi. Bağıranı tanımaya çalışırken kamasını kontrol etti!
 
 
Bu ani bağrışmadan olsa gerek Nene Gelin’in kalbi sıkıştı, canı acıdı. Biricik evladı Nazım’a şefkatle baktı. Mışıl mışıl uyuyordu. “Canım evladım! Bir tanem!” diye yanağına bir öpücük kondurdu. Kimselere bir şey belli etmeden usulca doğruldu. Çevreyi kontrol etti. Gözlerini kısarak, seslerin geldiği tarafa doğru dikkatlice baktı.
Paslı bakır bir levha gibi toprak yol boyunca uzanan küçük gölün sazlıkları oynaşıyordu. Ne yapsa, ne etse aklına hep kötü şeyler geliyor, gözlerinden yüzüne süzülen billurdan yaşlara mâni olamıyordu. Dudaklarında daima duâları ve içinde bulunduğu hâli gösteren “Aciz bir kulum! Hanımlar zayıf olduğu için ağlamıyorum! Uzun müddet kuvvetli görünmek mecburiyetinde kaldığım, çok yorulduğum için ağlıyorum!” sözleri, yürüdü.
Nereden çıktığı belli olmayan kargalar, havaya fırlatılmış canlı kömür parçaları gibi karmakarışık uçuşuyorlar, keskin, kaba sesleriyle durmadan “gak gak” diye bağırıyordu. Kalbindeki ağır elem gittikçe artıyordu. “Hayırdır inşallah" dedi. Canı o kadar sıkılıyordu ki... Elleri koynunda, başı önüne eğik, bastığı çimenlere pür dikkat bakarak yavaş yavaş ilerledi. Çalıların örttüğü kuytu, karanlık bir köşeye gizlendi. Gözleri; ay ışığında gümüşten devasa bir tepsi gibi parıldayan göl kenarındaki kamışlıklarda. Nefesini tutarak pürdikkat beklemeye başladı.
Cemaat, yatsı namazı kılmaya devam ediyordu. Kadınlardan bir kısmı da uymuştu. Üç rekât sükûnetle tamamlandı. Dördüncü rekâtın secdesine varınca bir vaveyla daha koptu. İnsan çığlıkları, çocuk bağrışmaları, hayvanların ürkerek sağa sola kaçışı; ortalık kısa zamanda bir harp sahasına çevrildi. Uyuyanlar da uyanmıştı lakin ne yapacaklarını bilemiyordu!
Sazlıkların arasından, erkek süsü verilmiş bir kadın sesi duydu:
- Nene!
- Hı!
- Hey, Nene... Hey kız!...
- !!!
- Kız Nene!
- !!!
- Nene Gelin, kız sağır mısın?
Nene, sese cevap vermedi. Bağıranı tanımaya çalışırken; yerinde mi, değil mi, diye düşündüğü ve köyde kocasının verdiği kamasını kontrol etti. Etrafa kulak kabarttı. Ne kadar değiştirse de bu ses yabancı gelmiyordu lakin ihtimal vermiyordu. “Züleyha” diyecekti ama dili varmıyordu.
Herkes can derdine düşmüşken o, kamışların arasından çıkmaya çalışana odaklandı. Elinde silahı, ayakları çizmeli, başında erkek kalpağı, tam eşkıya reisi görünümlü biri çıktı. Nene, gizlice tutacak şekilde sessizce yaklaştı. Ani ve seri bir hareketle gırtlağına yapıştı yere yıktı. Kalpağını çıkardı. Gördüğüne inanamadı.
- Kız Züleyha! Sen ha!
- Ben ya! Ne sandın?
- Ne bu hâl?
- İşte bundan sonra böyle!
- Latife mi?
- Şaka yapmıyorum!
- Kız sahi değil de!
- Ya sen de!
- Hani gelmeyecektiniz? Peki geldiniz, bu kıyafetler de ne demek oluyor? Niçin, kimden saklanıyorsun?
- !!!
- Kız konuş! Dilini mi yuttun?
- Konuşacak ne var?
- İstersen konuşursun!
- Senin için geldim Nene! DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617018 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617018.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT