BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Herkes yorgundu, lakin tarifsiz bir mücadele azmi içindeydiler

"Hey Ablacığım! meraklanma ben buradayım! Lütfen hanımlar geri çekilsin!"
 
Duâ ile gaza birlikte olunca, zaferin müyesser olacağını pekâlâ biliyordu. Eskiden beri; leşker-i gaza ile leşker-i duâ ordularının harikulâde destanları, Osmanlı diyarlarında kulaktan kulağa söylenip dururdu…
Birinin attan düştüğünü gördü. Acaba kardeşi miydi? Yüreği ağzına geldi. Birbirine karışmış insanların arkasında, iri bir vücut yerde upuzun yatıyordu. Taş atımı mesafedeydi… Kır atlı biri, kılıcını çekip üzerine savurmak isterken arkadan biri yetişti ikisi birlikte kuru otların içine yuvarlandılar. Hoca Hanım, her şeyi unutmuştu. Durmadan koşuyordu, sadece. Koşarken ayağı eteğine mi yoksa bir taşa mı takıldı ne tökezlendi. Peşi sıra arkasından gelen kadınlar, kolundan tuttukları gibi kaldırdılar. Hemen toplandı. Düşen sopasını aldı, gideceği tarafa baktı. Nene Gelin’in kocası Mehmet Abdullah, azgın eşkıyayı Cehenneme göndermişti. Hiç durmadan kaması elinde, yine yıldırım hızıyla atına sıçradı, kaçanların peşine takıldı… Seyyide Nefise Hanımefendi, bütün kuvvetiyle onlara yetişmek için koşarken, Osman Bedreddin’in elini sallayarak, avazı çıktığı kadar bağırdığını gördü:
- Hey! Ablacığım, meraklanma ben buradayım! Lütfen hanımlar geri çekilsin! İş tamam! Korkulacak bir şey yok!
- !!!
Bu hadise o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar kısa zamanda olup bitmişti ki… Seyyide Nefise “Ah! Osman’ımmış!” diye olduğu yerde dikildi kaldı. Kavga, dövüş bilmeyen kardeşinin tereddüt etmeden bu yaptıkları göğsünü kabartmıştı…
Her şey yoluna girdiği sanıldığı bir anda bir bağrışma daha duyuldu. Bu arada Hafız Efendi’nin aniden fırladığını gördü, nefesi tutuldu, pek şaşırdı! “Gitme gardaşım” diyemedi! Bu savaş, dövüş görmemiş, yaşamamış çiçeği burnunda talebe, sanki kuş gibi uçuyordu. Pehlivan endamlı bir eşkıyaya yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki, adam neye uğradığını anlamadan, atından tepesi üstü kayalara yuvarlandı. Çaldıkları elinden düştü. Osman Bedreddin eğildi, yerdekileri aldı, hemen oracıkta olanlara uzattı.
Herkes yorulmuştu lakin tarifsiz bir mücadele azmi içindeydiler. Eşkıyalar, cetin cevize çatmışlardı.
Gençler kısa zamanda toparlandı, yaralı olanların yaraları sarıldı, muhabbetle kucaklaştı, birbirlerine “geçmiş olsun” dedikten sonra; “ölen, yaralı olan, kaçan var mı?” diye kontroller de yapıldıktan sonra arabaların yanına geldi. Seyyide Nefise Hanım; 
- Yüzün ak olsun, ey yiğit kardeşim! Rabbim ömrüne bereket versin! diye duâ etti.
- Âmin âmin… sesleri vadide yankılandı.
Hafız efendi, “Ne yaptık ki, vazifemizdi” dedi, fazla sesini çıkarmadı. Bu amansız mücadele onu pek yormuştu. Olduğu yerde çöküp bir müddet öyle kaldı.
Osman Bedreddin Efendi, Mehmet Abdullah zamanlamayı, baskın üzerine baskını çok iyi yapmışlardı. İki koldan ansızın eşkıyaların üzerine çullanmış, elebaşlarını öldürmüş, bütün silahlarını, mühimmatlarını ellerinden almış, eşkıyaları da derdest edip getirmişlerdi. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617094 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617094.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT