BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ne istediğini yapabiliyor, ne de burayı terk edebiliyordu!

Hayat arkadaşlığı da şimdi lazımdı. O zaman üzerine düşeni yapmalıydı.
 
 
Can sıkıntısından olsa gerek Nene Gelin, bir ninni mırıldanmaya başladı, ağlar gibiydi:
 
Ejder tepesinden türlü çiçekler dersem,
Canım, sevdalım gelince eline versem.
Ben nazlı Aslı olsam, o da dertli Kerem,
Yanan, tutuşan küllerden murada ersem!
 
Derinden “Ah! Ahh!” ederek içini çekti. Sonra “Allah’ım; rıza-i ilahine aykırı bir şey yapmaktan muhafaza buyur, sabrımı arttır, beni, Mehmet’imi, aile efradımı, konu komşumuzu, Erzurum ahalisini ve bütün ümmet-i Muhammed’i her türlü tehlikelerden muhafaza eyle…” diye duâ etti. Başka elinden ne gelebilirdi, kadın hâliyle? Sığınabileceği en büyük kapıya yönelmek kalbini rahatlatıyordu her şeyden önce.
Eğer örtülü olmasaydı; boyun ve kol damarları, uzaktan belli olacak kadar kabarmış, sinirli bir levent görünümüyle korku uyandırırdı. Başındaki ihramını sıkı sıkı sardı, sarmaladı, yüzünü kapattı iyice. Şimdiye kadar hep herkesi korumuş kollamıştı. Sıra kendindeydi; kendini her türlü tehlikeden muhafaza edecekti ama bu işi nasıl yapacaktı, onu tam bilemiyordu? İyi düşünüp isabetli karar vermeliydi. Sözün özü; ‘ehem’i ‘mühim’e tercih etmeliydi. Elhamdülillah gençti, kuvvetliydi... Hayat arkadaşlığı da şimdi lazımdı. O zaman üzerine düşeni yapmalıydı.
Büyükleri hep buyururlardı: “Ya hürriyet, ya ölüm!..”
Şimdiki gençlerin ağzında en çok konuşulan iki kelimeyi o da aynı inançla tekrar etti. Bunu derken başka tercihin kalmadığını da söylemiş oluyordu. Bir gece içinde, şu düşman eline geçmiş yerleri ellerinden almak işten bile değildi. Kadın hâliyle o cesareti vardı, fakat o silahı yoktu. Emindi; evinin erkeği, yiğidi onlara bir şey belli etmese de aynı şeyleri düşünüyor, kahroluyordu. Şartlar zor ve ürkütücüydü.
“Nene var, kahramanı yok!”
Ne istediğini yapabiliyor, ne de burayı terk edebiliyordu. Düşmana cepheleri dar ettiren şanlı askerler, akıncılar, diğer mücahidler, vazifelerini tamamlamış, çoktan ahiret ordusuna katılıp şimdi birer Fatiha bekliyorlardı… Kendisinin sağlıklı olması, ayakta kalması ve bugünleri görmesi Allahü teâlâ’nın bir lütfu değil miydi? O hâlde bahane aramamalı, üzerine düşeni de yapmalıydı.
Osmanlı ecdadının yaptırdığı bu tabyaların sayesinde ordumuzun Deveboynu Boğazı’nın her iki tarafına da hâkim olması, kolaylaşmıştı. Ya şimdi?
 
Atalar hep; “dişi kuş yuvayı yapar” der.
Zalimler de yakar yıkar, tarumar eder.
Böyledir hep; cinsi bozuk, cinsine çeker.
Dahası; insan ne ektiyse onu biçer.
                            ***
    MEHMET’İ MEHMETÇİK OLUYOR…
Eve eşyaları, çoluk çocuğu, alelacele bıraktı, zor işleri yapmaya koyuldu  Mehmet Abdullah. Nene’ye yeteri kadar yük zaten kalıyordu. Bu telaşede bir de erkek işleriyle uğraşmasını, üzülüp helak olmasını istemiyordu. DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617201 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617201.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT