BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Eledim eledim höllük eledim, Aynalı beşikte bebek beledim...

Aklına, bebeğinin altına koyacağı höllük geldi: "Karanlık çökmeden gidip geleyim...”
 
Mehmet Abdullah:
- Şimdilik Allah’a ısmarladık Nene’m. İnşallah sen yapabileceklerini yap; nasip nasıl olur bilemem, eğer akşama kadar gelirsem eksikleri tamamlarım evelallah! Zaten en zor olanları yaptık. Beşik de tamam. Tavana iki tane mısmar çaktım. İnan, yatsam beni de taşıyacak sağlamlıkta.
- Ellerine sağlık bey! Sen bizi merak etme; şükür, başımızı sokabileceğimiz bir evimiz var. Düşünmek dahi istemiyorum; ya bir de çadırda olsaydık, ya sokaklarda! Bir bebe, ihtiyarlar… ne yapardık? Baksana dağ taş çadır; muhacir, at, araba kaynıyor.
- Yeri olmayanlara, çadırdakilere Rabbim kolaylık versin! Çok zor, çok! Cenâb-ı Allah kuvvet verdi, ben de aldım. Şehirde bir kışlığımızın olmasını babam, anam pek istiyordu. “Ömürlerinin sonunda onları sevindireyim, duâlarını alayım” istedim. Maldan davardan sattıklarımız, buraya nasip oldu. Her şey nasip kısmet Nene’m.
- Nasipten öteye yol yok bey! O hırsız, eşkıya Ermeni çetelerinin baskını olmasaydı satmazdık herhâlde.
- Onların müstahakını versin Rabbim! Hatırlatmasaydın, giderayak!
- Doğru dersin Mehmet’im! Nereden aklıma geldi? Tam da… neyse, aslında ben de yaralarını tazelemek istemezdim de…
- Pis canları Cehenneme! Güzel şeylerden bahsedelim; seni çok çok…
- Gerisini söyleme…
- Tamam Nene’m! Gelmezsem meraklanma! Bil ki duâm kabul olmuş, askere alınmışımdır.
- Yolun, bahtın açık olsun, huzurun daim... Cenâb-ı Allah, her türlü tehlikelerden muhafaza buyursun bey! Güle güle git, güle güle gel… Düşmanı topraklarımızdan bir kovalım, gerisi kolay!
- Sen duâ et ve hakkını helâl et, kâfi.
- Hakkımı helâl ettim. Duâlarım size, askerlerimize, bütün kalbimle hem de...
- Hatunum, büyüklerimiz hep derlerdi; “Gidip de dönmemek, gelip bulmamak da var!” Netice ne olursa olsun sakın ha üzülmeyesin! Söz ver bana?
- Öyle ya! İşin ucunda, “gelip bulmama” da var! Buna razıyım ama senin dönmemene alışamam, sanmıyorum!
- Benim mert hayat arkadaşıma yakışmadı bu! Her halükârda üzülmeyeceğiz her ikimiz de! Söz mü?
- Söz!
Sadece demesi kolaydı. Bağrına taş basarak erinin ardı sıra baktı, taa o dar sokaklarda kayboluncaya kadar. Gözleri, boncuk boncuk yaş dolarken, şunları mırıldanıyordu titrek dudakları:
“Muhabbetin fazileti, sevdanın ihtişamı, mutluluğun gözleri ve seni özlemenin hazzını yaşattın ya güzel insan, Mehmet Abdullah’ım, sevgili erim, yolun açık olsun!..”
Sonra aklına bebeğinin altına koyacağı höllük geldi. "Karanlık çökmeden gidip geleyim...” dedi, yürüdü. En yakın höllüklüğe uğradı. Mâniler söyleyerek peştamalını doldurdu, hızla eve döndü Nene Gelin.
Eledim eledim höllük eledim,
Aynalı beşikte bebek beledim.
Büyüttüm, besledim, asker eyledim,
Gitti de gelmedi buna ne çare,
Derdimi söylemem küsmüşüm yâre?
 
Bir güzel simâdır aklımı alan,
Ayrılık acısın sineme salan.
Bizi kınamasın ehl-i din olan.
Tutuşan kalbime yok mudur çare?
Bağladın elimi kaldım avare!
DEVAMI YARIN
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
617231 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ragip-karadayi/617231.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT