BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İP VE KUYU

Türkçede “ipiyle kuyuya inilmez” diye bir söz vardır. Güvenilmezliği ifade eder. Bu ölçü, insanlar için kullanılabileceği gibi devletler için de geçerlidir. “Dış politikada ebedî dostluk ve ebedî düşmanlık yoktur’’ sözü, bir bakıma bu deyimin şerhidir. Kişi hayatlarında dostluk, samimiyet, vefâ, diğerkâmlık belki mümkündür ama bunu devletlerarası münasebetlerde aramak çok safdillik olur. Orada sadece çıkar ve menfaat vardır. Adalet ve hakkaniyet yoktur. Güçlü olan, haklıdır.
Şimdilerde devlet için kullanılan, ittifak ve müttefiklik kavramları eski devirler gündeminde bilinmezdi. 1789 Fransız İhtilalini esas alırsak bu tarih, imparatorlukların yerini millî devletlerin almaya başlamasının, önce fikren bir müddet sonra fiilen başlangıcıdır. Fikrin hayata geçmesiyle kavim, ırk millet esaslı devletler zuhur etmeye başlamıştır. Bundan öncesinde imparatorluklar vardır. O günkü bütün dünyada imparatorluk sayısı olsa olsa 10 kadardır. O imparatorluklar da birbirlerini dengelerdi. Millî devlet fikri, 1789’da toprağa düşmüş, 1918’de Asya ve Avrupa imparatorluklarının Japon ve İngilizlerinkiler hariç tamama yakını tasfiye olmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa; Mısır’a karşı da Rusya ile ittifaklara girişmesi 19. asrın ortalarındadır. 20. asrın başlarındaysa İngilizler başta olmak üzere diğer müstemlekeci Avrupa devletlerine karşı Almanlarla İttihad ve Terakki hükûmetlerinin ittifakı vardır. TBMM hükûmeti döneminde de Ruslarla kısa bir alışveriş yaşanmıştır. Hiçbir ittifak işe yaramadı. Bizim için sonun başlangıcı, 1877-78 Türk-Rus Harbi’dir. Başımıza gelen her felaket yani Trablus, Balkan, Sarıkamış, Nablus, Kanal gibi harpler bu başlangıçtan doğan yıkımlardır.
19. asrın ortalarında ittifak etmeyi tanıyan, 20. asrın başında müttefik cepheler kuran dünya devletleri, I. Cihan Harbi’nden sonra Cemiyet-i Akvam adıyla ilk BM’yi gerçekleştirdi. Ancak bu teşkilat, II. Dünya Fırtınasının kopmasını durduramadı. II. Dünya Harbi’nden sonraysa, BM, NATO, Varşova Paktı, AB gibi kuruluşlar doğdu. Soğuk Savaş boyunca yaşayan bu kuruluşlardan sosyalist dünyayı temsil eden Varşova Paktı artık yoktur. AB şiddetli, NATO ise daha az şiddetle sancılar yaşamaktadır. Bugün varılan noktada devletler tekrar I. Dünya Harbi izleri üstünde gitmekteler. Irak’tan, Suriye’ye, Mısır’dan, Libya’ya yaşanan budur. Bu manzarada ABD, II. Dünya Harbi’nden sonra ortaya çıkan başrol oyuncusudur. Onun için SSCB caydırıcı unsurdu. SSCB, 21. asrı göremeyerek yıkıldı. Fakat Rusya safra atmış olarak 21. asrın şafağında kendini yeniledi. İran, hep oradaydı. 1979’da yeni bir yola girdi. Bilhassa kuvvetli kültürel birikimiyle yeni bir hayat tarzını tercih etti ve ideoloji ihracına başladı. Bir kere daha tekrar edebiliriz ki ABD-İran çatışması yayılmacılıktan doğmaktadır. Türkiye’nin kendisiyle barışması, Cumhuriyetin 50. yılından çok sonra, Turgut Özal’la başlamış, fakat darbeler, Cumhuriyetten neredeyse bir asır sonra durmuştur.
Bugün, ABD, dünden daha kuvvetli değildir. Bugün BM, NATO, AB sorgulanmaktadır. Bugün Arap âlemi çöküntü yaşamaktadır. İran yalnızdır. Çin yıka-devire yükselmeye çalışmaktadır.  
Türkiye’ye büyük ümidler bağlanmıştır. Devletleri olmayabilir ama 1 milyar 750 milyon Müslümanın gözü Ankara’da, üzerimizdedir. Sorumluluğumuz çok büyük. Bu yüzden devlet olarak dost tercihinde çok seçici olmak zorundayız. Eğer tarih, ders almak içinse 1800-1950 arası bir buçuk asır bize yeter derslerle doludur. Bir gün dost veya yeni tabirle müttefik olan bir devlet, biraz sonra diğer saftadır. Bir başka zaman ülkemizi işgal edendir. Bundan dolayı geçmiş devlet adamalarını hatırlamak lâzım. Denir ki Abdülhamid Han, bazı mevzuları Rus sefirine sordurur, onun dediğinin aksini emredermiş. Haksız sayılmaz; çünkü “ayıdan post, moskoftan dost olmaz!’’ sözü o günlerde çok kavi bir inançtır. Gücünü bu asra yakın zamanlara dek devam ettirdi. Çin’i Bilge Kağan daha o vakitte teşhis etmişti. Göktürk Âbidlerindeki şifahi vasiyet bunun eseridir. İngiliz’in güvenilmezliğini milletimiz tam kavramıştır. Amerika, Fransız, Alman’ın günebakan politikaları, duruma göre dönüş yapmaları zaten gündemde. Süleyman Demirel’in “süper güçle ittifak, ayıyla bir çuvala girmek gibidir’’ sözünü, Necmettin Erbakan’ın AB’yi ‘’Hıristiyan Kulubü’’ saymasını, Bülent Ecevit’in AB’ye dair “onlar ortak, biz pazar’’ tarifini unutmamak iyi olur.
Bugün farkında olmalı ki imparatorluklar hemen neredeyse yıkılmış 19. 18. asra göre devlet sayısı 20 kat kadar artmış fakat gerçekte bir şey değişmemiştir. Hakikat o ki BM Güvenlik Konseyi’ndeki 5 devlet fiilen imparatorluktur. Onlara bir 5 daha eklenirse ortaya 10 “devlet’’ çıkar. Bir bakıma “G20’’ dedikleri budur. Yani dünya, BM üyesi 193 devlet değil, 10 veya 20 devletli bir kaypak zemindir. Bu dünyada hiçbir devletin ipine güvenilmez. Kimsenin ipiyle kuyuya inilmez. Bu şartlarda bir kere daha önümüze büyük fırsatlar çıkmaktadır. Onları “Sultan Hamid kıvrak siyasetiyle’’ iyi değerlendirmeli. Ankara, SSCB’nin yıkılma ihtimaline hiçbir zaman çalışmadı. Onun için Demirel “Ama Kızılordu var!’’ demişti.
Bir gün elbette ABD de yıkılacaktır. O zaman yerini kim alır? Ankara o yere talip olarak bugünden çalışmalıdır. O gün belki 25 belki 50 sene sonradır ama bir gün gelecektir. 2070’in saklı hedefi bu olmalı.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611644 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/611644.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT